|
 |
|
|
Aynayı yüzüne tutmak!
Avrupa'da Türkiye korkusu niye? Özellikle Fransa'da... Bu konu üzerinde daha çok kafa yormamız gerekiyor. Çünkü bu tartışma, AB'den yıl sonunda tarih alsak da devam edecek.
Ayrıca bu tartışma artık Türkiye'den çok bir Avrupa tartışması haline geliyor. Avrupa'nın kendi kimliği tartışma masasına yatırılıyor. Ayna Türkiye'den çok Avrupa'nın yüzüne tutuluyor, tutulması da gerekiyor.
Çünkü öyle bir nokta gelmiş durumda ki, AB'nin Türkiye'ye ilişkin kararıyla Avrupa kendi kimliğini sınava sokacak. Kendi kimliğine ilişkin bir tercih yapacak. Kendi değerlerinin yerelliğine ya da evrenselliğine ışık tutacak.
Bir başka deyişle:
Avrupa'nın Türkiye kararı, aynı zamanda kendi açısından bir uygarlık sınavı olabilecek. Bu yüzden Türkiye'nin Avrupa projesi ile ilgili kararlılığı, Avrupa'yı gitgide sıkıştırıyor.
Tartışma gittikçe sıcaklaşmakta.
İki yıl önce Fransa'da, hatta Avrupa'da Türkiye tartışmasını başlatan eski cumhurbaşkanlarından Valery Giscard d'Estaing oldu. Türkiye'nin Müslüman olduğunu, farklı bir din ve kültürden geldiğini, bu yüzden Avrupalı olamayacağını söyledi. Birçok kişinin o zamana kadar kapalı kapılar arkasında söylediğini ya da kafasının arkasından tuttuğunu açığa çıkarmış oldu.
Buna karşılık, tarih konusunda bugün Türkiye'nin büyük umut bağladığı Cumhurbaşkanı Chirac'ın yanıtı çok yerinde olmuştu:
"Biz Fransa'ya 50 milyonluk Katolik bir ülke mi diyoruz? Hayır. Müslümanlıktan önce laik bir ülkedir Türkiye, bunu unutmayın."
Konu ilginç ve çok boyutlu.
Profesör Nilüfer Göle'yle dün sabah bu konuda sohbet ettik. Paris'te kısa adı EHESS olan Sosyal Bilimler Akademisi'nde çoğulcu modernlikler kürsüsü başkanı olan Prof. Göle, bugün artık Avrupa'nın ve Fransa'nın Türkiye üstünden kendi kimliğini tartıştığını, tartışmanın Türkiye dosyası olmaktan çok Avrupa dosyası olmaya başladığını belirtiyor.
Şu noktaya dikkati çekiyor:
"Kıbrıs'ta çözümü, Kopenhag kriterlerini Türkiye nasıl olsa başaramaz, demokrasi ve insan haklarının gereğini nasıl olsa yapamaz diye düşündüler yıllar yılı. Ama Türkiye ev ödevlerini yaptıkça, Kıbrıs'ta barış atağı nı gerçekleştirince Avrupa sıkışmaya başladı. Türkiye kendi Osmanlı Müslüman geçmişiyle, otoriter Cumhuriyetçi ve milli devlet kimliğiyle ilgili bazı katı yanlarını Avrupa projesi çerçevesinde, Avrupalılık adına demokratikleştirmeye yöneldi. Bu konulardaki bazı korkularından Avrupa projesi içinde kurtulmaya başladı. Buna karşılık Fransa özellikle Cumhuriyetçi kimliği konusunda bugün Avrupa projesiyle arasında (türban konusunda örneğin) bir gerilimi yaşıyor. 'Biz farklıyız, istisnayız, taviz veremeyiz' havasında Fransa... Oysa Türkiye kendi Cumhuriyetçi gerilimlerini Avrupa projesi ile, demokratikleşerek aşabiliyor. Bir yerde daha Avrupalı davranıyor Fransa'ya göre..."
Prof. Göle, Türkiye'nin sömürge olmadan Batılılaşmış, AB'ye daha üye olmadan Avrupa standartlarını yakalamaya başlamış bir ülke olmasının önemine dikkat çekiyor. Bu durumun Avrupa'yı şaşırttığını belirtiyor.
Avrupa, bir Hıristiyan Kulübü olarak mı kalacak? Kendini Yunan - Yahudi - Hıristiyan geçmişiyle mi sınırlayacak? Yoksa Türkiye'yi de içine alarak -İslamla barışarak - kendini geleceği mi taşıyacak?
Prof. Göle, Avrupa'nın kendi değerlerinin evrenselliği konusunda sınavdan geçmek istiyorsa, küresel bir oyuncu olmak istiyorsa, Türkiye'yi de içine almak zorunda olduğunu düşünüyor. "Küresel terör Türkiye'nin dışlanmasından yana" diyor Prof Göle. Türkiye'nin Avrupa projesinin başarısızlığa uğramasına, Avrupa'nın dışında kalmasına en çok Bin Ladinciler sevinir diye düşünüyor haklı olarak...
Prof. Nilüfer Göle, Türkiye'nin Avrupa projesi yolundaki adımlarıyla "Avrupa'nın ezberini bozduğu"na inanıyor. Bu durumu özellikle Fransa'da izlediğini, bu ülkede entelektüellerin, siyaset sınıfının ezberleri bozulduğu için Türkiye konusunda sayıklama havasına girdiklerini, Türkiye'yi neden alamayız tartışmalarında irrasyonel raya oturduklarını belirtiyor.
Şöyle diyor Göle:
"Türkiye üst üste çıkardığı paketlerle inanılmaz değişikliklere imza attı. Kıbrıs konusunda büyük barış atılımı yaptı. Onca yıl çözülemez gibi görülen birtakım yumakları çözmeye başladı. Fransa'da bir bakıyorsunuz, en ciddi siyasal ya da entelektüel odaklarda bu değişime tarih almak için göz boyama diye bakılabiliyor. Oysa Türkiye bu çok büyük dönüşümü kendi siyaset sınıfı ile, sivil toplumu ile, iş dünyası ve medyası ile, Kıbrıs ve AB konularında olduğu gibi büyük kamuoyu desteğiyle gerçekleştiriyor. Türkiye'nin bütün dönüşümü göz boyamak için falan değil, kendi iç dinamikleriyle, iç seferberlikle yaptığını henüz göremiyorlar. Görmek de istemiyorlar. Ezberleri bu yüzden bozuluyor."
Göle'nin şu sözleri ilginç:
"Biz uzun yıllar kendi yüzümüze tuttuk aynayı. Hep kendimizi Avrupa'nın aynasında gördük. Kendimizi eleştirdik, geliştirdik, değiştirdik. Ev ödevleri dedik, yaptık. Şimdi aynayı Avrupa'nın yüzüne tutmalıyız. Avrupa kendini bu aynada nasıl görecek? Kapana sıkışmış gibi... Korkuyor! Kendi kimliğiyle ilgili doğru karar verecek mi? Yoksa ahlaki bir kırılmayı da göze alarak Türkiye'ye verdiği sözlerden dönecek mi?"
Kısacası:
Türkiye korkularını yendi. Avrupa yenebilecek mi? Türk aydınları birçok ezberi bozdu? Örneğin Fransız aydınları kendi ezberlerini bozabilecekler mi? Aynayı kendi yüzlerine tutabilecekler mi?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|