|
 |
|
|
Avrupa, Türkiye'ye tarih verecek mi?
Dün uğradığım kafede görev yapan elemanlardan biri, sözü NATO Zirvesi'ne ve Başkan Bush'a getirerek sordu: "Şimdi bizim için ne çıktı bu toplantılardan? Avrupa Birliği'ne girebilecek miyiz? Bunun sözünü aldık mı?"
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ile NATO Zirvesi arasında doğrudan bir ilişki yok kuşkusuz. Ancak NATO Zirvesi için Türkiye'ye gelen Başkan Bush ile Almanya Başbakanı Schroeder ve Fransa Devlet Başkanı Chirac'ın, Türkiye'ye AB ile tam üyelik görüşmeleri için tarih verilmesi konusunda görüşlerini açıklamaları bu konuyu gündeme taşıdı. NATO Zirvesi ve Bush'un ziyareti nedeniyle gündeme gelen konular arasında Türkiye'deki çoğu insanın en fazla ilgisini çeken konu da sanırım bu olduğu için bu soru öne çıktı.
Bu konuyla ilgili olarak yapılan açıklamalarda yeni bir boyut, bağlayıcı bir taahhüt yoktu aslında. Bush'un, Schroeder'in, Chirac'ın sözlerini adet yerini bulsun diye söylenmiş sözler olarak değerlendirmek mümkündü belki. Başkan Bush'un "eh artık alın şu Türkiye'yi AB"ye yolundaki telkinine karşı Chirac'ın gösterdiği tepkiyi olumsuz bir sinyal olarak algılamak da mümkündü. Ancak bu açıklamaların yapıldığı ortam ve yapılış tarzı gözünü AB üyeliğine dikmiş olan Türkler için hayli umut vericiydi bence. Kafede görev yapan arkadaşa da aktardım bu kanaatimi.
Bush'un konuşması
Daha sonraki saatlerde Chirac'ın basın toplantısını TV'den izledim ve Bush'un konuşmasını dinledim. Her iki liderin sözleri, edindiğim izlenimi güçlendirdi. Chirac, Türkiye'ye tarih verilmesi konusunda aslında Schroeder'den farklı düşünmediğini belirtti, net bir şekilde. Başkan Bush'un dikkatle hazırlanmış konuşması ise, Türkiye'nin AB üyeliğine kabul edilmesine karşı öne sürülen tüm iddialara cevaplar içeren bir metin izlenimi verdi bana.
Türkiye'nin yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil, İslam dünyasında benzeri bulunmayan demokrasi deneyimi ve gelişme başarısıyla da başkalarına model olabileceğini söyledi Bush.
Avrupa Birliği'nin dine dayalı bir bütünleşme olmadığının altını çizdi, Türkiye'nin "demokratik ülkeler topluluğu" içinde yer aldığını vurguladı. AB içinde yer alacak bir Türkiye'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği hedefe doğru yeni bir adım atmış olacağını belirten Bush, Türkiye'yi içine alacak bir AB'nin, demokrasinin Ortadoğu'da yaygınlaşmasına da daha olumlu katkılarda bulunabileceğini de ima etti.
Başkan Bush'un "genişletilmiş Ortadoğu girişimi" için söyledikleri, ABD'nin bu konuda daha gerçekçi bir çizgiye yaklaştığı izlenimini güçlendirdi. Ancak İran ve Suriye'deki rejimlerle ilgili sözleri ABD'nin bölgede geniş çaplı bir rejim değişikliği gerçekleştirme özleminin tamamen kafalardan silinmediğini ortaya koydu.
NATO'nun rolü ve Derviş
Bu arada Kemal Derviş'in önceki günkü Financial Times gazetesinde, NATO'nun gelecekteki rolü konusunda farklı bir bakış açısını yansıtan, ilginç bir makalesi yayınlandı.
Soğuk Savaş sırasında NATO'yu doğuran tehdidin ortadan kalktığını belirten Derviş, bugünün dünyasında söz konusu olan küresel nitelikteki güvenlik tehdidi karşısında güç kullanmak gerektiğinde bunun ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayıyla meşruiyet kazanabileceğini ileri sürüyor. Derviş, NATO'nin ancak BM onayıyla güç kullanan bir örgüt olarak tanımlanması halinde, bunun ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıklarını giderebileceğini ve küresel güvenliği sağlamak için askeri güç kullanımının "güçlü ülkelerin oyunu" olarak algılanmasını önleyebileceğini belirtiyor. ABD'nin dünyaya hükmetmesini dünyanın geleceği için tek çıkış yolu olarak görenlerin hiç sevmeyecekleri bir öneri bu.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|