|
 |
|
|
Şikayet ediyorum
Satır Arası / Deniz Sipahi
Adı bende saklı bazı mıcır üreticileri İzmir'de hepimizin hayatını tehlikeye sokmaktan çekinmiyor.
Nasıl mı? Anlatalım...
Bu mıcır üreticileri malzemeleri İzmir ve civarındaki beton santrallerine ve çeşitli inşaat malzemesi satan depoculara sevkediyorlar. Bunun yaparken yasalar gereği kamyonların tonajlarının karayolları yönetmeliğine uygun olması gerekirken; onlar kamyonların ve TIR'ların taşıma kapasitelerinin çok üzerinde malzeme yüklüyorlar.
Bu uygulamayı yaparken de karayolları ekiplerine, trafik ekiplerine ve jandarmaya yakalanmamak için kamyonlara çift irsaliye kesiyorlar ya da sadece kantar fişiyle sevkiyatı gerçekleştiriyorlar.
Çift irsaliyenin anlamı şu...
Örneğin bir TIR'ın taşıma kapasitesi 25 ton ise firma araca 40 ton mal yüklüyor ve yasal tonajı olan 25 tona bir irsaliye, kalan tonaj için de ikinci irsaliyeyi düzenliyor. Herhangi bir kontrol sırasında da görevliye yasal tonaj kadar olan 25 tonluk irsaliyeyi gösteriyor.
Bu yollardan bir tanesi...
Diğer taraftan faturasız satışları için bir irsaliyeyle gün içinde birden fazla taşıma yapıyor. Böylece fatura da kesilmiyor.
Aynı numarayı kantar fişiyle de yaparak irsaliye ve fatura düzenlenmiyor. Beton santralleri haricindeki tüm müşterilere faturasız satış gerçekleştiriliyor.
Bu taşımalar yapılırken genellikle yüksek tonajlı TIR'lar kullanılıyor. Bunların yarattığı en büyük sakınca ise araçlar çok yüklü oldukları için kontrollerinin çok güç olması, fren yaptıklarında duruş mesafelerinin uzaması, üzerlerinden yollara mıcır saçarak araçları ve insanları tehlikeyle karşı karşıya bırakmaları...
Ayrıca aşırı yükten dolayı karayollarına veriler zararlar da işin bir başka boyutu...
Bir de faturasız satış yaptıkları için devlete vergi vermeyen ve haksız kazanç elde edilmesi diğer ayrıntı...
Hep söylüyorum...
Bugün her sektörde rekabet şartları giderek zorlaşıyor. Ancak vergisini veren, yasal zeminden dışarı çıkmayan, dürüst firmalar ve sahipleri bu haksız rekabet karşısında mağdur olmaktadır.
Bakın etrafınıza, özellikle gece trafiğinde bu araçlara sık sık rastlarsınız.
Şikayet ediyorum...
Ve yetkililerden denetim bekliyorum.
Hem hayatımızı tehdit eden, hem de haksız rekabete neden olan herkesin peşine düşülmesini istiyorum.
BİR BAŞKA GÖZLE
"Kabuletmeyenlerdilmişşştir..."
Bu nedir? Hangi dilde ne anlama gelmektedir acaba? "Kabuletmeyenlerdilmişşştir" diye bir kelime Türkçe'de var mıdır?
Vardır, hem de öz Türkçe'de, demokrasi Türkçesinde... Daha doğrusu Türkiye'deki demokrasi ritüelini tamamlayan cümlenin son kelimesidir "kabuletmeyenlerdilmişşştir".
Sadece usulü tamamlar, kabul etmeyenleri kabul edemeyen bir kafanın ağzı, boşluğa doğru ve boş yere sarfeder bu kelimeyi; kabuletmeyenlerdilmişşştir!
Kabul etmeyenleri, hatta kendisini zorlayıp da bir türlü edemeyenleri sadece fikren veya vicdanen değil, aritmetik olarak bile saymayan bir kelimedir bu. Fikri olanı, değişik olanı, başkayı kabul edemeyen, konuşturmayan, kelle sayısından bile ürken, korkan, çekinen, kaçan bir kafanın sığındığı sözcüktür; kabuletmeyenlerdilmişşştir!
Kabul etmeyenlerin varlığının oldukça farkında ama bir o kadar ondan korkan ve çekinen, çünkü bunlara tahammülü olmayan ve bir an önce kendini kabul ettirmeye çalışan kafa, korkarak ve telaşla bitirir demokrasi ritüelini kabuletmeyenlerdilmişşştir!
Herkes kolay söyleyemez bunu, özel bir ihtimam ve ihtisas gerektirir. Önce birilerinin sizi çalıştırıp hazırlaması lazım gelir, sonra kendinizi ne yapacağınıza bir güzel inandırıp konsantre olursunuz.
Ve bir çırpıda çıkıverir ağızdan "kabul edenleeerrr, kabuletmeyenlerdilmişşştir!"
İşte kahraman oldunuz...
Bozkırın ortasında, jandarma nizamiyesinin arkasında ve tel örgülerin arasında böylece kabul edenleri sayıp, kabul edemeyenleri fişler bitirirsiniz demokrasi ritüelini, demokrasi tasnifini, demokrasi ayıbını... Kabuletmeyenlerdilmişştir artık yapacak bir şey yok...
Yaşayan ve çağın gereklerine göre gelişen güzel dilim, öz Türkçem, demokrasi Türkçem, demokrasi kafam...
(Erden Üçüncüoğlu'nun kaleminden)
GÜNÜN MÖNÜSÜ
İnsanlık yemeği
Bir ölçü günaydın...
İki ölçek iyi günler...
Birazcık ilgi...
Bir tutam anlayış...
Normal ölçüde nezaket...
Bir tatlı kaşığı tolerans...
Malzemeyi iç dünyanızdan alın...
Yıkamaya gerek yok tertemizdir...
Gönül teknenizde yavaşça karıştırın...
Kokusu her yanınıza sinince...
İçine duygu şerbeti ekleyip karıştırın...
Karışımı hayat tabağının üzerine yavaşça boşaltın...
Üstünü sevgi marmelatı ile süsleyin...
Gökkuşağının renginden bir kaç parça serpiştirin...
Gün boyunca afiyetle yiyin...
Sadece kendiniz yemeyin...
Herkese verin...
Yemeğin adı; insanlık...
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|