
|
|
|
 |
|
|
Beyoğlu'nda Cezayir-Fransa savaşı
Galatasaray'ı Tophane'ye bağlayan Cezayir Sokağı'nın yeni adı Fransız Sokağı. Yokuşun yeni halinin kutlandığı etkinlik benim protestoma sahne oldu. Gerekçem, sokak girişinde arama yapılmasıydı.
Sokak / AHMET TULGAR
Yokuşlar İstanbulluların ruh halini etkiler. Çıktığımızda, her defasında yeni bir düzleme, yeni şeylerin mümkün olduğu bir seviyeye ulaşmış; indiğimizdeyse bir seviyede birileriyle uzlaşmış, bizi bekleyen birileriyle buluşmuş gibi oluruz. Yokuşlar İstanbulluların buluşmalarını ve ayrılıklarını şiddetlendirir. Hızlandırır ya da yavaşlatır.
Her yokuşun başında İstanbullu, binbir anının parlayışı, bir beklentinin derinden duyumsanışıyla yola koyulur. İnişe ya da yükselişe geçer. Yokuş İstanbulluyu bir şekilde cezbeder. Davet eder.
Cezayir Sokağı da İstanbul'da yokuşlardan bir yokuştur. Galatasaray ile Tophane'yi bağlar. Çukurcuma üzerinden. Kestirmeden.
Ben de işte geçen cuma, öğleden sonra Tophane'ye ineceğim. Evime kitaplık bakacağım. Cezayir Sokağı'nın başındayım.
Bu bizim Cezayir Sokağı'nın adı Fransız Sokağı olmuş artık. Birkaç müteşebbis yokuştaki binalardan satın alabildiklerini almış, bazıları kalmış, restorasyon, boya derken, biraz kültürel cila, biraz sınıfsal temizlik, elbette İstanbul ve Paris belediyelerinden biraz para, sunacak şimdi burayı da Beyoğlu merakı nüksetmiş Beyaz, Beyoğlu'nu merak etmiş Kırmızı Türklerin, yani tekmili birden burjuvazinin hizmetine. Tabii ki kültürel etkinlik kisvesiyle.
Ama yokuşta açılan bar ve kafe sayısına bakılırsa 'kültür'den anlaşılması gereken maya, mantar, üzüm suyu gibi öğelerin dahil olduğu bir kimyasal üretim süreci olmalı.
Modern Deli Dumrul
Neyse, o gün de bu bizim Cezayir Sokağı'nın, onların da Fransız Sokağı'nın yeni hali kutlanıyor. 'Beyoğlu geri dönüyor' sloganıyla.
Bey Oğlu sahiden de dönmüş ve üstüne üstlük hemen yol da kesmeye başlamış.
Yokuşun başına, sokağın ortasına yani, o bina girişlerindeki elektronik kontrol kapılarından konulmuş, yanına da güvenlikçi birkaç delikanlı. Gelsin üst, çanta araması. Beyoğlu'nda modern bir Deli Dumrul efsanesi yani.
Provoke oldum tabii.
Bakıyorum, sadece Louis Vuitton'lar, Hermes'ler değil, sebzeciden dönen teyzenin poşetleri de denetimden geçiyor.
İlk basamaklarını indim ki yokuşun, ilk uyarı geldi: "Aletten geçin, çantanızı ve telefonunuzu masaya bırakın."
"Ne diyorsunuz siz? Burası bir sokak. NATO Zirvesi de bitti" dedim.
Bir güvenlikçi önüme dikildi bu kez ve "Çantanızı arayacağız. Siz de aletten geçeceksiniz" diye yineledi.
"Bakın" dedim, "Burası benim çocukluğumdan beri kullandığım bir yol."
Sonra diskur başladı.
Kamuya açık alanlardan girip sokakların zenginlere peşkeş çekilmesinden çıkmıştım ki, güvenlikçi bana fiziksel temasta bulundu, açıkçası hafif yollu bir şiddet uyguladı.
Kadir Topbaş telefonda
Böyle durumlarda ben gazetemi ararım. Haber ayağıma gelmiş, ben haberin üstüne gelmişimdir.
Kulağımda bana sakinleşmemi söyleyen Tunca Bengin, ağzımda sağlam, mantıklı tezlerim; sokak kavgamı daha bir hararetle sürdürüyorum şimdi.
Bu arada güvenlik şirketinin bir ortağı, yanında 'sokağın bir ortağı', hepsi koşmuş. Biri belediye başkanından, diğeri valilikten izin aldıklarını söyleyip beni etkilemeye, susturmaya, yolumdan döndürmeye çalışıyorlar.
Derhal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı aradım. "Size dönecek" dediler makamından.
Etrafımda kazandığım taraftarlar ama yine de ziyaretçilerin çoğu arama taramaya razı, zaten korka korka çıkmışlar, inmişler Beyoğlu'na bir yerlerden; bekleniyor, bekliyorum Başkan'ın telefonu.
Beş dakika içinde aradı, sağolsun.
"Yapılanın yasadışı bir uygulama olduğunu, bu sokağın da diğer sokaklar gibi bir sokağı olduğunu İstanbul'un" söyledi.
Daha izinleri yok
Başkan'ın telefonundan sonra da epey bir sürdürdüm eylemimi, protestomu. Bir, bir buçuk saat kadar. Ve tekrar geleceğimi söyleyerek terk ettim orayı.
Cumartesi sabahı Tünel'de kahvaltı ediyordum ki, nevrim döndü yine. Taktım mı takarım. Tekrar gittim yokuşun başına.
"İzin belgelerinizi görmek istiyorum" dedim güvenlikçilere.
Güvenlik şirketinin yönetim kurulu başkanı ve emekli subay olduğunu söyleyen biri geldi bu kez.
Belgelere bakıyorum. Valiliğe dilekçe verilmiş ama henüz cevabî yazı gelmemiş. "Komisyon toplanıp karar alacak" diyor adam.
"Demek ki daha izin almamışsınız, o zaman kaldırın bu aleti buradan. Ben Tophane'ye ineceğim" dedim. Bugün taraftarlarım daha fazla.
Nihayetinde o gün de yine kaldırtamadım, kaldırtamadık o korku imgesini oradan.
Yine gittim. Ama yine geleceğim.
|
|
|

|
|