|
 |
|
|
"Öne doğru sallanan bir yumruk" partisi kurulsa...
GENÇ annelerle babaların, yahut büyükannelerin pusetlerini ite ite gezdirdikleri 5 aylık, 6 aylık, 8 aylık bebekler... Onların minicik bacakları, miniminicik ayakları... Sevindiklerinde kollarıyla, ayaklarıyla, sanki uçmaya çalışıyormuşçasına, küçük sesler çıkararak giriştikleri çırpınma gösterileri...
Onlara bakarken insanın içinde açan gül renkli güneşler ve gül renkli güneşlerin üstüne düşen eskimiş bir akşam güneşinin düşünce gölgeleri...
***
İyi okullara gitmek ne kadar büyütebilir bir çocuğun, bir gencin gönülsel ve beyinsel kanatlarını; şayet doğduğu evin kitaplığında arada sırada karıştırılan büyük ansiklopediler ve daha annesinin memesini emerken odasının çevresinde, okyanuslarla kıtaları gösteren mavimsi bir dünya yuvarlağı yoksa?..
***
Genç annelerle babaların, yahut büyükannelerin pusetlerini ite ite gezdirdikleri 5 aylık, 6 aylık, 8 aylık bebekler...
Saddam'ın mahkemesi; ABD'de başkanlık seçimleri; Türkiye'nin AB üyeliği için mi, yoksa AB çerçevesinde "özel bir statü" için mi, müzakerelerin başlayacağı veya başlamayacağı...
Türk Ceza Kanunu'nda yapılan kapsamlı değişimler...
Sonra şoförler, garsonlar, manavlar, balıkçılar, köfteciler, işportacılar, marangozlar, terziler, sıvacılar, su tesisatçıları, bahçıvanlar, duvarcılar, elektrik teknisyenleri, eczacılar, avukatlar, doktorlar, hastabakıcıları, kaymakamlar, valiler, genel müdürler, müsteşarlar, bakanlar, militerler...
***
İnsandaki gövdesel ve beyinsel enerjinin somuta dönüştüğü çeşit çeşit meslek ve uğraşlar...
Fırınlarda hamur yoğuran işçiler, bir depremin günü ve saatini önceden saptamaya uğraşan bilimciler, sahne sanatçıları, yazı adamları, ressamlar, besteciler, müzisyenler...
***
Ve hepsinin ortak hevengi olan anadil... Anadilinin lezzetiyle sevişmedeki ortaklık...
"Öfkelenmek", "kızmak", "çileden çıkmak", "deliye dönmek", "tepesi atmak", "hırslanmak" deyimlerinin arasındaki nüanslar... "Sevmek"le "beğenmek" arasındaki fark...
Tadı, hukuk profesörüyle, lokomotif makinisti arasında ortak paylaşılan modern maniler:
Yattı uykuya daldı,
Göğsü açılı kaldı;
Bir busesini çaldım,
Uyandı geri aldı.
***
Beş yüz yıldan bu yana okyanusları kullananlar ve kullanmayanlar... Böylesi bir birikimden yoksun kalmış yoksul köylü yığınları...
Sonra ilkel politika demagojileri... Liderlere bulut bulut yağdırılan övgüler... Resmi törenlerde giyilen resmi giysiler... Adam başına düşen ulusal gelir biriminin, milli marşlar, hamasi nutuklar, silindir şapkalarla saman altında bırakılması...
Aynı havalı görüntüleri taklide yeltenenler... Milli geleneklere bağlılık demeçleri, laiklikten ödün verilmeyeceği manşetleri...
***
Bütün bu gürültü patırdı arasında, kimin haberi vardır İlhan Koman'ın Stockholm'deki göz kamaştırıcı anıtından; bir küçük haber bile olamayan balerin Işıl Avcı'nın Boston'da açtığı bale okulu ve salonundan; Suat Derviş'in "Ankara Cezaevleri" yapıtının kaç yılında Fransızcaya çevrilmiş olduğundan?
***
Simgesi öne doğru sallanan bir yumruktan oluşan siyasal bir parti kurulsa...
Şoförlerin, garsonların, işportacıların, simitçilerin, çaycıların, gezer satıcıların, havalimanları taşıyıcılarının ve o dünyaların tadını sevenlerin katılacağı acayip değişik bir parti...
Her üye ayda 1 milyon liralık bir aidat ödese...
Parti üyelerinin hem kendileri, hem çocukları, hem aileleri için akordeon kursları açılsa...
Diledikleri zaman akordeon da çalan kağıthelvacıları dolaşsa Fenerbahçe Parkı'nda...
***
Akordeon kursları yanında, bir de şiir sevenler kursu:
Bu dünyada yalnız benim serseri,
Bu dünyada yalnız ben derbederim.
Herkesin gidecek varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
"Öne doğru sallanan bir yumruk" simgeli parti tabelalarının altına, "Hazine'den geçinmeliler bu partiye üye olamaz" yazılsa...
Kimbilir nasıl bir cümbüş doğar bizim demokraside...
***
Dilerdim genç annelerle babaların, yahut büyükannelerin pusetlerini ite ite gezdirdikleri 5 aylık, 6 aylık, 8 aylık bebekler; böylesi, sapına kadar şeffaf, tutarlı ve eğlenceli bir ortamın içinde, kartvizitlerinde adlarının altına makamlarını yazdırma özenlerine düşmeden büyüsünler...
Yeryüzünün tüm şoförleri, tüm garsonları, tüm ressamları, tüm ozanları, tüm simitçileri, tüm müzisyenleriyle dostluk ederek büyüsünler...
***
Enseyi karartmayın... Hayatı hak etmenin kıvancı, hayattan yararlanmaya çalışma kurnazlıklarına bin basar...
Ah o bebeklerin miniminicik, tombulumsu, öpülesi ayakları kimbilir nerelerde gezecekler, bizim de vaktiyle sevdiğimiz ağaçları severek?..
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|