Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Temmuz 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Cumhurbaşkanımızın karşısında bacak bacak üstüne atmazdım"

ABD Başkanı George W. Bush ile röportaj yapan Prof. İlter Turan: "Bizim kültürümüzde daha yukarı konumda olan birinin önünde bacak bacak üstüne atmak nezaketsizlik kabul edilir. Ama Amerika'da böyle değil. Türkiye'de cumhurbaşkanıyla ya da başbakanla röportaj yapıyor olsaydım böyle oturmazdım"

TUBA AKYOL

Gülme komşu gazeteciye gelir başına... Brad Pitt'le röportaj yapan gazeteciyle röportaj yapılmasını yadırgamıştık. Ama işte gün oldu, devran döndü, ben de ABD Başkanı George W. Bush ile röportaj yapan Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. İlter Turan'la röportaj yaptım. Hem de isteyerek, hakikaten merak ederek... Niye Beyaz Saray onca gazeteci dururken siyaset bilimci İlter Turan'ı davet etmişti? Beyaz Saray'da neler olup bitmişti? Bush'un zeka seviyesi gerçekten de düşük müydü?
Siz merak etmiyor musunuz?

Bush'la röportaj yaptıktan sonra neler değişti hayatınızda?
Benim hayatım geçici olarak yaptığım bu işe bağlı bir hayat değil. O bakımdan önemli bir değişiklik olmadı. Sadece beni zaten tanıyan insanlar beni Beyaz Saray'da görmüş olmaktan dolayı memnuniyetlerini belirtiyor, bu tecrübeyi dinlemek istiyorlar. Sohbet konusu oluyor aramızda. Bazen de daha az tanıyanlar "Sizdiniz değil mi?" diye soruyor. Mesela alışverişinizi düzenli yaptığınız yerlerden bir kısmı sizi "abi", en fazla "hocam" diye biliyor. TV'de gördüğü kişi olup olmadığınızı merak ediyor.

Pek çok gazeteci Bush'la röportaj yapmak için sağ kolunu verir. Sizce neden Beyaz Saray böyle bir mülakatı bir gazeteciye değil de size teklif etti?
Şimdi efendim bunun cevabını esas itibarıyla ben veremem.

Ama bu soruyu sormak için Bush'tan randevu istesem, bana randevu vermezdi.
Ona sorsaydınız, o da cevap veremezdi zaten. Çünkü bu tür organizasyonlarla ilgili bir bölüm var Beyaz Saray'da. Onlar bir seyahati planlarken, iletişim boyutunu da hesaplıyorlar. Benim bildiğim şu: Beyaz Saray'ın iletişim direktörü, bu mülakat düşüncesini geliştirdiğinde, Türkiye'yi tanıyan insanlarla konuşmuş. Bunlardan biri de benim adımı söylemiş. Ve beni aradılar.

"Bu mülakatın hangi TV kanalında yayınlanacağını benim belirlemem istendi"
NTV'de yayınlanmak üzere mi?
Hayır. Ben mülakatı kabul ettikten sonra onlara "Peki, ben ne yapacağım? Usuller nedir?" diye sordum. Anlaşıldı ki bunun kim tarafından yayınlanacağı ile ilgili benim temasta bulunmam gerekiyor. Ben de en yakından tanıdığım, sık sık beni davet etmek nezaketinde bulunan, daha önce de pazar sabahları program yaptığım NTV'ye haber verdim. Böyle gelişti.

Ben sizinle birlikte NTV'nin de Beyaz Saray tarafından belirlendiğini sanıyordum.
Burada tecrübeli bir gazeteci ağabeyim şöyle bir şey anlattı. Geçmişte de diğer Amerikan başkanlarıyla mülakat yapmak için Türkiye'den girişimler olmuş. Hatta randevuların alındığı durumlar dahi olmuş. Fakat sonradan Türkiye'de ona verdin, bana vermedin şeklinde bir mücadele ortaya çıkıp, hatta bu mücadele Beyaz Saray'a kadar yansıtılınca bu randevu iptal edilmiş. Arkadaşların yorumu "Sizi davet ederek bu mücadelenin dışında bir isme mülakat imkanı sağlamış oldular. Dolayısıyla da önde gelen şu veya bu kişinin ya da grupların tercih edilmesi meselesi de kendiliğinden ortadan kalktı" şeklinde.

Soracağınız sorularla ilgili size baştan bir kısıtlama getirildi mi?
Daha önce ben onlara sorularla ilgili bir kısıtlama olup olmadığını sordum. Sorular üzerinde bir kısıtlama söz konusu olacağı zaman görevi kabul edip etmemek de ona bağlıdır, tahmin edebileceğiniz gibi. Ve bana sorularla ilgili bir kısıtlama olmadığını söylediler. Ama benden bir soru listesi talep ettiler. Bu da anlaşılabilir bir şey. Çünkü diğer başkanlarda olduğu gibi, Bush'u da bir ekip muhtemel sorulara karşı hazırlıyor.

Bush'a ailesi ve Michael Moore ile ilgili soru sormamanızı söylemişler galiba.
Mülakattan önce "Ailesine, özellikle kızlarına ilişkin soru sorulmamasını arzular" dediler. Benim de zaten aklımdan hiç böyle bir soru sormak geçmemişti. Ben oraya başkanın Türkiye'ye yapacağı siyasi bir ziyaret nedeniyle gittim. Haliyle sorularım da bu istikamette olacaktır. Ama soruların kısıtlanması ile ilgili ima dahi edilmedi.

Michael Moore meselesi...
"Başkan bu konuda soru sorulmasından hazzetmiyor" dediler. Bu da zaten benim sormayı tasarlamadığım bir soruydu. Oraya başkandan Türkiye ziyareti ile ilgili bilgi almaya gitmişsiniz. Başkanı kızdırmaya değil.

Ama Bush'u kızdırmadığınız için, hatta "Türkiye'de tatile de bekleriz, sizi Türkiye'de görmekten memnun olacağız" gibi ifadeleriniz yüzünden eleştirildiniz.
Bu eleştirileri yapan arkadaşlar mülakatı dinleselerdi, bunun arkasından sayın Bush'un "Ülkenizin çok güzel olduğunu biliyorum. Ben de tatile gelmek isterim" dediğini duyacaklar. Bu sözler sonucunda zannediyorum Amerikalılara Türkiye'nin ilginç bir ülke olduğu mesajı gitmiştir. Böyle bakılırsa daha isabetli bir değerlendirme olur. Ayrıca bu davetin benim şahsi davetim olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

"Eski bir öğrencim 'Hocam, sıkıştırmadınız' dedi. İşim Bush'u sıkıştırmak değildi"
Bir de sizin bir gazeteciden ziyade Türkiye Cumhuriyeti'nin bir temsilcisi gibi sorular sorduğunuz söylendi.
Bendeniz gazetede muhabirlik tecrübesine sahip olmadığım için daha çok bir akademisyenin üslubuyla sorular sordum ve kendimi ifade ettim. Belki muhabir gazetecilikle iştigal eden kişilerin beğenisini kazanamamıştır. Ama müsaade ederseniz, ben tersini de söyleyeyim. Birçok kişi bana bu mülakatın olağanüstü bir ağırbaşlılık örneği olduğunu söyleyip memnuniyetlerini ifade ettiler. Birbirini tanıyan iki insanın bir sohbeti gibi gördüklerini söylediler. Ama eski bir öğrencim de -şimdi bir radyonun yöneticisi- benimle bir telefon mülakatı yaptı ve "Hocam, sıkıştırmadınız" dedi. Ben oradaki görevimi başkanı sıkıştırmak olarak görmedim. Niye bu mülakat yapılıyor? ABD başkanının Türkiye'yi ziyareti öncesinde Türk kamuoyunu bilgilendirmek için. Bu amaca uygun sorular sordum.

Siz Amerikan başkanının Türk kamuoyuna vermek istediği mesajın aracısı mı oldunuz, yoksa Türk kamuoyunun Amerikan başkanından cevabını duymak istediği soruları mı sordunuz?
Efendim sorulara baktığınız zaman Türkiye'nin yakından ilgilendiği Kıbrıs, PKK gibi sorular sorulmuştur. Soruların ifade edilişinde Türkiye'nin belli endişeleri, şikayetleri olduğu ortaya çıkmıştır. Şimdi belki gazeteci arkadaşlarımız daha sert ve net ifadeler istiyorlar. Bazı arkadaşlar benim diplomatik ve nüanse ifadelerimi algılamakta zorluk çekiyor da olabilirler. Ben "Müttefiklerinizi nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?" dediğimde; bu, "Siz müttefiklerinizi ikna edemiyorsunuz" demektir. Ama bir gazeteci arkadaşımız bu lisana alışmadığı için bunu Bush'un hoşuna gidecek bir soru olarak değerlendirmiş. Oysa bu diplomatik ve sert bir sorudur.

"Mülakatta taktığım kravatı karım seçti"
Bush'un İstanbul'da çekilen fotoğrafında arkasında cami ve Boğaz Köprüsü olmasının sembolik anlamları çok konuşuldu. Amerikalılar her şeyi önceden tasarlıyorlar. Siz mülakata görüntü olarak nasıl hazırlandınız?
Büyük bir hazırlık yapmadım. TV'de iyi resim vermek istiyorsanız koyu renk, fazla desenli olmayan şeyler giyeceksiniz. Lacivert bir takım elbise ve bununla uyum içinde olduğunu düşündüğüm bir kravat seçtim. Hatta bir-iki kravata bakarken eşim "Şu daha iyi olur" dedi, onu taktım.

Özel bir alışveriş falan yok yani.
Hayır. Benimle ilgili hazırlık bundan ibaretti. Bush'un giyimiyle ilgili olarak da benim bilgim yok tabii. Ama bu çekime gittiğiniz zaman başkanın hayatının her anının programlı olduğunu görüyorsunuz. Günlük programının programcılar denilen bir ekip tarafından yapıldığı söylendi. Kaçta kalkması gerektiğinden başlayan bir düzenleme var. Bu düzenlemenin bir parçası da başkanın o günkü kıyafetleri.

Zor bir hayat değil mi?
Tahammül edilir olup olmadığı dahi tartışılabilir. Bizim gibi olağan hayat yaşayanlara bu hayatın zor geleceği aşikar.

Siz politikaya girecek misiniz?
Ben mesleğimi çok seviyorum. Genç yaşta profesör oldum. Rektörlük de nasip oldu. Geleceğe dönük bizatihi böyle bir planım yok.

"Başkan Bush bir Amerikalı entelektüel havası vermiyor"
Ne kadar sürdü mülakat?
Toplam 10 dakika. Çekimin yapılacağı odaya götürüldüm. Başkan Bush benden önce de bir mülakat vermişti. Dolayısıyla o zaten çekimin yapılacağı salondaydı ve mikrofonları takılıydı.

Sohbet etme fırsatınız oldu mu?
Hemen mülakata başladık. Lafı uzatmanız kendi mülakat zamanınızdan çalmak manasına geliyor. İletişim direktörü beni tanıttı. ABD'de mezun olduğum üniversiteleri söyledi. Bunun üzerine başkan o okullardan sitayişle bahsetti, iltifat etti. Sonra bana geldiğim için teşekkür etti. Ben de ona, bize bir vakit tahsis ettiği için teşekkürlerimi bildirdim ve mülakata geçtik.

10 dakika elbette çok kısa bir süre ama sizin Bush'la ilgili izleniminiz nedir?
Amerikan kültüründe dostane, samimi, sıcak bir ilişki üslubu var. Başkan da o kültürün içerisindeki bir insan olarak yine o resmi olmayan yaklaşımı sergiliyor. Onun yanında kendinizi rahat hissediyorsunuz. Ne bileyim, geçmiş döneme gidelim, Brejnev'le mülakat yapsaydım kendimi aynı rahatlıkta hissedeceğimi zannetmiyorum. Ama tabii bu 10 dakika içerisinde herhalde benim Başkan Bush şöyledir, böyledir diye bir kanaat ifade etmem mümkün değil. O kanaati hepimiz her gün kendisini şu veya bu şekilde izleyerek ediniyoruz zaten.

Sizin genel kanaatiniz ne onunla ilgili? Mesela zeka düzeyi ile ilgili bazı söylentiler var.
İnsanların bazen dışarı verdikleri görüntü çok yanıltıcı olabilir. Hatta bazen dışa bilinçli olarak yanıltıcı görüntüler bile verebiliyor insanlar. Dolayısıyla ben peşin hükümlü bir değerlendirme yapmak istemem. Kaldı ki Amerikan başkanlığı bir şahıs değil bir sistem. Nitekim siz de az evvel ifade ettiniz; Amerikan başkanının hangi mekanda, hangi kravatı takmış, gömleği giymiş olarak neler söyleyeceği önceden tasarlanıyor. Sizin gördüğünüz o insan değil, örgütlü bir yapı tarafından üretilmiş bir imaj. Bu çerçeve içerisindeki bir şahsın IQ'su hakkında bir değerlendirme yapmak yanıltıcı olur.

Eski ABD başkanlarıyla karşılaştırılırsa...
Mesela bir önceki başkanla karşılaştırıldığı zaman Başkan Bush bir Amerikalı entelektüel havası vermiyor. İngilizceyi bile en iyi kullanan insanlardan birisi olduğu izlenimini vermiyor. Ama buralardan yola çıkarak IQ değerlendirmesi yapmak doğru değil.

"Görevlilere Beyaz Saray kültürünü sordum"
Röportaj esnasında rahat mıydınız? Karşılıklı iki sandalyede oturuyorsunuz. Aranızda bir sehpa bile yok. Biraz rahatsız bir ortam sanki.
O sahneleme tamamen onların işi. Ama ben kendimi rahat hissettim.

Bizde rahatlık ile saygısızlık genellikle karıştırılır. Nitekim sizin mülakat sırasında Başkan Bush'un yanında bacak bacak üstüne atmanız da espriyle karışık eleştirildi biraz. "Hangisi başkan belli değil" diye espriler yapıldı.
Çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Burada kültürlerarası bir farktan bahsediyoruz. Türk kültüründe bacak bacak üstüne atmak farklı bir mana taşır. Ben Türkiye'de daha yukarı konumda olan bir kişinin huzurunda bacak bacak üstüne atmazdım mesela. Eğer cumhurbaşkanımızla ya da başbakanımızla bir mülakat yapıyor olsaydım onların yanında bacak bacak üstüne atmazdım. Fakat böyle oturmak Amerikan kültüründe sosyal mesafe sisteminin bir parçası değil.

Yani siz orada Amerikan kültürü çerçevesinde davrandınız.
Evet. Yine de böyle bir sorun çıkmasın diye mülakat öncesinde oradaki görevlilere "Biliyorsunuz bazı kültürlerde bir sohbet sırasında bacak bacak üstüne atmak nezaketsizlik olarak görülebiliyor. Beyaz Saray kültüründe kural nedir?" diye sordum. Onlar da nasıl rahat edersem öyle oturabileceğimi söylediler. Yani o ortamda Amerikan başkanına karşı bir saygısızlık söz konusu değil.

PAZAR
"Ne yani, Diyarbakır'a gitmeyelim mi?"
Sex shop'ta sanat eserleri!
"Cumhurbaşkanımızın karşısında bacak bacak üstüne atmazdım"
İş dünyasının ilgisini AIDS'e nasıl çekersiniz?
"Rekabet ve didişme bize başarıyı getirdi"
Zeynalar tek tabancadır, fingirdekler kavga çıkartır!
Ölümün kıyısında 25 gün
Yüksek reytingli akvaryum
Votkaya karşı cin!
Çılgın eğlenceye balkonda devam
Kilyos'ta "fırtına gibi" yarışma
Sonunda nutukçu olduk
Terasının manzarası müthiş
Alma kadının ahını, çıkarır deste deste
İTÜ'de harikalar yaratmıştı
Ben aptalım. Siz değil misiniz?
Bir gül için bin dikene katlanan bahçıvan





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet