
|
|
|
 |
|
|
Bu 'Mermerci' başka 'Mermerci'
Geçen hafta Tansa Mermerci'nin düğünü dolayısıyla Mehmet Mermerci'nin eşi ve üç kızı ile ilgili haberler çıktı. Çok kişi tanımazdı ama çok 'farklı' bir kişiydi Mehmet Mermerci. 'Düşünen' bir işadamıydı. Fikirlerini yazar, teksirle çoğaltıp binlerce adrese mektup olarak gönderirdi. Ben, ilk mektuptan, 3 Haziran 1992'de yazdığı son mektuba kadar bütün mektuplarını alan dostlarından biriydim
GÜNGÖR URAS
Geçen hafta Koç Holding'in eski CEO'su Uğur Ekşioğlu'nun oğlu Can ile Akfil'in kurucusu merhum Mehmet Mermerci'nin kızı Tansa'nın Dolmabahçe Sarayı'ndaki görkemli düğünleri nedeniyle merhum Mehmet Mermerci'nin eşi ve üç kızı ile ilgili haberler ve fotoğraflar medyada bolca yer aldı.
Düğünde yaptığı konuşmada, merhum Mehmet Mermerci'nin eşi "O şimdi mutlaka gökten bizleri izliyordur..." diyerek kocasını andı ama, çok kişi Mehmet Mermerci'nin 'farklılığını' unutmuştu.
Mehmet Mermerci hayatta iken de İstanbul dışında pek tanınmazdı. Mehmet Mermerci'den çok, başında bulunduğu firma Akfil ve Akfil'in bir zamanlar rakipsiz olan 'blucin' kumaşları bilinirdi. Mehmet Mermerci'yi renkli kişiliğiyle İstanbul iş alemi ve İstanbul'daki 'düşünür çevre' tanır, izler, bilirdi. Mehmet Mermerci Sultanhamam'da manifaturacılık yapan İhsan Mermerci'nin oğludur. Annesi Vehbi Koç'un kuzeni Adile Mermerci'dir. 1929 yılında doğmuş, Robert Kolej'de okumuş, yüksek tahsilini ABD'de ünlü Stanford Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Esas mesleği elektrik mühendisliğidir. 1955 yılında Akfil Tekstil'i kurmuştur.
Mehmet Mermerci, kafada veya sözde kalan düşüncenin hiçbir işe yaramayacağını görerek, düşüncelerini kağıda dökerek ilgi duyacağına inandığı kişilere ulaştırmaya başlamıştı.
1974 yılında pelür kağıdına yazdığı mektuplar az sayıda kişiye ulaşabiliyordu. Daha sonra teksir makinesi ile mektuplarını çoğaltmaya başladı. Fotokopi makinesi kullanılır olunca, 3 bin adrese mektup gönderir oldu.
Ben ilk mektuptan, hasta yatağında 3 Haziran 1992 tarihinde yazdığı 241 numaralı son mektubuna kadar tüm mektuplarını alan ve okuyan bir dostu idim. Mehmet Mermerci'nin yazdıklarına, görüşlerine, herkesin tam olarak katılmasına imkân yoktur.
Aslında bu görüşler ve yazdıkları, her zaman, toplumda kabul görmüş görüşlerin üç adım önünde koşan görüşlerdir... İlginç olan her görüşün 'özgünlüğü' ve tartışılabilirliği idi...
Hep üç adım ilerdeydi
Mehmet Mermerci, toplumun genel çizgisinden devamlı olarak üç adım ileride savaş verdiği, toplumda genel kabul görmüş fikirlerden devamlı olarak üç adım ileride şeyleri tartıştığı için 'değeri yeterince anlaşılamamış' bir savaşçıdır... Çünkü Türk toplumu, genel kabul görmüş fikirlerin, görüşlerin dışındakilere 'ilgi ve sempati duymaz...'
Halbuki toplumları, ülkeleri ileri götüren başka ülkelerin önüne geçiren bu farklı düşüncelerdir. Farklı düşünüp, düşüncelerini cesaretle ortaya koyup savunan savaşçılarının sayısıdır...
Özal tartışırdı
ABD'nin ünlü Stanford Üniversitesi'nden 1949 yılında mastır derecesi alan Mehmet Mermerci, bir yazısının sonuna bir paragraf eklemiş, şunları yazmıştı.
"...Yirmi sekiz yıldır ülke sorunlarına ilişkin olarak ilgililere görüşlerimi duyurmaya çalışıyorum. Hiçbir tepki almıyorum. Fakat yabancılar bir şey söyleyince dikkat kesiliyorlar. Acaba ben Türkçe yazdığım için mi anlamıyorlar. Bir de İngilizce yazmayı denesem acaba beni de ciddiye alırlar mı?"
Bunu yazdıktan sonra da oturmuş, görüşlerini İngilizce olarak kağıda döküp, o kağıdı da yazıya eklemişti.
Mehmet Mermerci'nin yazılarını ciddiye alan ender devlet adamlarından biri Turgut Özal idi. Turgut Özal, Mehmet Mermerci ile yazılarındaki fikir ve görüşleri tartışırdı.
Çevresi, Özal'ın Mermerci'nin fikirlerinden etkilenerek politika geliştirdiğini söyler. Mehmet Mermerci, 'ABD Teşkilatı Esasiye Belgesi'nin örnek alınarak Türkiye'de 'Anayasa' yerine bir Teşkilatı Esasiye Belgesi hazırlanmasını, Teşkilatı Esasiye Belgesi'nin kanun olmadığını ileri sürüyordu. Son mektupta da bu konuyu işlemişti.
Mehmet Mermerci'nin 3.6.1992 tarihinde yazdığı 241 numaralı son mektubu:
Hayalleri Gerçekleştirici Doküman 'Teşkilatı Esasiye Belgesi'
'Constitution' (Bizim Anayasa dediğimiz Teşkilatı Esasiye Belgesi) bir yasa değildir. Temel hak ve hürriyetlerin dokunulmazlığını belirten bir dokümandır. Yeni Türkçede karşılığı olmadığı için biz 'Anayasa' diyoruz.
Amerika'nın Teşkilatı Esasiye Belgesi (Anayasası) 'Biz Amerika halkı...' diye başlar ve devlet zorbalığına karşı milleti korur.
'Magna Charta' ve 'bağımsızlık bildirgesi' dahil temel özgürlüklerle ilgili yedi asırlık gelişmelerin özüdür. 1787'de hazırlanmıştır. Yedi madde ve yirmi altı ilaveden müteşekkildir.
İlavelerin ilk on biri 1788'e kadar yapılan ilavelerdir. 'Devlet' kelimesi bir defa yer almıştır. Eyaletlerin bölünemeyeceği, birleşemeyeceği, ayrılamayacağı ve iç ve dış tehlikelere karşı korunacağı 4. maddede garanti edilmiştir.
Temel haklar ve yasama, yürütme ve yargı organlarının seçilmeleri, tayinleri, kuruluşları, görevleri ve sınırları dışında başka hususlar yer almamıştır. Mesela, 1. maddenin sekizinci kısmında kongrenin yapacakları, dokuzuncu bölümünde ise yapamayacakları belirtilir.
Zikredilmeyen hususların halk ve eyaletlerin hakkı olacağı onuncu ilave maddede yer almıştır.
Din, vicdan, düşünce, ifade, yayın, toplanma ve teşebbüs hürriyeti, yasama, kendi için çalışma, mutluluğunu ve emniyetini arama özgürlüğü, mesken masuniyeti, üst, baş, evrak ve diğer değerlerin aranmaması, mühürlenmemesi, götürülmemesi, fevri ve keyfi yasalarla veya zorla mülkün alınmaması, isnat edilen suçun bildirilmesi, delillerin gösterilmesi, kendi aleyhinde şahadetin kabul edilmemesi, süratli ve aleni mahkeme, jüri sistemi ve bunun resmi mercilerce temyiz edilememesi, aşırı ceza ve kefalet uygulanmaması gibi teminatlar bu anayasada defalarca belirtilmiştir.
İnsan düşündükçe bu Teşkilatı Esasiye Belgesi'nin daha değişik olmamasının nedenlerini görüyor.
Başkanlık yerine Başbakanlık sistemi olsaydı, bürokrasinin yayılması önlenemeyecekti. Kamu yoklamalarında veya oy oranında her düşüş istikrarsızlığa neden olacaktı. Mühim olaylarda doğru kararın alınması gecikecekti.
Vilayet sistemi olsaydı, eyaletler arası serbest rekabet olmayacaktı. Ülkeyi seçilenler değil dal budak salan bürokrasi idare edecekti.
Ayrıca en ücra köşeler merkezden nasıl yönetilirdi?
Mahalli yasama, yürütme ve yargı organları, yerel halk içinden ve tarafından seçilmeyecek, valiler, hakimler, savcılar, polis müdürleri ve diğerleri merkezden tayin edilecekti. Bunlardan gözden düşenler tanımadıkları mahrumiyet bölgelerine gönderilecekti. Bu durumda insan nasıl bilerek ve şevk ile çalışırdı. Bir şeyler yapıyormuş gibi görünecek fakat pasif kalacaktı. İşte o zaman devleti temsil etmek jandarma çavuşuna hatta erine düşecekti. Zorbalık, haksızlık, adaletsizlik ve geri kalmışlık ise ayrılıkçılığa ortam hazırlayacaktı.
Mehmet Mermerci'nin 3.6.1974 tarihinde yazdığı 1 numaralı ilk mektubu:
"Pahalılık
Enflasyonu, sadece para arzını sınırlayarak, faizleri indirip çıkartarak kontrol altına almak mümkün değildir.
Verimlilik artmadığı, kaliteli bol mal ve hizmet arzı olmadığı müddetçe, istediğiniz kadar parayı kısınız. Enflasyonun önlenmesinde en büyük faktör olan verimliliğin artmasıdır..."
|
|
|

|
|