|
 |
|
|
Marlon Brando ve sessiz adamlar üzerine:
Jaguar Adamlar
Burnunu yukarı kaldırarak, soğuk, ifadesiz, belli bir şey söylemeyen gözlerle uzun süre bakabilen adamlar vardır. Böyle bir adamın karşısındaki insanın eli ayağı, çok geçmeden birbirine dolanmaya başlar. Çünkü bu belirsizlik dolu sessizlik ya da sessizlikle tıka basa dolu belirsizlik, insanı tedirgin eder. Onların gözlerine bakmak, kendinin en zayıf, en sevmediğin yerlerini gördüğün bir boşluk aynasına bakmak gibidir. Onlar ise siz çözülünceye, iyiden iyiye boğuluncaya kadar aynı biçimde bakmaya devam edebilirler; ifadesiz, sessiz. Bu adamların bir şey söylemesine gerek yoktur; karşısındaki kişi zaten o sessizlik içinde kendi kendini imha eder. Kurban kendini yok etmeye, donuk sessizliği yumuşatmak için giderek daha da saçmalaşan, enayileşen kıkırdamalara başlar. Kıkırdadıkça küçülür, küçüldükçe güler. Bir noktadan sonra geri dönüş yoktur; kurban ezilir, adam donuk ve aşağılayan bakışlarıyla görünmez zafer bayrağını diker tam orta yere. Zaferi taçlandıran şey ise adamın, bu zaferin farkında değilmiş gibi duran bakışlarıdır. Sen bunu kendi kendine yapmışsındır; en çok da bu kahreder.
* * *
Marlon Brando böyle bir adamdı. Belki de tek gücü buydu. Öyle, bomboş bakarak karşısındaki insanı, kendi adımlarıyla cehennemine yürütebilmek... Oyunculukta da, hayatta da.
Muhteşem aktördü, tamam. Hayrandık, eyvallah. "Paris'te Son Tango" şahsımın en sevdiği aşk filmidir, ayrı. Hollywood'un en acımasız muhalifiydi, o bakımdan da ayrıca severiz. Ama o bakışlar... Konuşmadan uzun süre karşısındakinin gözlerinin içine bakabilmek... Dev bir jaguar gibi. Kıpırdamadan. Seni bir an önce pes etmeye çağırır gibi, neredeyse hissiz. Kediler gibi...
Kedilerde de insanları yıldıran, hatta neredeyse insanları kedilerin köleleri yapan bu değil midir? O uzun, sessiz, boş bakışlar. Anlamı kendiniz koyarsınız o gözlere, bunu yaptığınızı bile bile.
Marlon Brando, jaguar adamdı. Bedenini belli bir anda dondurup sonsuza kadar öyle durabilen, sonsuza kadar karşısındakinin gözünün dibine, kalbinin en zayıf yerine gözleriyle nişan alıp on ikiden vurabilen, sonra da cesedi sakince parçalayabilen dev bir jaguar.
İntihar eden çocukları, katil olan çocukları, mahvolmuş insanlarla doldurduğu hayat yolu bu bakışlardandı belki de. Kim bilir? "Paris'te Son Tango" filminde başrolü paylaştığı aktristin o filmden sonra hiçbir filmde oynayamadığını, yıllarca depresyon geçirdiğini biliyor muydunuz? Yüz yıldır röportaj yapan Larry King'in onun karşısında çaresizce öne doğru eğilip zavallıca gülüşlerle bir cümle için yalvardığını, karşılığında sadece aşağılayan bakışları aldığını?
İnsanlardan umudu kesmiş olmak lazım jaguar adam olmak için. Jaguar adamlar artık şaşırmayanlardan çıkar. Yani artık yaşamayacağına inananlardan... Acı. Sert bir acı.
Ama sonra... "Paris'te Son Tango" filminin son sahnesi... İzlemeyen var mıdır? Bu jaguar adam, kadını hissizliğiyle kavurduktan sonra kurban kadın, canını kurtarmak için kaçar, uçar gider. Adam içinden ona kadar sayacağını ve kadının geri döneceğini sanır. Kadın dönmez. O jaguar, yüzünde bir krallık düşer gibi, içinde bir şehir yıkılır gibi ağlar. Kadının peşinden koşar Paris sokaklarında... Öldürdüğünü arar. Her jaguar adam gibi öldürdüğünü sever. Öldükten sonra sever. Öldürdükten sonra... Ağlayabilir jaguar adamlar.
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|