|
 |
|
|
Türkiye treni!
Doğu ile Batı arasında köprü... Uygarlıkların buluşma noktası... İslamla demokrasiyi, İslamla moderniteyi, laikliği mümkün kılan model, örnek...
Türkiye'yle ilgili bu söylem uzun yıllardan beri piyasadadır. Ama pazar payı soğuk savaş döneminde büyük değildi. Hatta 11 Eylül'e kadar alıcısı fazla yoktu.
Değişik çevrelerde Türkiye'nin modelliği ara sıra konuşulur, ama işin gerçeğinde dudak bükülürdü. Ankara'nın duymaktan hoşlandığı bir söylem olduğu için de, Batılı dostlar bizim devlet büyüklerinin huzurunda nutuk atarken vitrin süsü olarak bu konuya birkaç cümleyle değinirlerdi.
Ama artık bu değişiyor.
Türkiye'nin modelliği, örnekliği uluslararası sahnede çok daha fazla ciddiye alınmaya başladı.
İki temel nedeni var:
İlki, 11 Eylül dünyası.
İkincisi, Türkiye'nin kendi evinin içini derleyip toplamaya başlaması. Yani Avrupa Birliği yolunda demokrasi ve hukuk açısından reformcu atılımlar ve pazar ekonomisinin gerektirdiği düzenlemelerle ekonomik kamburların tasfiyesi....
11 Eylül'le birlikte dünyamız, İslam coğrafyasından kaynaklanan dinci terör ve fanatizmi yaşamaya başladı. Günümüzde yüksek duvarların arkasına çekilerek terörden sakınmanın mümkün olmadığı gerçeği, 11 Eylül ve Madrid saldırılarıyla Amerika'yla Avrupa'nın kafasına dank etti.
Ve şunu gördüler:
"Bin Ladinciler"in damarlarını kesmek ve dinci fanatizmin kaynaklarını kurutabilmek için öncelik taşıyan konuların başında İslam aleminde, Arap coğrafyasında siyasal reform ve demokrasi rüzgarlarının estirilmesi geliyordu.
Bu ihtiyaç ciddi biçimde kapıya dayandı Batı'da. Türkiye böylece gündeme oturdu.
Örnekliği, modelliği böylece daha çok dillendirilmeye başladı. Bugün İslam ve demokrasi, Arap aleminde siyasal reform, Doğu - Batı diyaloğu, İslam coğrafyasında fanatizm gibi konuların ele alındığı hangi platforma katılsanız, hangi yazıyı okusanız, hangi konuşmaya kulak verseniz, mutlaka Türkiye adı şöyle ya da böyle geçiyor.
Artık dudak bükülmüyor.
Ciddiye alınıyor.
TESEV'le German Marshall Fund'ın NATO zirvesi öncesi birlikte düzenledikleri "Yeni Bir Kavşaktaki Atlantik İttifakı" isimli konferansın cuma akşamı yapılan açılışında da aynı durum geçerliydi.
Başbakan Erdoğan da konuşmasında Türkiye'nin nasıl bir buluşma noktasında olduğunu anlattı. Demokrasi ve hukuk devleti çıtasını yükselten bir Türkiye'nin aynı zamanda kendi coğrafyasını da nasıl genişlettiğine işaret etti.
Önce İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), sonra NATO zirvelerine ev sahipliği yapan İstanbul'un daha sonra AB ile İKÖ'yü buluşturacağını belirtti. Batı değerlerinin 'Avrasya coğrafyası'na yayılmasında Türkiye'nin oynayacağı role de değindi Erdoğan...
Evet, Türkiye'nin coğrafyası genişliyor. Çünkü dışta manevra alanı büyüyor.
Daha da genişleyecek, büyüyecek. Bu sayede AB ve ABD ile de, Arap alemi ve Avrasya'yla da daha kişilikli ve etkili ilişki yapıları oluşturabilecek Türkiye...
Bunun koşulları malum:
Bir yandan Avrupa Birliği yolunda yürüyüşü devam ettirmek. Yani demokratik hukuk devletinin gereklerini yerine getirmeyi sürdürmek. Aynı zamanda ekonomik modernleşme neyi gerektiriyorsa yapmak.
Bir başka deyişle:
Türkiye treni ekonomik ve siyasal reform rayındaki yolculuğunu hızlandırdığı ölçüde, bu ülkenin hem dıştaki saygınlığı ve etkinliği artacak, hem de aş ve iş sorunu nihai olarak çözülecek.
Gidiş kötü değil, iyi...
İyimserliği elden bırakmayın.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|