|
 |
|
|
Sevgiyi belli etmek
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Soruyorlar, belki siz de soruyorsunuz "Neden insanlar sevgilerini ölümden sonra belli ediyor, yaşarlarken belli etseler ya" diye. Özellikle Özal, Barış Manço, Sakıp Sabancı, Ahmet Piriştina gibi topluma mal olmuş pek çok kayıptan sonra yaşanan bir his bu.
En güzel sözler insanlar göçüp gittikten sonra söyleniyor gibi, en güzel yazılar ölüm haberinden sonra yazılıyor. Böyle olmamalı deniyor. Olmamalı da dünya bu şekilde döndükçe böyle olması normal değil mi?
* * *
Ne de olsa ölümler cümlelerin sonundaki noktalar gibi. Noktayı görmeden maalesef cümlenin anlamı tam kavranamıyor. Ve ölen, tiyatro perdesi kapanırken verilen selamdaki alkışı hakkediyor ne olursa olsun. Kaldı ki insanları en çok ölümler insanlaştırıyor, yumuşatıyor, içeride sıkışıp kalmış insanca ne varsa açığa çıkarıyor. Ve kişinin yaşarken topluma verdiklerinin bilançosu ne yazık ki cenazesinde netleşiyor.
Dünyada günde yüzbinden fazla insanın öldüğü tahmin ediliyor.
Bunlardan kaçından haberimiz olduğuna bakarsak çoğu ölüm için yalnızca istatistik diyebiliriz. Ölümler de kategorik yani. Kamuoyu açısından nadiren önemlisi, yani haber niteliği taşıyanı var, çok miktarda daha önemsizi, bir sürü iyice detay olanı. Medyadaki listede hangi sırada yer aldığınıza bağlı olarak.
Nasıl ve ne zaman öldüğünüz de kritik. Şekil şartları hayati önemde. Başı kesilen Güney Koreli mühendis kalp krizinden gitse kimsenin haberi olmayacakken şimdi hepimiz acıyoruz adamcağıza. Bu arada sadece perşembe günü Irak'ta rutin şekilde bombayla ölen 75 kişi bir cümleyle geçilecek muhtemelen.
Rahmetli Piriştina on yıl daha yaşasa ve mesela emekliye ayrıldıktan sonra kalp krizinden ölse acaba cenazesi bu kadar kalabalık olur muydu? Hizmetlerini daha da ileri götürüp mükemmelleştirdikten sonra bile. Ölümünden sonra çıkan yazılardan hangileri çıkardı o on yılda?
Gündelik hayatın curcunası içinde durup birilerini takdir etmeye, "senin farkındayım ve yanındayım" demeye falan vakit yok. Yakınlarınıza ne kadar belli ediyorsunuz ki sevginizi? Ses çıkarmıyoruz. Sesi çıkanlar daha çok canı yananlar ya da can yakmaya çalışanlar. Kurulu düzen belli bir acımasızlığı peşinen istiyor zaten.
Rekabet var. Rekabet sert. Yüceltmek pek geçerli bir tarz değil. Sert eleştiriler, küstahlık, hatta aşağılamak zaman zaman prim yapıyor. Herhangi bir çıkar beklentisi olmadan kişiyi onurlandırmak gibi bir alışkanlık da yok. İlişkilere daha ziyade yatırım gözüyle bakılıyor.
* * *
Yönetilenlerle yönetenler arasındaki güvensizlik. İşçiyle işveren, gelişmiş ülkelerle gelişmemişler, o medeniyetle şu medeniyet arasında gerginlikler... Kim kime sahip çıkıyorsa, "mutlaka bir hesabı vardır" anlayışı...
Küreselleşmenin bu safhasında ilişkilerin alenen karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu olması...
Mahalle boyutunda bile çoklu, ince ve derin çıkarlar. Bu atmosfer insani bakışı bozuyor tabii ki. O yüzden özleneni sembolize eden sevilen insanların ölümü bir anda beklenmedik boyutta toplumsal bir hüzüne dönüşüyor.
Bazen abartılı ama genelde çok içten gözyaşları dökülüyor. İnsanlar duygusal olarak uyanıyor sanki.
Ölüm bir anlamda insanları sarsıp kendine getiriyor. Yaşarken söylenemeyen iyi şeylerin cenazeden sonra söylenmesi ondan.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|