Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Temmuz 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yatırımcı Türk'ün yeni riski 'can' derdi

Bakan Kürşat Tüzmen, 'Türk işadamı riski sever' diyor. Sevgi ne kelime, artık 'can pahasına' iş yapıyorlar... Güvenliklerini kendileri sağlamaya çalışıyorlar ama yine de kaçırılmaktan, öldürülmekten kurtulamıyorlar. Aynı bölgelerde Avrupalı, ABD'li, İsrailli de iş yapıyor. Birçok yasal önlem alıyorlar ama bununla da yetinmiyor, 'kirli' önlemlere de baş vuruyorlar. İddialara göre, 'bazı ülkeler' risk kaynağı örgütlerle 'anlaşma' yapıyormuş. 'Sen bizim yatırımlara dokunma, ben de adamlarına iltica olanağı sağlayayım' gibi... İsrailliler'in Arap ülkelerinde iş yapmak için bulduğu yöntem ise 'gölge şirketler.' İş İsrailli'nin ama patron Arap gözüküyor...

ŞAZİYE KARLIKLI

Ali Muşluoğlu, bir işadamı... Türkiye'ye son bir yılda 3.5 trilyon lira karşılığı döviz getirmiş. İstanbul'dan bakınca çok da büyük bir rakam gibi görünmüyor. Ama Antakya için oldukça kayda değer bir ciro bu. Muşluoğlu bu ciro uğruna, bir çalışanının canından olmasına yanıyor, bir de iki bacağına saplanan 'Made in USA' kurşunları canını gerçekten acıtıyor. Muşluoğlu yalnız değil, Türk yatırımcıları Irak ve Afganistan başta olmak üzere 'tehlikeli topraklarda' riskin en korkuncuyla karşı karşıya.
Ali Muşluoğlu'nu hatırlarsınız. Irak'ta ABD'li askerlerce öldürülen şoför Faysal Demir'in patronu. Hani, Bakan Kürşat Tüzmen, 'Bizim işadamlarımız riski sever. Bine yakın işadamımız orada. Anlaşılıyor ki bu kaçırmalar belli bir politikanın sonucu. Ama işadamlarımız yılmadan devam edecek. Gereken her türlü önlemi alacağız' demişti ya... Ali Muşluoğlu, tam da o tarif edilen 'risk seven' işadamlarından...
Ancak Muşluoğlu risk derken 'can kaybını' göze almamış. Bir yıldan beri başta Tepe İnşaat olmak üzere, Türk inşaat firmalarının malzemelerini taşıyor. 'Can riskini' sıfırlamak için kendince bir yol bulmuş. Irak sınırına kadar malları Türk şoförlerine taşıtıyormuş. Türk şoförlerinin Irak sınırını geçmesine izin vermiyormuş. Irak'ta 20 tane kamyon satın almış. Iraklı şoförlerle anlaşmış. Sınırda mallar Türk kamyonlarından Irak kamyonlarına yükleniyormuş. Yani bir tür nöbet değişimi şeklinde işlerini yürütüyormuş.
Kamyonlarının güvenliği için orada iş yapan her firma gibi o da yerel korumalarla anlaşmış. Kamyon başına 200 dolar civarında bir koruma bedeli ödüyormuş. Iraklı korumalar sayesinde bir yıldır ufak tefek olaylar dışında kamyonların başına bir şey gelmemiş. Mesela, bir keresinde kamyonu çalınmış. Korumalar yardımıyla kamyonu hırsızlardan tekrar satın alarak sorunu çözmüş!

'Ben Dr. Saddam'
Türk çalışanlarını Irak'a sokmama kararını bozduğu için çok üzgün. İşleri nedeniyle Bağdat'ta bir toplantıya katılması gerektiği için, kendisine Irak plakalı, şoförü de Iraklı olan bir araba kiralamış. Yanına Iraklı korumasını da almış. 'Can benim canım' diyerek tam yola çıkarken 'rahmetli' diye andığı Faysal Demir, 'Bağdat'ı hiç görmedim. Ağbi beni de götür' diye ısrar etmiş. Yoksa medyaya yansıdığı gibi olay TIR'la taşıma sırasında olmamış. Sonuçta Bağdat - Felluce arasında o korkunç olay gerçekleşmiş.
Ali Muşluoğlu'yla telefonda konuştuğumda şoförü için ağlıyordu. En çok da saldırının Amerikalılar'dan olmasına gücenmişti. Çünkü saldırı en son beklediği yerden gelmişti. "Yasta olduğumuz için evde televizyon açmıyoruz. Ama anlatılanlara göre televizyonlarda kontrol noktasında ateş açıldığı yazılmış. Bu doğru değil. Amerikalı askerler yolun kenarındaki tarladaydılar. Biz yine de durduracaklarını düşünerek yavaşladık. Tam önlerine geldiğimizde durdurdular ve ateş açtılar. Kurşunlar yağmur gibi yağdı. O sırada gelen Iraklı polislerin araya girmesiyle kurtulduk. En acı olanı da biz rahmetliye bakarken, gülerek gelen Amerikalı askerin 'Ben Dr. Saddam, gelin tedavi edeyim' diyerek bizimle alay etmesiydi" diyor

Yeni güvenlik tanımı
Ali Muşluoğlu'nun Irak'ta yaşadıkları ilk değildi anlaşılan son da olmayacak. Irak'ta, Afganistan'da Polonya'da Çeçenistan'da, Rusya'da, Azerbaycan'da... Yani pek çok ülkede Türk işadamları ve Türk işçilerinin başına kaçırılma, işkence, tehdit ve de öldürülme olayları peş peşe geliyor. Bu bölgelerde iş yapan işadamları için çoktandır 'risk', para kaybı değil de 'can kaybı' anlamına geliyor.
Öte yandan hükümet yetkilileri peş peşe Türk işadamlarını 'tehlikeli sulara' çağırıyor. Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, Afganistan'da Türk yatırımcısının en az 20 yılını kurtaracak bir iş potansiyeli bulunduğunu söylüyor. Ve de ekliyor; "Afganistan'da Türk bayrağını arabaya takıp gezmek ayrıcalık. İşadamları bu fırsatı kaçırmasın. Afganların cebinde para var."
Zeki Ergezen çağırıyor çağırmasına ama, 'güvenlik' endişelerini giderecek net bir garantiden kimse söz etmiyor. Stratejist Aytunç Altındal, "Kapitalizmde risk almayan kaybeder. Genel kural budur ama yüksek risk bölgelerinde devletin güvence vermesi gerekiyor. Günümüzdeki yeni ulusal güvenlik tanımı; sanayiyi, ticareti, ihracatı, finansı da ulusal güvenlik şemsiyesi altında değerlendiriyor" diyor.

'Gölge şirket' kuruyorlar
Evet, bu tanım ABD'nin yeni güvenlik anlayışına çok uyuyor. ABD tehlikeli bölgelerdeki yatırımlarını 'bizzat' kendisi koruyor. Ya geri kalanlar, örneğin İsrail?.. Aytunç Altındal'ın verdiği bilgiye göre, İsrail Suudi Arabistan gibi yüksek risk taşıyan ülkelerde yatırımlarını 'gölge şirketler' aracılığıyla yapıyormuş. Yani şirketin tabelasında patron olarak bir Arap görünüyor. Çalışanlar da Araplardan oluşuyor. Görünürde İsrail'i hatırlatan hiçbir şey olmuyor. Ayrıca İsrail Gizli Servisi de korumaya destek veriyor. Aytunç Altındal, İsrail, ABD ya da Batılı herhangi bir devletin küçük ya da büyük hiçbir yatırımcısının devlet garantisi olmadan tehlikeli topraklara adım atmadığına dikkat çekerek şöyle diyor:
"Biz de ise Afganlı'nın cebinde para var, Iraklı'nın cebinde şu var diyerek, çantasına, arabasına birkaç bin dolarlık malı dolduran sınırı geçiyor. Değil devletin, ailesinin bile bundan haberi olmuyor. Ben buna 'vahşi kapitalizmin serseri mayınları' diyorum. Gittikleri yerlerde sadece mallarını, paralarını kaybederlerse şanslılar. Canlarını kaybediyorlar, kimsenin haberi olmuyor. Kafkaslar'da , Afganistan'da, İran'da, Irak'ta bunun binlerce örneği var. Devletin bunları koruması olanaksız. Bir de devletin değil, aşiretin güvencesi ile gidenler var ki, onların durumu daha iyi. Irak'a komşu sınır illerindeki Kürt işadamları karşı taraftaki aşiret akrabalarının korumasına giriyorlar. Ticaretlerini herhangi bir güvenlik sorunu olmadan yaşıyorlar."

Dış güvenliğin koruması
Aytunç Altındal, Irak ya da benzeri koşullardaki ülkelerde iş yapmak ama aynı zamanda da güvenli olmak isteyen firmalar için en önemli seçeneğinin 'dış güvenlik' birimiyle işbirliği yapmaktan geçtiğini belirterek, konuyu şöyle anlatıyor:
"Dışişleri Bakanlığı'nın onayı ile giden firmalara bakanlığın Dış Güvenlik Birimi güvenlik desteği veriyor. Bu destek sayesinde firmalar yerel hükümetlerin güvencesi ile çalışıyorlar. Örneğin Enka gibi büyük taahhüt firmaları, yıllardır güvenlik riski olan ülkelerde çalıştılar. Herhangi bir sorun yaşanmadı. Savaş bile olsa yatırımlar bombalanmadı. Hükümetler arası anlaşmayla giden yatırımcıları da yerel kolluk kuvvetleri korurlar."

Kirli korunma
Ama bu tip 'legal resmi koruma' tedbirlerinin yetmediği zamanlar da oluyor. Altındal'ın söylediğine göre, bu durumda sıkça 'kirli' diye nitelendirilebilecek koruma sistemleri devreye giriyor. Örneğin terör riski altında bir ülkeye milyonlarca dolarlık bir yatırım yapan firma bazen 'teröristlerle' anlaşma yapmaya yeltenebiliyor. Özellikle baraj vb. gibi büyük yatırımlarda tribün ya da benzeri makinelerin çalışması için belli bir garanti süresi isteniyor. O garanti süresi içinde 'firmanın garantisi altındaki sisteme sabotaj yapılmaması, firma çalışanlarına zarar verilmemesi' karşılığında, o firmanın hükümeti terör örgütüne bazı tavizler veriyor. Bu bazen 'para yardımı' bazen de terör örgütü yandaşlarına 'siyasi iltica' şeklinde olabiliyor. Garanti süresi sona erip sorumluluk yerel hükümete ya da işleticilere geçtiğinde anlaşma sona eriyor. İlticacılar bir şekilde kapı dışarı ediliyor, para yardımı kesiliyor.
Elbette ki bu bir iddia. Aytunç Altındal, GAP'ın yapımı sırasında bazı ülkelerin PKK'ya bu nedenle 'ılımlı' davrandığı inancında. O, firma adı da ülke adı da veriyor. Ama kulağa gerçek gelse de bu belki yıllar sonra 'gizli dosyalar' açıldığında 'gerçek' olabilecek bir iddia. Ama terörün yarattığı kirlilikte artan riskin insanları da firmaları da ülkeleri de kirletebileceğini 'düşündürmesi' açısından da oldukça ilginç.
Güvenlik söz konusu olduğunda bir de özel güvenlik şirketleri devreye giriyor. Aytunç Altındal, Amerikalılar'ın tüm sivil yatırımlarının ABD'li özel güvenlik şirketlerince korunduğuna dikkat çekerek, MİT eski Müşteşarı Sönmez Köksal'ın kurduğu özel güvenlik şirketinin ve kurulacak benzerlerinin yurtdışında Türk firmalarına hizmet verme amacı güdebileceğini söylüyor.

BUSINESS
 BMW hayali, şarap ve Swatch saat
 Editörden
 Arkasında Birleşmiş Milletler var
 Hiç saati olmayan 'Saat'çi
 Asker bavulunda beş dikiş makinesi götürüp, atölye açtı
 'İşin hilesi dürüstlüktür!'
 Dalbastı kiraz Avrupa'da yok satıyor
 Rüşvet alan suçlu da veren suçsuz mu?
 Devlet yabancı sermayenin emlakçısı olacak
 Vergi kanunlarında yaz - boz mevsimi geldi
 Benzinde kadının adı var
 'Büyüme ve piyasa fetişizmi böler, sosyal destek birleştirir'
 Çarpışan medeniyetler
 Öğretim üyeliğini bıraktı şimdi Vodafone'la iş yapıyor
 Dijital Oyuncaklar
 Öğle arası estetik operasyonu




© 2004 Milliyet