|
 |
|
|
Gülme, kırarım bacaklarını!
"Ya benimsin ya kara toprağın" diyen erkekler tarafından son altı ay içinde öldürülen 35 kadının anısına düzenlenen sokak etkinliğinde kadınlar "Ne seninim ne kara toprağın" dediler
TUBA AKYOL
Bulunduğumuz yerden baktığımızda manzara aşağı yukarı şöyle: Türkiye'nin doğusunda, ücra ve uzak bir yerlerde yaşayan cahil erkekler "töre" adını verdikleri acayip bir şey yüzünden kadınları öldürüyorlar.
Evet, çok acıklı. Hadi birlikte üzülelim, bu cinayetlere kızalım, "Ah cahillik, ne fena!" diyelim, sonra da işimizin başına dönelim.
Zira bizim çok uzağımızda ve katiyen bizim başımıza gelmeyecek bir ölüm bu, değil mi? Biz, ne yaparsak yapalım, taşlanarak öldürülmeyiz mesela. Bizim buralarda recm yok çünkü. Ya da baltayla öldürülmeyiz. Kimsenin elinin altında balta yok çünkü. Peki, güvende miyiz?
"Kadın oldukları için..."
AMARGİ Kadın Dayanışma Kooperatifi'nden Ayşe Kısmet "Aslında hiçbir kadın güvende değil" diyor. "Denizli'deki, Bozcaada'daki kadın taşlanarak öldürülmüyor, bu yüzden çok dikkat çekmiyor, günlerce gazetelere haber olmuyor belki ama o da ahlak ve namus adı altında öldürülüyor. Yer, sosyal sınıf fark etmiyor. Kadınlar, kadın oldukları için öldürülüyor. Çünkü erkekler kadının bedeninin, ruhunun, hayatının kendilerine ait olduğunu düşünüyor."
Bu yüzden de çorbalarına az tuz attığı için ya da eve geç kaldığı için ya da dayaktan usanıp annesinin evine kaçtığı için ya da başka bir erkeği sevdiği için... Öldürülüyor kadınlar.
Ve AMARGİ işte bu şiddeti görünür kılmak için son altı ayda erkekler tarafından ahlak ve namus adı altında öldürülen 35 kadının hikayesini sokakta anlatıyor. Kadıköy'de Halitağa Caddesi'nde bu akşam sona erecek olan etkinliğin İstanbul'un farklı semtlerinde de yapılması planlanıyor.
Şiddet, kapalı kapılar ardında
"Kadınlar evde şiddet görüyor ve çoğu bunu en yakınlarından bile saklıyor. Bu etkinliğin sokakta yapılmasının nedeni, kapalı kapılar ardında yaşanan şiddete bir tepki" diyor AMARGİ'den Anita Sezgener.
O da sığınma evinde kalmış
Etkinliğin yapıldığı sokaktan geçen çoğu kadının az veya çok şiddetle ilgili anlatacak bir şeyleri var. Pınar Asan "Kamusal alan kadınların daha geri planda olduğu bir yer. Ama bu etkinlik sayesinde bugün ne yaşadıklarını değilse de bir zamanlar uğradıkları şiddeti anlatıyorlar" diyor.
Bu etkinliği İstanbul'da her mahalleye taşımak, sokaktan geçip evine doğru yürüyen her kadına ulaşmak istiyor AMARGİ. Ama sokak etkinliği kapalı mekanda yapılan etkinlikler kadar kolay değil. Ayşe Kısmet "Esnafla sorunlarımız oluyor ya da işte rüzgar esiyor, panoyu deviriyor. Böyle birçok dert var. En önemlisi de geceleri masaları ve panoları çalınmasınlar diye güvenli bir yere koyma zorunluluğu. İlk akşam gördük ki bizim düşündüğümüzden bile çok daha zor bir iş. Ne yapacağımızı bilemez halde dururken, bir apartmandan 50 yaşlarında bir teyze geldi yanımıza. Tüm eşyalarımızı koyabileceğimiz bir yer gösterdi bize. Sonra anlattı. Meğer o da Almanya'dayken bir süre bir sığınma evinde kalmış. Bu etkinliği düzenleme amacımızı öğrenince yardımcı oldu."
"9 bin sığınma evi olmalı"
Bu sokak etkinliğinin öncelikli amacı erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddeti görünür kılmak, "töre cinayetleri"nin uzaklarda bir yerlerde yaşanan, bize uzak bir şey olmadığını göstermek.
"Ama daha da önemlisi" diyor Ayşe Kısmet, "bu 35 kadının sesini duysaydık, belki de onlara yardımcı olabileceğimizi göstermek." Bu yüzden AMARGİ sığınma evlerinin açılması için belediyelere gidiyor. "Biz onlara görevlerini hatırlatıyoruz" diyor Pınar Asan. "Bu bir rica değil, belediyelerin görevi. Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre, 50 binden yukarı nüfusu olan yerlerde sığınma evi bulunması gerek. Yani Türkiye'de 9 bin sığınma evinin olması lazım. Oysa sadece 9 tane var." n
Kadın Dayanışma Ağı: (0216) 345 49 88
Şiddetin bahanesi olur mu?
Yoldan geçen bir karı-koca "Erkek Kadına Öğretiyor" panosunun önünde duruyor. Panoya okuma fişleri dizilmiş: "Kırarım bacaklarını, düzgün yürü, fazla konuşma, onu giyme, sessiz gül, eve erken gel..." Karı-koca hece hece okuyor bu cümleleri. Sonra adam "Ee karısı eve geç kalırsa, erkek ona 'Eve erken gel' diyecek tabii" diyor.
"Sonra da dövecek mi peki?" diye soruyorum ben. Kadın "Yok" diyor, "dayak yok." Yok mu gerçekten? Hiç mi olmadı? O zaman "Şiddet dolu bir ülkede yaşıyoruz" diye cevap veriyor adam. "Ülkedeki şiddet eve de yansıyor. Yansımasa daha iyi ama, oluyor işte bazen."
Bu da işte şiddetin bahanesi: Hayat adama vuruyor, adam da kadına...
Öbür panoyu gösteriyorum. Orada şöyle yazıyor: Haklı şiddet yoktur!
Ah bu Doğulu, cahil erkekler!
"Sokaktan geçen kadınlar şiddeti ya bizzat yaşamışlar ya da yakın çevrelerinde şiddete şahit olmuşlar" diyor AMARGİ'den Gülden Bağa. "Ama bir de erkekler var. Sokaktan geçerken duruyor, panoları inceliyorlar. Geçenlerde bir erkeğin yanındakine 'Bu Doğulu erkekler de eşlerine çok kötü davranıyor. Çok cahiller de o yüzden' dediğini duydum. Dayanamayıp 'Peki siz 'Ben hiçbir kadına şiddet uygulamadım' diyebilir misiniz?' diye sordum. Şiddet deyince ya öldürmek geliyor akıllarına ya da hastanelik edene kadar dövmek. Oysa itmek, tokatlamak, hakaret etmek, bağırmak da bir tür şiddet. Ben bunu söyleyince adam kaşını çattı, bana ters ters bakıp gitti."
|
|
|

|