Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Temmuz 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Paris'in yeni hizmetçileri


Adisyon kağıdının üzerinde titreyerek dolaşıyordu parmakları. O kadar uzun sürdü ki siparişi alması, az kalsın ağlayacaktı. En fazla on iki yaşındaki bir kız çocuğunun vücuduna sahip olan Çinli garson, muhtemelen yirmilerinin ortasındaydı ve Allah'ın belası bir pizza siparişi yüzünden dilini bilmediği bir ülkede tir tir titriyordu. Belki de boynu o kadar ince olduğu için bu kadar minnacık kalmıştı sesi; bir çocuk mırıltısı gibi. Gözlerini ne kadar açsa da söylenenleri anlayamıyordu. Müşteriler sinirlendikçe o daha çok titriyor, o titredikçe daha zalim oluyordu müşteriler. Hintli şef garson bir süre uzaktan izledikten sonra olan biteni, neredeyse bir işkencecinin aldığı keyifle gelip aldı kızın elinden adisyon defterini. Kendisi de Allah'ın unuttuğu bir ülkeden gelen Hindistanlı şef garson, ezmeyi iyi öğrenmişti belli ki. Çinli garson kız, kollarını küçük vücudunun iki yanından yerlere akıttı. Öyle çok aktı ki elleri, neredeyse dizlerine değecekti parmak uçları... Somalili garson kız uzakta, bir başka masanın siparişini alırken olana bitene bakıyordu. Hiç değilse o, Çinli kızın gözlerini yakalayıp destek atan bir gülümseme göndermeyi becerebildi. Çürük bir gülümseme...

Sokaklar onlarla dolu
Zengin Avrupalılara seks için satılan Doğu Bloku'ndan altı yaşında oğlan çocukları, sokaklarda yaşayan Uruguaylı, Meksikalı, Paraguaylı sokak müzisyenleri, Avrupa'nın bütün şehirlerinde günde on dört saat çalışan Türk dönerciler, karın tokluğuna çalıştırılan Uzakdoğulu hizmetçiler ve hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalışan dünyanın bütün yoksul ülkelerinden, bilhassa Afrika'dan gelen garsonlar, garsonlar, garsonlar... Avrupa'nın sokakları onlarla dolu. Misal, Eiffel Kulesi'ni görmeye gelen, Paris ile büyülenmiş turistlerin gözlerinden kaçabilir, ama her gün o kulenin dibinde Vietnamlılarla Afrikalılar, kartpostal "pazarı" için birbirlerine girmekteler. Bir keresinde birkaç Afrikalının bir Vietnamlının üzerine çullandıklarını görmüştüm. Sonra Vietnamlının ayağa kalktığını, yaptığı ilk işin yüzündeki kanı değil, kartpostalların üzerindeki çamuru temizlemeye çalışmak olduğunu görmüştüm, ağladığını...
Hadi onlar dünyanın unuttuğu ülkelerden geliyorlar. Peki ya Polonyalılar? Avrupa Birliği'ne yeni üye olan Polonyalılar, kulübe kabul edildiklerine çok sevinmişlerdi. Öyle ki, 15 bin Polonyalı üyelik anlaşmasının imzalandığı hafta İngiltere'ye çalışmak için gitti. Bir ay sonra 8 bini geri döndü. Çalışma yerlerindeki kölelik koşulları ve yeni gelişen bir meslek türü olan insan tüccarlığı canlarına kast etmişti. Ya Avrupa'nın yeni hizmetçileri/köleleri olacaklardı ya da evlerindeki açlığa geri döneceklerdi. Evlerine dönenler oldu. Ama geri kalanı şimdi muhtemelen varlıklı evlerde Portekizliler yerine hizmetçilik yapıyorlar!

Sistemin iktidarı
Dün Ertuğrul Özkök, Hürriyet'te bir yazı yazdı. Lizbon'dan. Özkök, Portekizlilerin eskiden Paris'in varlıklı evlerinde hizmetçi olduklarını şimdi ise... Avrupa Birliği, havai fişekler... İzlediniz işte futbol şampiyonasını. Artık onlar da havalılar. Artık yeni hizmetçiler onlar değil. Çünkü artık Polonyalılar var. Mesele şu ki, bu, hizmetçisiz yürümeyen bir sistem. Belki Polonyalılar da, "eğer yeterince iyi çalışırlarsa" (!) kendilerine başka hizmetçiler bulurlar günün birinde. Belki de sistemin bu iktidarını kabullenmek, hizmetçi olarak çok çalışınca "efendi" olabileceğine inanmak gerekiyor öncelikle. Belki de Avrupa'da karın tokluğuna çalışan Türkler de bir gün Portekizliler gibi "havalı" bir Avrupa Birliği üyesi olacak. Kim bilir? Ama biri hizmetçi olacak o kesin.
İki yıl önce BBC'de, Afrika'daki açlarla nadiren yapılan bir röportaj yayımlanmıştı. Muhabir, Afrikalı adama "Sizce niye bu kadar fakirsiniz?" gibi bir soru sormuştu. İskelet kadar kalmış adamın cevabı mıh gibiydi:
"Çünkü siz zenginsiniz!"
Öyle işte.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Din ve modernleşme

Çetin ALTAN
Sabun köpüğünden balonlar...

Melih AŞIK
Layık görüntüler

Hasan CEMAL
Düşünmek, tartışmak, bir daha düşünmek!

Güneri CIVAOĞLU
Şekil / Öz

Hurşit GÜNEŞ
Dış borçlar azalmıyor, artıyor

Sami KOHEN
Esas iş şimdi başlıyor

Mehmet Y. YILMAZ
Erkek çocuk yetiştirme kılavuzu!..

Faik ÖZTRAK
Özel imalat sanayii fiyatlarına dikkat

Derya SAZAK
Engizisyon

Meral TAMER
Şişecam'la Ali Koç'un kader birliği

Ece TEMELKURAN
Paris'in yeni hizmetçileri

Yaman TÖRÜNER
Mevduat garantisi

Güngör URAS
Yurtdışındaki (kayıt içi) mevduat 11.4 milyar dolar

M. Ali BİRAND
"PKK sudan çıkmış balık gibi"

© 2004 Milliyet