|
 |
|
|
Karne notu
Afganistan'da uzun süre kalmış bulunan gazeteci Jason Burke, Bin Ladin'in de silah arkadaşı olan bir mücahit komutandan dinlediklerini anlatıyor:
"Üç Afgan ve üç Arap aldım. Onlara, bir mevziyi tutmalarını söyledim.
Bütün gün savaştılar, akşam onları ziyarete gittiğimde, Araplar şehit olmak istediklerini söyleyerek ağlıyorlardı. 'Allah beni cennete göndermek için seçmedi, büyük bir günah işlemiş olmalıyım' diyorlardı.
'Kalmak ve savaşmak istiyorlarsa, onlara mani olmayacağımı' söyledim.
Ertesi gün öldürüldüler .
Usame, daha sonra bana, 'onlara siperin cennet kapısı olduğunu' söylediğini anlattı."
Olay, Celalabad'ın güneydoğusundaki Çaprihar kasabası dolaylarında geçen çatışmaları yansıtmaktadır. Afganistan'da, Sovyetler'e ve Sovyet güdümündeki komünist Afgan rejimine karşı dünyanın her tarafından gelen İslam mücahitlerin savaşım dönemine aittir.
Bin Ladin o zamanlar henüz dünya terör ağının lideri konumunda değildi. Suudi Arabistanlı çok zengin bir ailenin öyle bir mühendis / işadamı olarak, İslam için savaşma yolunu seçmişti. Çaprihar'daki çatışmalarda o da vardı.
Jason Burke, mücahit liderlerin "Bin Ladin'in, etrafı, Sovyet askerleriyle sarılı ve ağır bombardıman altındayken bile bulunduğu mevziyi koruduğu, kendi hayatı için hiç kaygılanmadığı yolundaki izlenimlerini"de anlatıyor.
Görülüyor ki... Kendi yorumlarına göre bir İslami yapılanma için, örgütlerde yer alanlara "şehitlik, kutsal bir amaç..."
Ölümden korkmak bir yana "Allah'ın, şehit olmak şansını onlara vermemesi bir onur sorunu..." Bin Ladin de kendi yaşamında onlara sadece "şehitlik mertebesini hedef göstermekle" kalmamış, kendisini de bir "model" haline getirmiş.
Kanlı maya
Yıllar önce orada, sonra Çeçenistan'da, Bosna'da çarpışan her Müslüman ülkeden silah arkadaşları, daha sonra yerküreye dağıldılar... Kendi gruplarını, örgütlerini kurarak bir terör ağı oluşturdular. Onların yönettikleri gençler de "şehit olmadıkları için üzülecek, şehit olmak için eyleme çıkacak "inanç mayasında yoğruldular.
Aklı köpeklere atın
Bu nasıl kafa?
Soru "akıl" ve "yaşam kültürü" arayışını içeriyor.
Cevabı için bir örnek yansıtayım. Afganistan'da "Faziletin Teşviki ve Kötülüklerin Önlenmesi" gibi garip isimli bir bakanlığın duvarında şöyle bir slogan yazılıydı.
"Aklı köpeklere atın, yozluk kokuyor..."
İşte "akıl" sorusunun cevabı...
Ya "yaşam sevinci kültürü?"
Bakanlığın duvarında asılı bir başka slogan da şöyle:
"Her nefeste ölüm kokusu var. Hiçbir şey kalıcı değil."
Zihniyet böyle olunca, ölmeye ve öldürmeye kendini adamış genç insanlar ekimini ve hasadını anlamak hiç de zor değil.
Üç müjde
Irak'ta çalışmakta olan üç işçimiz bu kanlı mayayla yoğrulmuş gruplar tarafından kaçırılmışlardı. Teröristler, "koşulları yerine getirilmezse, onların başları kesilerek öldürüleceklerini" açıklamışlardı.
Dediklerini yapabilirlerdi.
Daha önce de bir Güney Koreli işçinin başını kesmediler mi?
İlk kurban ise, bir İtalyandı. Hatta kamuoyuna duyurulmamıştı ama dar bir diplomatlar çerçevesinde "asıl sayının üç olduğu" biliniyordu.
Neyse ki üç yurttaşımız, bu üç günahsız insan serbest.
Ancak... Böyle eylemler Irak'ta, Türkiye'de, her yerde tekrarlanabilir.
Dün İstanbul - İzmir uçağında patlatılan etkisi küçük bombanın aslında mesajı büyüktü: "İstediğimiz yere gireriz ve eylem koyarız..."
Dünya, artık ülkesi, sınırı, ordusu, polisi olmayan küresel bir tehditle karşı karşıya. Bu bağlamda NATO zirvesinde, küresel bir savunma ağının da oluşması için alınan karar önemlidir.
Ayrıca... Böylesine ölmeye ve öldürmeye şartlanmış ve olanak yelpazesi çok geniş terör örgütlerine rağmen, NATO zirvesini güvenlik içinde tamamlamış olması nedeniyle Türkiye güvenlik güçlerinin kutlanması gerekir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|