Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Temmuz 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bir gül için bin dikene katlanan bahçıvan

Orhan Karaveli örnek bir çalışma niteliğindeki kitabında Sakallı Celal'in hayatının bilinmeyen yönlerini göz önüne seriyor


Bir ara dilimize ne çok takılmıştı: "Bizler Doğu'ya giden bir geminin güvertesinde Batı'ya doğru koşuyor, Batılılaştığımızı sanıyoruz."
Ya da: "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur."
Kaynağı kimdi bu sözlerin, pek merak etmezdik doğrusu. Sonradan öğrendik: Sakallı Celal'miş.
Peki, kimdi Sakallı Celal? Merak edenler bile, onun yaşamı üstüne üç-beş cümlelik bilgi edinebildiler, o kadar. Sakallı Celal bizler ve bizden sonra gelen kuşaklar için hep karanlıkta kaldı. Sanki yaşayıp yaşamadığı bile pek bilinmeyen bir halk bilgesiydi. Nasreddin Hoca gibi. İncili Çavuş gibi.
Düne kadar.
Orhan Karaveli, "Sakallı Celal" (Permagon Yayınları) kitabıyla Cevat Çapan'ın dediği gibi, "Örnek bir çalışma ile bu merakımızı giderdi".
Soyadının Yalnız olduğunu bile bu "sözlü tarih"le öğrendik.

* * *

1886-1962 yılları arasında yaşamış Sakallı Celal. Kökleri Bosna'ya uzanan bir ailenin, sonradan bahriye nazırı olan Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oğluymuş. Öğrenimini Galatasaray Sultanisi'nde yaptıktan sonra Paris'e gitmiş. Yurda dönünce Üsküp'te, Anadolu'da öğretmenlik yapmış. İlkeleri yüzünden hiçbir okulda barınamamış. Kişiliğinden ödün vermektense "çekip gitmeyi" yeğlemiş. Kimseye eyvallah etmemiş. Her çeşit işe bulaşmış. Çımacılıktan, hamallıktan fabrika işçiliğine kadar. Yaşamının son yıllarını İstanbul'da, Kazım Taşkent'in kendisini yerleştirdiği Doğan Apartmanı'nda bir odada geçirmiş.
1942-1954 arasında aynı binada oturan Cahit Davran, şöyle anlatıyor Sakallı Celal'i: "Dev gibi bir adamdı. Temiz olmayan bir insan izlenimi bırakırdı ama, paradoksal olarak, tam bir temizlik hastasıydı. Öyle ki, karşılıklı konuşurken elindeki -genelde- Fransızca gazeteyi sizden mikrop kapmamak için ağzının önünde tutardı. (...) Konuşurken ağzının içine baktırırdı. Sosyal ve benzeri konularda Türk toplumunda gördüğü eksiklik ve aksaklıkları uzun uzun anlatırdı. (...) Çok kültürlü ve farklı bir insan olduğu her halinden belliydi. (...) Sevimliliğinin yanı sıra çok ciddi bir insandı. (...) 'Eksantrik' bir kişilik! Ve topluma adeta rest çekmiş bir hali vardı."

* * *

Karaveli'nin kitabında çeşitli yazarların Sakallı Celal'le ilgili görüşleri de yer alıyor. Mahir İz'in anılarından bir alıntıyı aktarmak istiyorum: "Bir gün (Sakallı Celal'e) Kadıköy vapurunda rastlamıştım. 'Sizi hâlâ huzura kavuşmuş göremiyorum. Siz ne istiyorsanız, ne düşünüyorsanız, hatta şimdiye kadar düşünmediklerinizin hepsini Mustafa Kemal Paşa yaptı. Neden hâlâ memnun değilsiniz?' diye sordum. Bana 'Sen hiç tiyatroya gitmedin mi? Perde açılır, karyolaya uzanmış bir hasta görürsün, başında ilaç veren bir de hemşire vardır. Biraz sonra doktor içeri girer, nabız yoklar, reçete yazar... (Aslında) ortada ne hasta, ne hemşire ne de doktor vardır. Bunların hepsi bilirsin ki rolden ibarettir. İşte bizim Cumhuriyetimiz de Yaşasın Cumhuriyet rolünden ibarettir' diye karşılık verdi!"

* * *

Ahmet Haşim anılarına değindiği bir yazısında "Ankara Lisesi'nin bahçesindeki havuzun başında akşamları Sakallı Celal'in harikulade saçmalarını dinlerdik" demiş.
Bir bakıma Melih Cevdet Anday'ın görüşünü destekliyor bu. Anday, Sakallı Celal'in savaşımlarının bugünün savaşım anlayışıyla bağdaşmaz olduğunu ileri sürüyor. "Sanki toplumu değiştirmek için değil, okumuş yazmışları şaşırtmak için bu yolu tutmuştur o" diyor. Haldun Taner her ayrıcalık hevesinin kökeninde -aranırsa- bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığının görüldüğünü söylüyor. Ve ekliyor: "Alçakgönüllü değerlerin güme gittiği bir ortamda herkesin 'ben de varım' diye bar bar bağırması, kişilikte ya da görünümde -bazen ikisinde birden- abartıya varması doğal karşılanmalıdır."

* * *

Müdür yardımcılığından atıldığının ertesi günü bir boyacı sandığı edinerek okulunun önünde öğrencilerinin ayakkabısını boyayarak tepkisini gösteren bu sıra dışı insanın yaşamını keyifle okudum. Asıl ilgimi çeken, onun ödün vermez kişiliği oldu. Ankara Sultanisi müdürlüğü yaptığı dönemde öğrencileri mezun etmek konusunda "müşkülpesent" davranmaması istenmiş, "Ankara Sultanisi boyacı küpü değildir" diye yanıt verince vekalet emrine alınmıştı. Genç Maarif Vekili Hamdullah Suphi, bu konuda bir daha düşünmesini isteyince, şöyle demişti Sakallı Celal:
"Bak Hamdullah, Meşrutiyet ilan ettik, olmadı; Cumhuriyet'i getirdik, gene olmadı. Bir de Ciddiyet'i denemeye ne dersin?"

* * *

Sakallı Celal'in mezar taşında "Bağban bir gül için bin hare hizmet eder" yazıyormuş. Yani "Bahçıvan bir gül için bin dikene katlanır." Yaşamını okuyunca, Sakallı Celal'in bin dikenle yetinmediğini, katlanılacak başka dikenler peşine düştüğünü de gördüm.

PAZAR
"Ne yani, Diyarbakır'a gitmeyelim mi?"
Sex shop'ta sanat eserleri!
"Cumhurbaşkanımızın karşısında bacak bacak üstüne atmazdım"
İş dünyasının ilgisini AIDS'e nasıl çekersiniz?
"Rekabet ve didişme bize başarıyı getirdi"
Zeynalar tek tabancadır, fingirdekler kavga çıkartır!
Ölümün kıyısında 25 gün
Yüksek reytingli akvaryum
Votkaya karşı cin!
Çılgın eğlenceye balkonda devam
Kilyos'ta "fırtına gibi" yarışma
Sonunda nutukçu olduk
Terasının manzarası müthiş
Alma kadının ahını, çıkarır deste deste
İTÜ'de harikalar yaratmıştı
Ben aptalım. Siz değil misiniz?
Bir gül için bin dikene katlanan bahçıvan





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet