|
 |
|
|
Talihleri değişti
Hollanda tribünlerinde bir pankart var. "Johan: Biz daha iyiyiz" diyor. Bu açıklama İsveç'ten daha iyi olduklarını değil, şu andaki Hollanda'dan daha iyi olduklarını söylüyor. Hollanda ve Barcelona'nın her daim Marko Paşa'sı (o fikri sorulmadan da söyleyen cinsinden ama) Cruyff böyle demiş. 'Bir bilen' yine olaya sadece sözlü olmak üzere müdahale etmiş. Cruyff'un futbol hakkında yaptığı yorumlara pek katılamasam da (zira o da 'futbol bittici'lerden) bu kez ona hak vermemek mümkün değil.
Maçtan önce basın odasında konuştuğumuz Avustralyalı gazeteci Andy Oriatti'nin yorumu Portakalların seçicisinin tavrını çok güzel özetliyordu aslında... Kadroya baktı ve "Evet, yine 95'in takımını çıkarmış" dedi. 20 yaşındaki Robben'i, Çek maçında çıkardığı için aldığı eleştiriler, onu sadece bu oyuncuyu kadroya almaya ikna edebilmişti. Bir de Van Der Meyde sabitti. Bunun dışında 95'te Milan'ı 1 - 0 yenip Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış oyunculardan ve onların jenerasyonuna yakın Stam, Nistelrooy ve Cocu'dan kurulu takım sahadaydı.
Turnuvanın en sıcak kentinin en sıcak havasında maça çıktılar. 4 gün önce kuzeyde en soğuk havada yine onlar yağmur altında oynamışlardı. Kadro okunurken çılgın gibi oyuncularını alkışlayan Portakallar, Advocaat'ı aynı volümle ıslıkladı. Bu korkunç sıcakta İsveç'in Linderoth ve Svensson'dan müteşekkil orta saha göbeği, Davids'in bitmez gücüne teslim oldu. Cocu savunmanın neredeyse içinde oynuyor, Seedorf geriye yardım ediyor, Nistelrooy çoğu zaman akınlara yetişememe pahasına geriye geliyordu. Böylece ilk yarıda pozisyon vermediler. Ama Robben'in bir şutu dışında şans da yakalayamadılar.
İkinci yarıda cehennemi sıcak güneşin saklanışıyla biraz olsun yumuşadı. Hollanda De Boer'un yerine Bouma'nın oyuna girişiyle artık daha güvenli çok adamla geliyordu. Ama İsveç de bu oyundan pozisyon çıkarmaya başladı. Advocaat bu durumu yine ıslıklarla karşılanan bir değişiklikle çözmeye çalıştı. Davids'in yerine Heitinga'yı alıp 3'lü savunmaya döndü. Ama sorun bu değildi ki. İsveç rampaya yattı. Kalabalık bir kütle savunmayla rakibi karşılayıp kontra beklemeye başladılar. Böylece oyun kilitlendi. Hollanda bir süreliğine hareketsiz bir oyunla, varyasyonsuz bir kelepçe taktı. Ya da öyle zannetti. İsveç'in düz oyuncuları çok basit bir savunmayla direndi. Maç uzadı. 90 dakika ne kadar unutulması gereken bir maçsa uzatmalar da o kadar unutulmazdı. 93'te Robben'in şutunda topu elinden kaçıran ve topun direkten dönmesiyle rahatlayan Isaakson'un 107'de Seedorf'un firikiğini çıkarışı jeneriklikti. 113'te Larsson'un üst direkte volesi ve 117'de bu kez Ljunberg'in yan direğe takılışı da. Ve bu dramdan penaltılar çıktı. Hollanda'nın makus, penaltılarla elenme talihi en kötü oynadığı turnuvada döndü.
Ama bir şey değişmiyor. Hollanda'nın dramı başka... Eğer 95'te Advocaat Ajax'ın başında olsa Viyana'da bu kez 88'in takımını çıkarır, bugün sahada olanlar, hiç olmazlardı. İşte Hollanda'nın asıl sorunu bu...
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|