|
 |
|
|
Özgürlük ve onu kullanma prospektüsü...
NEREDEYSE 150 yıldan bu yana; "hürriyet", sonra da "özgürlük" istemlerinin, şiirlerinin, nutuklarının, demeçlerinin, vaatlerinin en çok tayfunlandığı ülkelerden biri, belki de birincisi şu bizim Türkiye...
Namık Kemal, "hürriyet"in yüzünün ne kadar büyüleyici olduğunu bir güzel ballandırdıktan sonra; esirliklerden kurtulunca da, bu kez "hürriyet" aşkının esiri olduğumuzu güm gümletir mısralarında.
Vaktiyle okullarda çocuklara ezberletilen şiirlerden biriydi, Namık Kemal'in "Hürriyet kasidesi"...
***
Yakup Kadri, 1937'de yazdığı "Bir Sürgün" romanında, Osmanlı saltanatına karşı hürriyet mücadelesi veren Paris'teki bir "Jöntürk"ü anlatır.
Bizim Jöntürk Paris'te, Rusya'daki Romanovları devirme peşinde örgütlenmiş olan bir Bolşevikle karşılaşır.
Jöntürk, yeni tanıştığı Bolşevike:
- Biz de, der; hürriyet mücadelesi veriyor, hürriyet istiyoruz.
Bolşevik sorar:
- Peki ne yapmak için istiyorsunuz hürriyeti?
***
Hürriyet şiirleri, hürriyet nutukları, hürriyet vaatleri...
Sahi, 150 yıldan bu yana, ne yapmak için isteyip durduk hürriyeti; sadece siyasal payeler edinip, "çok önemli kişiler"den biri olmak için mi?
***
Hürriyet, yahut özgürlük; önce şeffaflığı, sonra da yaratıcılığı kullanabildiğin ölçüde büyüyüp güçlenir.
Somut bir örnek verelim:
Belediyeler, son 70 yıllık bütçe yasalarının, tek tek çarpıcı bir grafiğini çıkarsalar ve orada Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay oranını büyük kırmızı rakamlarla gösterseler; "Binde 7, binde 8, binde 9" gibi...
Sonra da, hangi bakanlıkların, Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı paydan, yüzde 1300 daha fazla, yani 13 kat daha fazla pay aldığını vurgulasalar kırmızı rakamlarla...
***
Bir de altına bir karikatür oturtulsa:
Bir yanda, 10 milyon dosyanın üst üste yığıldığı bir yargı kürsüsü ve kuyruklar halinde sonsuza uzanan sıradan vatandaşlar...
Bir yanda da, "çok önemli kişiler"in üniformalı tören kıtalarıyla, kırmızı halıları ve mikrofonlar önündeki demeçleri; "elbette ki egemenlik kayıtsız şartsız ulusumuzundur", "Türkiye'nin - yani biz çok önemli kişilerin - çıkarları neyi gerektiriyorsa, biz onu yaparız gözümüzü kırpmadan", "Şehitlerimiz sayesinde kavuştuk bugünlere, yaşasın şehitlerimiz, yaşasın gazilerimiz."
***
Hürriyeti, yahut özgürlüğü kullanmanın tadı, lezzeti, zevki; bin basar hürriyet, yahut özgürlük üstüne söylenmiş, söylenen ve söylenecek nutuklara...
Belediyeler sergiler açsalar, toplatılmış kitaplar, engellenmiş piyesler, oynatılmamış filmler üstüne...
Kapıdan girişin karşısına da, koskocaman bir yafta oturtsalar; "İşte, 'yaşam kalitesi' açısından Türkiye'nin 96'ıncı basamağa düşmesinin nedeni."
Görün o zaman bakın nasıl kristalleşmeye başlar özgürlük de, demokrasi de, çağdaşlık da...
***
Muhsin Ertuğrul, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Müdürü'yken, sahnelemek istediği piyeslerin "Şimdi sırası değil Muhsin Bey" diye engellenmesinden, incemsi sesiyle dert yanar dururdu:
- Kuzum ne zaman gelecek sırası?
Hollywood'un da, sonunda filmleştirdiği "Caen Gemisinde İsyan"ı sahnelemek istemişti o günlerde, ama engellenmişti. Her ne kadar özgürlük ve demokrasi varsa da, daha kimbilir kaç piyes engellenmişti böyle?
***
Bir sergi de, sivil - militer resmi demeçlerin, basına hangi başlıklarla yansıdığını gösteren kupürlerle açılsa...
Böyle bir sergiyi kahkahalarla gülerek dolaşmaz mısınız?
İşte böyle bir şeydir özgürlüğü kullanma...
***
Muhalefeti oluşturan siyasetçiler dahi, istemezler böyle bir özgürlüğü. Onların da istediği, oligarşik bir yapı içinde, iktidar koltuklarındakileri alaşağı edip, yerlerine geçmektir... Onların da istediği, "siyasetçi yalanları" üstüne sergiler açılması değil; kırmızı halıların kendileri için açılıp serilmesi, resmi tören kıtalarının kendilerine selam durmasıdır.
***
Üçüncü Dünya ülkelerinde, "çok önemli kişi" olmanın tek asansörüdür politikayla, sivil - militer bürokrasisi...
Ve Emile Zola'nın "Bozgun"undan söz etmenin, şimdi sırası değildir.
Sırasının ne zaman geleceğini merak ederek ayrıldı dünyadan Muhsin Ertuğrul...
***
Enseyi karartmayın... Bütün bu sorunlara pili azalan bir el feneri tutabilmek dahi büyük bir aşama... Hele ömrünüz içinde 300'ü aşkın ağır ceza davasından da geçmişseniz...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|