|
 |
|
|
Etik!
Yüce Divan savaşları... Türkbank ihalesi... Erbakan, Çiller, Yılmaz... Karşılıklı aklamalar... Ne çok yazı yazmışım. Özellikle 1990'ların ikinci yarısında.
Yılmaz'ın bir sözü:
"Kimseye 'Çamurun üstünde oturuyor!' dedirtmem."
Bu söz Çiller'le ilgili. Yıl 1996. Yılmaz'la Çiller koalisyon ortağı olarak aynı hükümeti paylaşıyorlar. Ama Yılmaz yine de Çiller hakkında malvarlığı ve örtülü ödenek konularında muhalefetin verdiği Yüce Divan'lık soruşturma önergesini engellemiyor.
Bunun üzerine Çiller'in Yüce Divan korkusu, Erbakan Hoca'ya iktidar yolunu açıyor. Hoca, Çiller'i Yüce Divan'dan kurtarırken başbakanlık koltuğuna oturuyor. Ve 28 Şubat Türkiye'nin kapısını çalıyor.
Derken, sıra Çiller'e geliyor.
Bu kez Yılmaz Türkbank ihalesi nedeniyle Çiller'in kucağına düşüyor. Ama Ecevit'in araya girmesi ve başbakanlık ateşiyle iki taraf birbirini aklıyor.
Dün ak dediğine...
Ertesi gün kara diyorsun.
Nerede etik, siyasal ahlak? Nerede siyasal inandırıcılık, güvenilirlik? Ve nerede temiz politika? Bu değerlerin tümü o tarihlerde büyük yara almıştı. Şantaj dengeleri ile siyaset yapmanın tehlikeleri üzerine çok yazılmıştı o zamanlar...
Sonuç olarak, özellikle 1990'ların ikinci yarısında siyaset kurumunun saygınlığına darbe üstüne darbe indirenler bunun bedelini seçim sandığında ödediler, siyaseten bittiler.
Demokrasinin temelinde hesap sormak, hesap vermek yatar. Bu mekanizma iyi işlemiyorsa, demokrasi tekler. Rejime, siyasete, siyasetçiye halkın güveni, saygısı kalmaz çünkü...
Şimdi denebilir ki:
Devir değişti, Yüce Divan yolu açıldı; eski Başbakan Yılmaz ve birçok bakan hesap verecek, kötü mü oldu?..
Örneğin, yakın geçmişte Yılmaz'ın Türkbank ihalesi konusunda hesap vermesi gerektiğini savunmuş, bu açıdan bazı soru işaretlerine ısrarla dikkat çekmiştim. Ama bunu savunurken bir tehlikeye dikkat çekmiş, aynı zamanda bazı adımların atılmasını da istemiştim.
Tehlike, yargının siyasallaştırılması ve Meclis soruşturma kurumunun yozlaştırılmasıydı. Bu tehlikeler bugün de ortadan kalkmadı. Meclis çatısı altında alınan Yüce Divan kararlarında politikanın kokusu burunlara gelmiyor değil.
Atılması gereken adımlara gelince:
(1) Anayasa'nın değiştirilip başbakan ve bakanlara normal yargı yolunun açılmasıydı. (2) Milletvekillerinin dokunulmazlık alanının daraltılması, sadece Meclis kürsüsünden söyledikleriyle sınırlı tutulmasıydı. (3) Siyasetin finansmanı konusunu yeniden düzenleyip partilerle iş dünyası ilişkilerini ilkelere ve şeffaf kurallara bağlamaktı. (4) Siyasette bir etik reformu için düğmeye basmaktı.
Hiçbiri yapılmadı!
Sözler kağıt üstünde kaldı.
Bugün de öyle...
Bir başbakana, bazı eski bakanlara Yüce Divan yolunu açan sayın milletvekilleri, bardağın öbür yarısını da görmek zorundalar. Yoksa Yüce Divan savaşları gelecekte de devam edip gider.
Ama siyaset adam olmaz!
Siyaset adam olamayınca, memleket de adam olmaz.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|