|
 |
|
|
IMF'siz programa inanç neden yok?
Hükümet, belli bir ekonomik programı disiplin içinde götürmesi için Uluslararası Para Fonu ile bir anlaşma yapmasını şart gören kesimlere tepki gösteriyor. Bu kesimler söz konusu taleplerinde haksızlar mı?
Hükümetin ekonomi ile ilgili uygulamalarına bakılırsa pek de öyle değil. Bunun en son örneği akaryakıta ve doğalgaza yapılan zamlar.
Süper benzini örnek olarak alırsak 29 Haziran tarihinde yapılan zam rafineri çıkış fiyatlarında bir artıştan kaynaklanmıyor. Mayıs sonunda 554 milyon lira olan bir metreküp süper benzinin rafineri çıkış fiyatı 29 Haziran'da yaklaşık 462 milyon liraya gerilemiş. Buna karşılık bir metreküp süper benzinden alınan özel tüketim vergisi (ÖTV) aynı dönemde 866,5 milyon liradan 1.047 milyon liraya yükseltilmiş. Aslında IMF ile yapılan bundan önceki gözden geçirme sürecinde süper benzinden alınan ÖTV, şubat sonunda 1.019 milyon liraya yükseltilmişti. Ancak daha sonra dünya fiyatlarındaki artışı tüketiciye yansıtmamak amacıyla bu verginin 866.5 milyon liraya kadar düşürüldüğü dikkati çekiyor. Aradaki 4 ayda ortaya çıkan vergi kaybının nasıl telafi edileceği bilinmiyor. Ancak bugün üzerinde duracağımız konu bu değil.
Buradaki davranış biçimi ilginç. Benzinden alınan vergiler artırıldığına göre hükümet bu seviyede bir vergiye ihtiyaç bulunduğunu kabul ediyor. O zaman neden 4 ay boyunca bu vergiyi düşürüyor? Daha da önemlisi bu düzenlemeyi yapmak için neden IMF'nin icra direktörleri kurulunun toplanmasını söz konusu vergilerin artırılmasına bağlamasını bekliyor?
IMF'nin dayatması
Bu açıkça "Biz iktidara gelirken ne vaat ettiysek onu yaptık, neyi yapmayacağız dediysek yapmadık" söylemiyle çelişiyor. Hükümetin ekonomi için gerekli olanları ancak IMF'nin dayatması ile yaptığı görüntüsünü veriyor.
Bu davranışın bir nedeni ekonomiden sorumlu bakanların icracı bakanlara sözünü geçirememesi olabilir. Ancak bu önerme normalde koalisyon hükümetleri döneminde geçerli olabilir. Bu hükümetin en güçlü yanı tek parti iktidarına dayanmasıdır.
Ancak bu fiyatları uygulayacak sayın Bakanın biz dünyadaki petrol fiyat artışlarına rağmen akaryakıtta Avrupa'dan daha düşük fiyat artışları yaptık demesinden sonra, uluslararası fiyatların düştüğü bir süreçte, bu vergi artışları IMF'nin zorlayıcı etkisinin icracı bakanlara program disiplininin benimsetilmesi için kullanıldığı izlenimini pekiştiriyor. Bu da bir ekonomik programı disiplin içinde uygulama konusunda tek parti iktidarına duyulan güveni zayıflatıyor.
Diğer taraftan TBMM'de görüşülmekte olan mahalli idareler yasasına yapılan ilaveler dikkat çekici. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yapılan ilavelerle mahalli idareler için hükümet tarafından önerilen ve daha önce oldukça tehlikeli olduğunu yazdığım borçlanma imkanları, iktidar ve muhalefetin işbirliği ile daha da genişletiliyor. Bunun da ötesinde mahalli idarelerin borçları tahkim ediliyor. Tahkim uygulamaları ülkemizde genellikle Hazine'nin kamu kurumlarından alacaklarını silmesi ile sonuçlanmıştır. Kamu kuruluşlarında hep şikayet ettiğimiz borcuna sadık olmama sorunu buradan kaynaklanır.
Borcunu ödeyen saf mı?
Sonunda borcunu siliyorsanız borcunu ödeyen saf durumuna düşmektedir. Kamunun borcunu azaltarak ekonomideki kırılganlığın azaltılmasına ve AB kriterlerine yaklaşılmaya çalışıldığı bir ortamda Hazine'nin kamu borcu üzerindeki kontrolünü ve borç ödeme disiplinini azaltmak büyük bir çelişkidir.
Bu uygulamalar dışarıdan bir zorlayıcı baskı olmaması halinde hükümetin bir disiplin içinde program uygulayabileceğine duyulan güveni zayıflatmaktadır. Bugüne kadar halka verilen görüntü, ekonomide ihtiyaç duyulan can yakıcı tedbirlerin IMF'nin zorlaması ile alındığı, rahatlatıcı tedbirlerin ise hükümet tarafından IMF'ye kabul ettirildiğidir. Bu yaklaşım, dünyanın her yerinde, uluslararası bir kurumun dayatması seklinde ortaya çıkan bir dış çapaya olan ihtiyacı artırmaktan başka bir işe yaramaz.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|