|
 |
|
|
İstanbul mu yeni keşfediliyor, kah kah kah...
GEREK yerel, gerek evrensel medya; başta politikanın o günkü fotoğrafları olmak üzere, güncel yaşamın karelerini ön plana çıkarır.
Oysa o son kareler, daha önceki karelerden oluşan uzun bir filmin gelmiş olduğu son sahne...
İstanbul'daki NATO zirvesi, bir son kare...
Filmin daha önceki karelerine baktığımız zaman ise, politik demeçlerle yorumlarda rastlanmayan çarpıcı bir tutarlılık çarpar göze...
***
Örneğin ABD ile Avrupa ülkelerinin, ta Sultan Aziz döneminden bu yana, İstanbul'da açmaya başladıkları okullar...
Robert Kolej 1863'te açıldı. 2004'te ABD Başkanı Bush, Ortaköy'deki Galatasaray Üniversitesi'nin Boğaz kıyısındaki rıhtımında, Ortaköy Camisi'nin görüntüsüyle Japonların yaptığı iki kıta arasındaki Boğaz Köprüsü'nün görüntüsünü arkasına almış, kürsüden mikrofonla; Türkiye'nin, demokrasi ve laiklikle İslamın bağdaşabileceğini kanıtlayan, bu nedenle de Ortadoğu'daki İslam alemi tarafından örnek alınması gereken bir ülke olduğunu ilan ediyor.
***
II. Wilhelm Almanya'sının Orta Asya'ya açılma planlarıyla, Enver Paşa iktidarını önce ırkçılığa, sonra da 1. Dünya Savaşı'na nasıl yönlendirdiğini bir yana bırakalım...
1. Dünya Savaşı sonundaki acı yenilgiyle, Osmanlı'dan arta kalan enkazın yeniden biçimlendirilmesinde, resmi tarihin ayrıntılarına girmediği birtakım etkenler çıktı ortaya...
Bu etkenlerin içeride uç veren filizlerinden biri de, "Amerikan Mandaterliği"ydi... Kemalizmin, bir meşale olarak "bağımsızlık" inanç ve söylemlerini volkanlaştırması ise, ekonomik alanda payandasız kalmıştı.
***
Ekonomik alanda payandasız kalmış bir "bağımsızlık" hamaseti; ne kadar "Köylü efendimizdir", "Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için", "Bir Türk cihana bedel" sloganlarıyla yaldızlanmak istenmişse de; Hazine'den geçinenlerin aktörlüğünü yaptığı bir "çağdaşlık" tiyatrosu, ekonomik gerçeklerle örtüşmüyordu.
Ve 1926'da, Mussolini faşizminin ünlü faşist hukukçusu Alfredo Rocco'nun, bahçıvanlığını yaptığı faşist ceza yasası, Türk Ceza Kanunu olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nde yürürlüğe kondu.
***
Hazine'den geçinmeliler kadrosu "devlet" sayılıyor ve Hazine'den geçinmelilere karşı her türlü eleştiri yasaklanıyordu.
Örneğin "Bu ne biçim devlet!" diye bir tepki belirtmek; bir eleştiri olarak değil, devlete karşı bir hakaret olarak değerlendiriliyor ve "ağır ceza"lık bir suç sayılıyordu.
***
Kemalizmin İtalyan faşist ceza yasasını, Türk Ceza Kanunu olarak benimsemesi ve Hazine'den geçinmelileri her türlü eleştiriye karşı tam bir zırh içine alması; yolsuzluk ve soysuzluklarla, rüşvet ve kayırmacılığı da gitgide yaygınlaştırdı. Devlet eliyle kişi zengin etme olanaklarını da, ahtapotlaştırdı.
***
Kemalizmin bilinçsiz olarak ortaya koyduğu en sakat tablo, 23 Nisan çocuk bayramlarında, ilkokul çocuklarını; bakan, vali, emniyet müdürü, kaymakam koltuklarına oturtup; onları Hazine'den geçinmeli bir makam sahipliğine özendirmek oldu.
Çocuklara çıplak hayatta, dünyanın her yerinde geçerli bir meslek sahibi olma tutkusu aşılanmadı.
"Önce meslek" yerine, "Önce vatan" sloganları da, büsbütün pekiştirdi bunu.
***
Sonuç, 21. yüzyılın başında, Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından, 173 ülke arasında 96'ncı basamağa düşmesi oldu.
Kemalizm, Hazine'den geçinmeliler kadrosunda "çağdaş" bir görüntü yaratmış, ama ekonomide Şark'a özgü köylü yoksulluğunu aşamamıştı.
Bu da, Potsdam antlaşmalarından sonra Marshall yardımlarıyla, Cooley kredilerine kucak açmaya ve savunmayı, büyük ölçüde Pentagon rotasına sokmaya neden oldu.
***
Arkada Ortaköy Camii ve iki kıtayı birleştiren Boğaz Köprüsü; önde Galatasaray Üniversitesi'nin rıhtımında kürsüye çıkmış, İslam dünyasına Türkiye'yi örnek gösteren ve AB üyeliği için artık müzakerelerin de başlamasını isteyen ABD Başkanı Bush...
Bir tek güncel kareye sığar mı bütün bunlar?
Uzun bir filmin sadece son fotoğraflarıdır görüp yaşadıklarımız...
***
Gerek ekonomik bilinçten, gerek objektif bir tarih bilincinden, gerek evrensel bir hukuk bilincinden yoksunluk; en büyük itibarı ve rantı da politika getiriyorsa; kişiliklerini kanıtlamaya çalışanları, çelişkili sloganlara mahkum eder...
Çağın rüzgarlarını usta bir kaptan gibi kullanma yerine, o rüzgarlara kapılmış ipsiz bir balona da dönebilirsiniz...
***
Enseyi karartmayın, 21. yüzyıl Türkiye'nin kalitelerini de evrensel tahtlara oturtacaktır. Bunun da en güzel ve unutulmayacak kanıtı, ABD Başkanı Bush'un, Orhan Pamuk'un "İstanbul" yapıtından söz etmesi...
Karacaoğlan:
Kadrin bilmeyenler alır eline,
Onun için boynu bükük menevşe
Demiş...
Neyse ki menekşelerin kadrini bilenler de var bu dünyada...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|