|
 |
|
|
Çin malı farkı
İthalatçı Şükran Baskın hanımefendi anlatıyor...
- Biz 10 yıldır Çin'den ithalat yaparız. 1 Mart 2004 tarihinde yayımlanan tebliğ ile ithal mallarında "CE" belgesi aranmaya başladı. Karara karşı değiliz. Ancak uygulamada yaşananları da bildirmek istiyoruz.
Çin'den gelen CE belgesine sahip mallar maalesef çok zor gümrükten çekilirken veya çekilemezken aynı mal Avrupa Birliği ülkelerinden sorgusuz sualsiz ülkemize girmektedir. Bunun ülkemize maliyeti ise yüzde yüz otuz beş fiyat farkıdır. Bu farkı neden ve kime ödüyoruz?
Birinci örnek: İlişikte iki adet monitör resmi göreceksiniz. İkisi de tıpatıp aynı. Biri İtalya'dan İtalyan malı olarak geliyor ve fiyatı fabrika çıkışı (3264 dolar) diğeri Çin'den geliyor fiyatı (1400 dolar)... İtalyan sadece üzerine kendi markasını koymakla yetinmiş, şeklini dahi değiştirmemiş.
İkinci örnek: Çin malı EKG cihazı. CE belgesi yok. AB'ye dahil ülkeler ithal edebiliyor. CE belgesi sağlayıp satabiliyorlar. Demek ki EKG cihazı CE belgesi alabilecek kadar kaliteli. Biz Çin'den getirdiğimiz zaman 350 ila 850 dolar ödüyoruz. Avrupa ülkelerinden aynı nitelikte malı en az 1000 ile 5000 dolar arasında alabiliyoruz. Kısacası: Avrupa malı hatırına kazıklanıyoruz...
AB'ye göre Türkiye, İslam dünyasındaki demokratikleşmeye ilham kaynağı olabilirmiş. İslam dünyası 50 yıldır bizden ilham almamış da şimdi mi alacak?
Bildiri özeti!
NATO "İstanbul bildirisi"nin satır arasını dikkatinize sunalım:
1) Daha önce komünizmle mücadele adı altında sürdürülen sömürü düzeni bundan böyle terörle mücadele adı altında devam edecektir.
2) Afganistan ve Irak konularında alavere dalavere, Türk Memet nöbete ilkesi hayata geçirilecektir.
Dünya değişti... Eskiden devlet başkanları üstü açık limuzinden halkı selamlardı... Şimdikiler zırhlı limuzinle halktan kaçıyor...
Haldun Ertem
Jestin içyüzü!
Başkan Bush, Cumhurbaşkanı Sezer'den önce Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyaret etmiş... Üstelik de ayağına kadar giderek... Aman efendim bu ne büyük jestmiş. Uzun yıllar Amerika'da görev yapmış, hem oranın hem bizim protokol kurallarını iyi bilen eski diplomatımız M. Ali Bayar anlatıyor:
"Bu tür resmi ziyaretlerde programı ziyaret edilen ülkenin Dışişleri Bakanlığı yapar. Protokol kurallarını ne denli ciddiye aldıklarını iyi bildiğim Amerikalıların, Başkanımız Başbakanınızla da görüşmek istiyor, şeklinde bir talepte bulunmaları söz konusu değildir. Kısacası, Bush - Erdoğan görüşmesi asla Bush'un jesti olamaz, talep kesinlikle bizden gelmiştir."
Amerikan usulü!
ABD başkanlarına uygulanan koruma önlemlerinin ne denli akıl almaz boyutlarda olduğunu birkaç yıl önce Clinton'ın ülkemizi ziyaretinde görmüştük, şimdi de Bush'ta görüyoruz. Peki göremediklerimiz? Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde dış politika danışmanlığı görevinde bulunmuş ve Clinton'ın Türkiye'yi ziyaretinde bu önlemlere yakından tanık olmuş Mehmet Ali Bayar anlatıyor:
"Amerika'da vekâlet sistemi olmadığı için Başkan nereye giderse gitsin Başkan'dır, o yüzden Beyaz Saray kadrosunu hep yanında taşır. Ve bu sayı yaklaşık 600 civarındadır.
Başkan'ın en fazla iki metre uzağında, bileğine zincirle bağlanmış çanta taşıyan bir subay görürsünüz. O çantada şifresi her gün değişen nükleer savaş kodları vardır. Başkan'a herhangi bir suikast yapıldığında bu subayın görevi derhal oradan uzaklaşıp, önceden belirlenen gizli bir yere gidip Başkan Yardımcısı'yla temasa geçmektir.
Başkan'ın iki adım önünde yürüyen kişi ise Beyaz Saray Güvenlik Direktörü'dür. Başkan'ın güvenliğiyle ilgili her şeyden o sorumludur. O kadar ki, gerekli görürse bir anda bütün programı bile değiştirebilir. Hatırlıyorum, Clinton Türkiye'ye geldiğinde bir yere gidecektik. Tam hareket edeceğiz, bu koruma, hayır, beş dakika bekleyeceğiz, dedi. Clinton, neden bekleyeceğiz, ben hazırım, gitmek istiyorum diye ısrar etti ama sonuç değişmedi. Bizde bir devlet adamı, bir yere giderken, durdurun arabayı, halkın yanına gitmek istiyorum, dediğinde koruma müdürü bu isteğe hayır diyemez. Ama Güvenlik Direktörü, hayır dediği an Başkan arabasından başını bile uzatamaz. Bunun bir tek istisnasını Clinton'da görmüştüm. Depremzedeleri ziyaret için gittiği Sakarya'da Erkan bebeği kucağına aldığında bu koruma, 'Yapmayın, çocuğun üzerinde bomba olabilir' diye itiraz etmiş, Sabrı taşan Clinton, 'Yok artık, o kadar da değil' demiş, korumayı dinlememişti."
Bush, "Her konuda Türkiye'nin yanındayız" demiş ama hiçbir konuda söz vermemiş.
Vermez tabii... Çünkü o vermeye değil, istemeye geldi...
m.asik@milliyet.com.tr
|
|
|

|