Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Temmuz 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Tarihe 1000 Canlı Tanık
Sonunda nutukçu olduk

"Lise mezuniyetinde bana bir konuşma yaptırdılar. Bir de yedek subaylığımda konuşma istediler benden. Sonra, işte politikaya girince, dolaş Allah dolaş... İşte, nutuk çeke çeke, sonunda nutukçu olduk"

İÇİMİZDEN BİRİ SÜLEYMAN BİLGEN (72)

Yunan işgalinde Edirne'den ayrılan Fahrünnisa hanım ve Mehmet Şerif beyin ilk çocukları olarak 1921'de İstanbul'da doğar. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Edirne'ye dönerler. İki erkek kardeşi daha olur. İlk, orta ve lise tahsilini Edirne'de tamamlar. Ankara Hukuk Fakültesi'ni kazanır ve 1940'ta Ankara'ya gelir. 1945'e kadar Ankara'da yaşar. Manisa'da tamamlar askerlik görevini. 1948'de Edirne'de avukatlık yapmaya başlar, bu arada siyasetle ilgilenir. 1950 ile 1960 yılları arasında CHP il başkanlığı yapar. Edirne Barosu başkanlığını yürütürken, 1960 ihtilali sonrası çalışmaya başlayan Kurucu Meclis'te görev alır. Daha sonra 1961 seçimlerinde milletvekili seçilir. Bir dönem mebusluk yaptıktan sonra beş yıl kadar THY'de çalışır. 1970 yılında Edirne'de noterlik yapar. On altı yıl sonra, 1986'da emekliye ayrılır. 1948'de öğretmen olan Kamile hanımla yaptığı evlilikten iki çocuğu olur. 2000 yılında eşini kaybeder. O tarihten bu yana Edirne'de yaşayan Süleyman Bilgen ile evinde görüştük....

Efendim, dört kuşak Edirne'nin yerlisiyim ben... Vaktiyle Bulgaristan'dan gelmiş babamın babası. Edirne müftüsüymüş. İsmimiz, vaktiyle 'Müftüzadeler' diye geçmiştir. Ondan sonra işte babam İstanbul'dan, vakanüvis Lütfi efendinin en uçtaki torunu Fahrunisa hanımla evleniyor. 1921 yılında Yunan işgalinde olduğu için, mecburen İstanbul'a gitmişti ailem. Babam Edirne'de siyasi teşekkülde görev aldığı için Bulgaristan'a gitmiş o yıllarda. Annem de 1921 yılında mecburen İstanbul'da doğuruyor beni. Sonra Edirne'ye döndük, işgal bittikten sonra. Benim ilk çocukluğum, Kıyık semtindeki büyük evimizde geçti, haremli selamlıklı evlerdi. Gazipaşa İlkokulu'na devam ettim, Gazipaşa İlkokulu'ndan mezun olduktan sonra, Edirne Ortaokulu ve Lisesi birdi. İlkokullarda böyle şimdiki gibi sıralar yoktu, hatırlıyorum. Dörder kişilik böyle, masalarımız olurdu karşılıklı, öyle otururduk. Edirne'de o zamanlar meşhur arastalar, çarşılar vardı. Dükkanlar, eskiden beri Edirne'nin işte meşhur badem ezmesi, bir de işte meyve sabunu meşhur olan şeyleri bunlar Edirne'nin. Kapalı çarşısı vardı, yandı bir ara, tekrar yapıldı. Çocukluğumda Yunanistan'a kapı vardı, pazar kurarlardı. Kule kapısı derlerdi. Haftada bir, 4-5 saat, pazar günlerine rastlardı. Müşterek tel örgülü bir yer, Yunanistan'dan gelenler gelirlerdi, bizim de buradan gelenler, karşılıklı işte alışverişler yapılır, konuşmalar, hani akrabalar birbirlerini görürlerdi. Akşamüzerine doğru, saat 5'e doğru, bir düdük çalardı, herkes evine dönerdi. Hatırlıyorum çocukken yirmi bine yakın Musevi vardı Edirne'de. Kentin ticari hayatında büyük rol oynarlardı. Kaleiçi semtinde hâlâ daha Musevilerin işte birçok evler filan orda, Rum evleri vardır, e şimdi Rum da yok, Musevi de yok. Musevilerden çok arkadaşımız vardı, hepsi Filistin'e gittiler. Bulvar'da onların çok güzel bir havraları vardı, yıkıldı. Muazzam, dünyadaki beş büyük havradan bir tanesiymiş. Buradaki cemaatin de biraz hatası vardır, orda onun bekçisi vardı, o bekçiyi kaldırdılar. Önce kurşunlarını çaldılar tavandan, bilmem ne yaptılar ve o koca bina çöktü. Bir de Kıyık'ta Bulgar kilisesi ve Ermeni kilisesi var, onlar da metruk hale geldi."

Harp, harp, harp
1940'ta Edirne Lisesi'nden mezun olur. Aynı tarihlerde babası Mehmet Şerif beyin milletvekili olarak Ankara'da bulunması nedeniyle A.Ü. Hukuk Fakültesi'ne kaydolur. "Kızılay'da o yıllarda tavla oynamak için gidilecek kahvehane bile yoktu. Minibüsler çalışıyordu. Ulus'a giderdik, Ulus'ta lokantada otururduk. İçki yasaktı Kızılay'da. Karadeniz lokantası vardı, arkadaşlarla cümbüş yapardık. Hatta o zaman Nevzat Tandoğan vardı, vali. Çok disiplinli, böyle katiyen sokakta, herhangi bir dilenci gibi adam bulundurmaz, etmez. Böyle biraz uygunsuz içki vaziyetini kaçırmış, sarhoşça filan adam oldu mu, alıp götürürlerdi Çubuk Barajı'na, bırakırlardı adamı. Çubuk Barajı'na, e adam ordan üç günde bulurdu Ankara'yı... Zaman zaman tatillerde Edirne'ye giderdim. Sıkıntılı yıllardı. Cereyan yok, kimse yok, herkes tedirgin, herkes evine çekilmiş, ailesini yollamış... Bütün resmi dairelerde evraklar sandıklar içinde harekete hazır. Yunan sınırına yakın olunca olağanüstü günler yaşandı. O zaman yirmi kilometre Yunanistan ile Edirne'nin arası. Ben o zaman sömestrde, Edirne'ye gelirken, trende otururum, biraz sonra Yunanistan hududuna girdiğinde bakarım, Alman SS subayı, o da gelir trenin içine oturur, karşılıklı böyle. Çok zor devirler geçirdi Edirne. Zavallı Edirne, işgal, işgal, işgal, işgal, efendim bitmemiş ki, Rus işgali, Bulgar işgali, Yunan işgali, işte İkinci Dünya Harbi, Birinci Dünya Harbi, harp, harp, harp. Her defasında nüfusun bir miktarı gitmiş. Yani Edirne'nin bugünkü durumuna gelmesindeki sebepler, bu harplerdir. Mütemadiyen eziklik yaşandı. Ondan sonra İkinci Dünya Harbi'nden sonra işte bir parça toplanma devrine girdi." 1945 yılında hukuk fakültesini bitirir ve memleketine döner, avukat olarak çalışmaya başlar. 3 yıl sonra Edirne Kız Enstitüsü'nde biçki-dikiş öğretmeni olan Kamile hanımla tanışır ve evlenirler. "Çok güzel bir hayatımız geçti, mutlu bir evlilik geçirdik. 52 sene süren bir beraberlik. Dansa giderdik. O zamanlar benim yaptığım tangoları kimse yapamazdı. Hep ben açardım toplantıları. Hayatım gayet iyi geçti, katiyen öyle kapalı hayat değildi, sık sık yemeklere giderdik."

Yeni olana hücum
"Yeni parti, Demokrat Parti kuruldu, genç arkadaşlarla on kişi birleştik, CHP il idaresini kurduk. CHP'nin eski yöneticilerinin yarısı DP'ye geçti. Seçim meydanlarında geçmiştekilerle bizi itham ettiler. Yapanlar onlardı, savunan biz olduk. O dönem Türkiye'de pek çok şeyde olduğu gibi yeni olana ilgi büyüktü. Her şeyde bu böyle. Yeni sinema açılır, yeni sinemaya giden çok olur, yeni lokanta açılır, yeni lokantaya, yeniliğe karşı Türkiye'de bir hücum vardır. Particilik de Türkiye'de öyle olmuştur, herkes böööyle bir hücum etmiştir. DP'nin yaşandığı devri, şimdiki devirde de yaşıyoruz. DP ile Türkiye'de de maalesef menfaatlerin ve kızgınlıkların ağır bastığı bir politika devri yaşadı." 10 yıl kadar il başkanlığını sürdüren Süleyman bey, sık sık İsmet İnönü ile ilçe ve köylerdeki mitinglere, toplantılara katılır. Gece yarısı gelen bir telefonla 1960 ihtilalinden haberdar olur. "Pekala dedik, hayırlısı olsun, bekledik, bizi de mi alacaklar diye. CHP'den kimseyi tutuklamadılar. Ertesi gün sıkıyönetim başladı. Ondan sonra yepyeni bir devir başladı. İhtilalden sonra kurucu meclis kuruldu. Her vilayetten, nüfusuna göre, temsilci seçildi. O sırada Edirne'de askeri vali de kendi adaylığını koymuştu. Burda halkevinde büyük bir toplantı yapıldı, oy kullanıldı. Büyük çoğunlukla ben seçildim, askeri vali biraz sinirlenmiş. Ankara'ya geldik. Sabahlara kadar kurucu mecliste çalışıyorduk. Komisyonlar, her meslekten, dernekten, ilden temsilciler vardı. Öyle komisyonlar şimdiye kadar kurulmamıştır. Anayasa komisyonu kuruldu. Kalburüstü ne kadar profesör varsa, hepsi sabahlara kadar çalıştı yahu, sabahlara kadar, böyle o komisyonlar, çok sağlam bir anayasa yapıldı, yapıldı ama daha sonra o anayasayı iptal ettiler."

Pantolonu kurtarmak
"Yani çok güzel bir dönem geçirdik o sırada, seçim yapıldı ve biz tekrar meclise geldik. İşte parti, Yeni Türkiye Partisi, CHP ve bir de Adalet Partisi, üç parti... İstanbul'dayım. İki arkdaşım daha var, onlar da mebus oldular. Sabri Vardarlı geldi, dedi ki, 'Meclis toplanmıyor'. Aaa, 'Nasıl' dedim 'toplanmıyor yahu, yahu biz seçildik geldik'. 'Hayır' dedi, 'toplanmıyor'. 'Nerden sen haber aldın?' Sabri Vardarlı'nın da eniştesi, hava kuvvetleri kurmay başkanı mıydı ne... İsmet İnönü gece yarısı gidiyor, temasa geçiyor askerlerle , 'Ben giderim' diyor. 'Beni ortadan kaldırmadan' diyor, 'o meclisin içine kimse giremez bir daha' diyor. Ve askeri kademe, gece yarısı 3'te toplanıyor, meclisin açılmasına karar veriyorlar. İsmet Paşa'ya ertesi günü gittik. 'Paşam, bizi sen kurtardın' falan. Kürsüye konuşmaya çıktı, kıyametler koptu, alkışlar, malkışlar." 1965 yılına kadar milletvekili olarak çalışır Süleyman Bilgen. Bu dönemde meclis idari amirliği görevini üstlenir. "Valla bir parça arazimiz vardı, arazinin yarısından fazlasını yedik, bu arada ceketi kaybettik, işte pantolonu kurtaralım diye, politikayı bıraktık. Böyle sabahleyin geldiğim zaman da on beş kişi kapımda. O devirde, bizim hortumculuğumuz olmadığı gibi, etrafta da bu kadar yoktu. Mahdut bir ücreti vardı, bana bir defa almak kısmet olmadı. Bütün gün benim masada herkes yiyor, içiyor, o tahsilatı almak kısmet olmadı, hep üstüne para gitti." Milletvekilliğinden sonra THY'de beş yıl kadar çalışır. Edirne'ye döner ve noterlik yapmaya başlar: "Çok mesuliyetli iş ve alın açıklığıyla on altı sene noterlikten, '86'da tekaüt oldum. Artık 83 yaşıma giriyorum. Artık bundan sonra ne yapacaksın? Siz geldiniz diye albüme baktım. Başka zaman bakmıyorum, yirmi kişi resim çektirmişiz iki kişi kalmış. Resimlere bakmıyorum artık, resimdekilerin çoğu yukarda. Bir devri tamamlamaya çalışıyoruz. Bir gün yukarıya tayin ederler, oraya gittiğimizde dava biter, defteri kaparız biz de."

Helva sohbetleri

"Ramazan günlerinde helva sohbetleri yapılırdı, iki gece devam ederdi. Birinci gece, kalburüstü protokola dahil olan zevat gelirdi. Helva yenmezden evvel, Edirne'nin meşhur bir hocası vardı, hafız Rakım Ertür diye, o gelir dualar okurdu. Akşamüzeri mutfakta büyük kazanlar içinde helva yapılırdı, böyle tencerelerin içinde, sofraya getirilirdi. Sofraya ayrıca Edirne'nin turşuları, şimdiki böyle asitli turşular değil, özel turşularından getirilirdi. Herkes oturur, görüşmeler mörüşmeler yapılırken, o sırada tamburacı Osman Pehlivan vardı, Edirne'nin meşhur saz ustalarından, o eski Rumeli şarkılarını söylerdi. Oyunlar oynanırdı, yaşlı zatlar, 'Sen taklit yap' derlerdi, yapmayana ceza verilirdi. Sonra helva gelir, herkes oturur, güzel helvasını yer, sonra tekrar salona gelinir, salonda kahve ocağı kurulur, kahveler içilirdi. Giderken herkese kesekağıda helva konulurdu evine götürsün diye. Bu geceler senede birkaç defa tekrar edilirdi. Bu ilk gece yapılan, kentin ileri gelenlerinin davet edildiği helva gecesiydi. Ertesi gece de, kentin ticaret yapanlarına, esnafına, çiftçisine ikinci bir parti olarak helva gecesi yapılırdı. Helva geceleri dargınlıkları ortadan kaldırmak, samimiyeti daha pekleştirmek için yapılırdı..."

Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz.
Telefon: (0212) 327 86 58
Faks: (0212) 227 37 32
e-posta:tbct@tarihvakfi.org.tr

Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu
Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan
Görüntü kaydı : Tamer Üstel
Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek
Yayına hazırlayan: Tuba Çameli

Gelecek hafta: Diyarbakırlı gazeteci A. Hayati Avşar anlatıyor.


PAZAR
"Ne yani, Diyarbakır'a gitmeyelim mi?"
Sex shop'ta sanat eserleri!
"Cumhurbaşkanımızın karşısında bacak bacak üstüne atmazdım"
İş dünyasının ilgisini AIDS'e nasıl çekersiniz?
"Rekabet ve didişme bize başarıyı getirdi"
Zeynalar tek tabancadır, fingirdekler kavga çıkartır!
Ölümün kıyısında 25 gün
Yüksek reytingli akvaryum
Votkaya karşı cin!
Çılgın eğlenceye balkonda devam
Kilyos'ta "fırtına gibi" yarışma
Sonunda nutukçu olduk
Terasının manzarası müthiş
Alma kadının ahını, çıkarır deste deste
İTÜ'de harikalar yaratmıştı
Ben aptalım. Siz değil misiniz?
Bir gül için bin dikene katlanan bahçıvan





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet