|
 |
|
|
G.Saraylılar işbaşına!
Galatasaray'ın yüzüncü yılına hiç de hesaplanmayan sorunlarla uğraşıp adeta boğuşarak girdiğine tanık oluyoruz şu günlerde.
Canaydın yönetimi bugüne kadar elle tutulur yürek ferahlatan bir transferi maalesef yapamadılar.
Conceicao'nun takıma katılması çok bilinmeyenli bir denklem. Sakatlığı çıkar mı? Yıllardır Real Madrid'den uzakta kirada geçirdiği sezonlar ondaki futbol aşkını nasıl etkilemiş olabilir ? Bu soruların yanıtları bilinmiyor.
Öte yandan...
Atatürk Olimpiyat Stadı ile Ali Sami Yen gibi iki farklı adres de Galatasaray taraftarlarını fena halde şaşırtmış görünüyor.
Öğrendik ki dün sabah Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın'la Ali Sami Yen Stadı'nda buluşup bugüne kadar yapılan çalışmaları göstermiş, "Stada şu kadar para harcandı, bir o kadar daha harcanacak ve lig başlamadan önce anahtarları size teslim edilecek... Bu bir Mustafa Sarıgül sözüdür" demiş. Kulislerde sürüp giden " Sarıgül Ali Sami Yen'i yetiştiremiyor " dedikodusuna da noktayı koymuş.
Şimdi top Canaydın'da...
Hiçbir mazerete sığınmadan, dedikoduya da meydan vermeden takımın hangi maçları nerede oynayacağını açıkça ve dürüstçe deklare etmelidir.
Bu arada...
100. yılında Galatasaray'ın en çok ihtiyaç duyduğu şey, "dayanışma" duygusudur. Becerebilirler, ya da beceremezler. Ama yönetimin canla başla çaba gösterdiği açık.
Şu kombine bilet satışlarıyla gelecek paraya da çok gereksinimi var Galatasaray'ın.
O nedenle adres neresi olursa olsun, Galatasaraylı taraftarlar zaman kaybetmeden kombine bilet kuyruklarına koşsun.
Atatürk Olimpiyat Stadı ya da Ali Sami Yen... Farketmez. Gidersiniz ya da gitmezsiniz... O da önemli değil. Önemli olan kulübüne böyle dar zamanda sahip çıkmak, onu yalnız bırakmamaktır.
Haydi Galatasaraylılar... Pamuk eller cebe, doğru bilet kuyruğuna!
Demirören'den sürprizler
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, transfer stratejisini "alternatifli liste - ödünsüz pazarlık" temeline oturtmuş...
İbrahim Toraman'dan Ali Güneş'e, Okan Buruk'tan Mustafa Doğan'a uzanan sürprizler serisiyle Beşiktaş iç transferin hemen hemen tamamını böyle yaptı.
Şimdi aynı temel üzerine Carew ve Hasselbaink temaslarını sürdürüyor.
Geçen yıl Roma'da oynayan Valencia'nın Norveçli santrforu John Carew, önceki gün hayatının belki de en acı olayı ile karşılaştı. Kardeşi intihar etti. Ailesine, özellikle de kardeşine ve annesine bağlılığı ile tanınan Carew tam anlamıyla şoka girdi. Bildiğim kadarıyla dün cenaze törenine katılanlar arasında Carew'e, Beşiktaş Jimnastik Kulübü adına başsağlığı dileyen bir temsilci de vardı.
John Carew'in Beşiktaş'ın aradığı golcü santrfor tipine yüzde yüz uyduğunu sanmıyorum. Ancak Başkan, İspanyol teknik direktörün Carew'in fiziğiyle cezaalanı içindeki mücadelesinin Beşiktaş'a çok şey kazandıracağına inandığını söyledi. Öte yandan Hasselbaink'le 2.5 milyon Euro'ya anlaşmışlar... Tam o arada devreye Katar kulüpleri girmiş. Hasselbaink de fiyatını 5 milyon Euro'ya çıkarmış. Adeta uçmuş... Demirören, "32 yaşında emekliliğini ilan ederek Katar'a gitmeyi istiyorsa kendi bilir. O parayı verecek gücümüz var. Ama Hasselbaink'a vereceğimiz miktarı söyledik" diyor.
Demirören, stratejisinin temel ilkelerini açıklıyor. Her zaman elinin altında zengin bir B planı olduğunu, iki santrforun dışında en az beş kişiyle daha görüştüklerini, acele etmeye hiç gerek olmadığını da anlatıyor.
Yunanistan'ın final golcüsü Charisteas'ı da iyi tanıyor : "Onu kadromuza katsak komşuluk ilişkilerimiz açısından da çok iyi olurdu. Ama bonservisi Milan'da... Yunan takımında iyi oyuncular var. Ancak hiçbiri serbest değil."
Sonra bildik isimler üzerinde konuşuyoruz Başkan'la...
Anlattıklarından şöyle bir öykü çıkarabilirim :
Başkan, Nihat Kahveci ile Fethiye'de görüştü... Kahveci, ilk tanıdığı günden beri değiştirmediği biçimde Başkan'a hep "Yıldırım ağabey" diye seslendi. Fenerbahçe'yle pazarlık spekülasyonlarının tam tersine Nihat, "Yıldırım ağabey, dedi, ben kariyerimi Avrupa'da sürdürmek istiyorum. O nedenle birkaç yıl daha Türkiye dışındayım. Ama ilk sözümün de arkasındayım. Türkiye'ye döndüğümde sadece Beşiktaş forması giyerim..." Böylece Başkan'ın hayali, bir kaç yıl ertelenmiş oldu.
Emre Belözoğlu da Demirören'in en önemli hedeflerinden biri : "Emre, İnter'den ayrıldığı takdirde ciddi olarak Beşiktaş'a gelmek istediğini söyledi. Bekliyoruz. Bu arada Arsenal'in de aralarında bulunduğu büyük kulüpler Emre'nin peşinde. Emre'yi alırsak, yabancı kontenjanı bakımından da rahatlayacağız. Çünkü iki yabancı oyuncu hakkımız var... Bu bağlamda Emre bizim en önemli hedefimiz. İnter'in kararını bekliyoruz."
İlhan Mansız...
Milli futbolcunun Japon Kobe kulübü ile bağları fiilen koptu... Evet, Beşiktaş'a gelmek istiyor. Ancak Demirören'in kararı belli : "İlhan'a kapımız açık. Ancak para vererek Kobe'den alamayız. Sakatlığının da doğru olmadığını biliyorum. Bu koşullarda İlhan dönerse, elbette kadromuza alırız."
Son not...
Ahmet Dursun, dün Başkan'ı ziyaret etmek istedi... Bu ziyaret sonrası bazı gelişmeler olabilir.
Ancak... Demirören ve Kıvanç Oktay, bu öykülerdeki isimlerin tamamen dışında orta alan, sol kanat ve santrfor kimlikli üç yabancıya yer açmak için harıl harıl çalışıyor...
Beşiktaş, yeni sezona yeni sürprizler hazırlıyor.
UEFA'dan ders
Euro 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda UEFA'nın ceza uygulamaları, atlamamamız gereken derslerle doluydu.
İtalyan futbolcu Totti rakibine tükürdüğü için 3 maç ceza aldı. Aynı soruşturma İsviçreli Frey için de tekrarlandı. Futbolcu savunmasında hareketi yalanladı. Yalanlamasının yalan olduğu anlaşıldı ve UEFA, İsviçre federasyonunu , futbolcuyu oynatmaması için uyardı. Hollandalı Van Nistelrooy, hakem aleyhinde demeç verdiği için 2006 Dünya Kupası elemelerinde iki maçta oynayamayacak.
Fransa seremoniye geç çıktığı, devre arasında da soyunma odasından geç döndüğü için 6,600 İsviçre Frangı ceza yedi, dahası resmen ayıplandı.
Yukarıdaki olayların hepsi bizim futbol müsabaka ve ceza yönetmeliklerimizde de vardır.
Şu farkla ki, UEFA bu yaptırımları ödünsüz uyguluyor. Bizde yaptırımı boşverin, bugüne kadar hep yapanın yanına kar kalan edepsizlikler söz konusu.
Hiç değilse önümüzdeki sezonda duyarlılığımızı UEFA düzeyine çıkarsak...
Daha az başımız ağrımaz mı? Fena mı olur yani!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|