|
 |
|
|
Amerika, Türkiye, Avrupa!
Başkan Bush, Türkiye'nin duymak istediği ne varsa söyledi. Herhangi bir sürpriz yoktu, Galatasaray Üniversitesi'ndeki konuşmasında.
Avrupa kapılarının Türkiye'ye açılması... Yoksa AB'nin Hıristiyan Kulübü olacağı... Eğer uygarlıklar çatışması istenmiyorsa, Türkiye'nin AB'ye üye alınması...
Ya da Türkiye'nin laik, güçlü demokratik rejimiyle Batı ve İslam alemi arasındaki köprü olma özelliğinin önemsenmesi... Türkiye'nin Batı'yla birlikte Geniş Ortadoğu projesinde oynayacağı rolün vurgulanması...
Veya Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefi yolunda yürümesi için Türkiye'nin Batı'yla, Avrupa'yla bütünleşmesi gerektiği... PKK ve terörüne karşı haklı mücadelesinde Türkiye'nin desteklenmesi...
Sürpriz değildi bütün bunlar.
Yeni de sayılmazdı hiçbiri.
Ama bütün bunlarda gerçeğe aykırı bir şey de yoktu. Daha doğrusu Başkan Bush, Türkiye'nin duymak istediklerini tekrarlarken, ülkemizle ilgili bazı gerçeklerin de altını çizmiş oluyordu.
Ya da bu gerçeklerin, halen dünyadaki tek süper güç olan Amerika'nın Başkanı tarafından İstanbul'da camili, köprülü bir dekor önünde dile getirilmesi Türkiye açısından önemsenmesi gereken bir olaydı.
Amerika'nın gözünde Türkiye dün olduğu gibi bugün de önemli bir ülke. 11 Eylül dünyası ve İslam coğrafyasından kaynaklanan dinci terör ve fanatizmle mücadele, Türkiye'nin önemini daha da artırmış durumda.
Ama herhalde Türkiye açısından da dost ve müttefik bir ülke olarak Amerika'nın yeri farklı değil. Amerika'yla iyi ilişkiler dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin çıkarına.
Bu nedenle Başkan Bush'un Ankara'ya resmi bir ziyaret yapmasının simgesel bir anlamı var. Amerika'nın stratejik bakışında Türkiye'ye öteden beri verdiği değerin altı çizilmiş oldu bu ziyaretle.
Bazen bir ziyaretin yapılmış olması kendi başına önem taşır. Başkan Bush'unki de öyle. İlişkilerde sorunlar olabilir. Türkiye'yle Amerika arasında da vardır.
Ama tek bir ziyaretle bunların çözülmesi beklenemez. Bununla birlikte Başkan Bush'un Ankara ziyaretiyle bir kez daha anlaşıldı ki, Türk - Amerikan ilişkilerinin sağlıklı seyri iki ülkenin ortak çıkarını yansıtıyor.
Bu ziyaretin aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası siyaset borsasında artan değerine de ışık tuttuğu söylenebilir.
Bu açıdan Financial Times gazetesinin pazartesi günü yayımladığı Türkiye eki ilginçti. Birinci sayfanın manşetindeki yazının girişinde, Türkiye'nin son zamanlarda uluslararası diplomaside dikkatleri fena halde üstünde toplayan ülke olduğu, nereye bakılsa adının geçtiği belirtildikten sonra şöyle bir cümle vardı:
"Kıbrıs olsun, Irak olsun, NATO olsun, Ortadoğu ya da Avrupa Birliği olsun, Türkiye göz ardı edilemiyor." (28 Haziran 04 tarihli FT Turkey ekinde Vincent Boland'ın yazısı)
Yazının başlığı da ilginç bir soruydu:
"Avrupa Birliği, Türkiye'ye tekrar hayır demeyi göze alabilir mi?"
Bunun kolay olmayacağı anlaşılıyor.
NATO zirvesi sırasında gerek Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, gerek Almanya Başbakanı Schröder'in yaptıkları açıklamalar, tarih ile ilgili olarak AB'den olumsuz bir karar çıkmayacağını neredeyse güvence altına almış sayılır.
Hepsi Türkiye için olumlu işaretler...
NATO zirvesi, hem Türkiye açısından hem de Amerika - Avrupa çatlağının onarımı konusunda başarılı geçti.
Çok özetlenirse:
Türkiye evinin içini derleyip toplamaya devam ettikçe, ekonomik ve siyasal reform yolundan sapmadıkça, kimsenin kuşkusu olmasın, uluslararası sahnede çok daha fazla ciddiye alınıp önemsenecek, oynadığı rol de büyüyecektir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|