Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 30 Haziran 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye...


Nasreddin Hoca, Türkiye'de işlerin iyi gitmediğini görünce, vatanı - milleti kurtarmak için, siyasete atılmaya karar verdi ve deniz kıyısı ilçelerinden birinde belediye başkanlığına adaylığını koydu.
İlçede seçim heyecanı doruk noktasına çıkmıştı.
Nasreddin Hoca, günde en az beş defa ilçe meydanındaki kürsüye çıkarak halka hitap ediyordu:
- Ey kahraman ilçemin şerefli insanları... Cupoloji olmadan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Benim en büyük amacım, ilçemizde cupoloji hamlesini başlatmak ve şanlı tarihimizin yiğit evlatları için çağdaşlık yolunu açmaktır. Cupolojiyle bütünleşmemiş hiçbir siyasetçi, vatanına, milletine yararlı olamaz. Ancak cupolojinin güneşleriyle ağarır mutlu yarınlar. Yaşasın Türkiye, yaşasın cupoloji...
***
Nasreddin Hoca sonunda seçimleri kazandı ve ilçeye belediye başkanı oldu. Cupoloji hamlesini de hemen başlattı.
Deniz kıyısında on metre yüksekliğinde, tahta bir kulenin inşası için planlar yapıldı, keresteler alındı, marangozlar çağırıldı.
Ve resmi bir törenle tahta kule inşaatının ilk çivisi çakıldı...
Üç yıl sürdü kulenin bitmesi. En tepesine de, çevresi tahta parmaklıklarla çevrili bir plato yapıldı. Platonun önünden denize doğru, üstü açık bir oluk iniyordu.
***
Nihayet beklenen gün geldi.
Ankara'dan ve çevre belediyelerle illerden, üst düzey kişiler davet edildi cupoloji kulesinin açılışına.
Belediye bandosu marşlar çalıyor, ülke büyükleri Nasreddin Hoca'yı kutluyor ve herkes birbirine:
- Hoca haklı, cupoloji olmadan bir ülke asla kalkınamaz, diyordu.
Hoca, kulenin arka tarafındaki merdivenin ağzına gerilmiş kırmızı kurdeleyi keserek, başladı kulenin tepesine doğru basamakları çıkmaya...
Tepedeki platoya varınca, ellerini başının üstüne kavuşturarak sağa sola selamlar verdi. Ortalık alkıştan çınlıyordu.
***
Derken denize doğru döndü Nasreddin Hoca, ses seda kesildi.
Hoca cebinden bir bilye çıkarıp halka gösterdikten sonra, bilyeyi kulenin tepesindeki oluktan denize doğru bırakıverdi.
Bilye yuvarlana yuvarlana denize doğru kaydı ve cup diye denize düştü...
Hoca bir avuç bilye daha çıkardı cebinden. Hepsini teker teker bırakmaya başladı oluktan aşağı.
Bilyeler tek tek yuvarlanarak, denize düşüyorlardı cup, diye...
***
Nasreddin Hoca'nın başlattığı cupoloji hamlesi, tüm partiler ve siyasetçiler tarafından da yürekten benimsendi.
Ajanslarda da sık sık aynı haber yayımlanmaya başladı:
- Bütün dünya cupoloji hamlemize hayran oluyor, diye...
Mutlu yarınlar yakındı; cupologlar arttıkça artıyordu çünkü...
***
İktidar siyasetçilerinin ülke ekonomisini kurtarma çabaları, Bekri Mustafa'nın bir fıkrasını getiriyor akla...
Kiremitleri düzeltmek için dama çıkmış biri, dik çatının kıyısında kalakalmış. Geri dönmesine dönemiyor, yere inmesine inemiyormuş.
Oradan geçmekte olan Bekri Mustafa:
- Hemen bir ip koşturun bana, demiş.
İpi getirmişler. Bekri, ipi damdaki adama fırlatarak:
- Bağla şunu beline, demiş.
Adam bağlamış ipi beline. Bekri ipe asıldığı gibi, adam damdan yere düşüp ölmüş.
Bekri Mustafa, cesedin başında kafasını kaşımaya başlamış:
- Allah Allah... Geçende de iple böyle birini kurtardılardı. Ama kuyudan mı çıkardılardı, damdan mı indirdilerdi; orasını tam hatırlayamıyorum.
***
Devekuşu besleyip yetiştirme modası Türkiye'de de yaygınlaşıyor.
Ancak devekuşları, söylentilere göre yerli siyasetin etkisi altında kalıyorlarmış.
Şöyle ki, bir gün erkek bir devekuşu, dişi bir devekuşunu kovalamaya başlamış. Tıpkı muhalif bir siyasetçinin, iktidarın peşine düşmesi gibi...
Dişi, hızla kaçmış kaçmış. Sonunda yakalanacağını anlayınca, hemen sokuvermiş başını kuma...
Erkek devekuşu bir an şaşırıp duraklamış:
- İşe bak, demiş; demincek şuradaydı, nereye kayboldu ki bu namussuz?
***
Orhan Veli'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Denizlerimiz var, güneş içinde;
Ağaçlarımız var, yaprak içinde;
Sabah akşam gider gider geliriz,
Denizlerimizle ağaçlarımız arasında,
Yokluk içinde.

c.altan@prizma.net.tr









Taha AKYOL
Bush'u dinlerken

Çetin ALTAN
Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye...

Melih AŞIK
Cyprus Gardens

Hasan CEMAL
Amerika, Türkiye, Avrupa!

Güneri CIVAOĞLU
Karne notu

Abbas GÜÇLÜ
Beyin göçü?..

Hurşit GÜNEŞ
Cari açık korkusu

Nail GÜRELİ
Tarihe tanıklık

Sami KOHEN
Bush'un Boğaz'dan seslenişi...

Mehmet Y. YILMAZ
Emine Erdoğan'ın giyim tarzı

Hasan PULUR
Başkan Bush Damat Kadir...

Meral TAMER
Sezer'i öpüp, başınla tempo tutarsın!

Ece TEMELKURAN
Geldikleri gibi gitmediler!

Yaman TÖRÜNER
10 hedef ve NATO

Osman ULAGAY
Avrupa, Türkiye'ye tarih verecek mi?

Güngör URAS
Ataş 'rafineri'ydi 'depo' oluyor

M. Ali BİRAND
Ohh, kazasız belasız gittiler

© 2004 Milliyet