Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Temmuz 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Hayatımı yazdım ama eski Halil'i hatırlatır diye yayımlamıyorum"

Eski işadamı Halil Bezmen son 10 yılda yazdığı beş kitabın ilki olan "Memo'nun Olağanüstü Maceraları"nı yayımladı. Ona göre "Yazar Halil Bezmen, işadamı Halil Bezmen'den çok daha ilginç"

İLKE GÜRSOY

Mezun olduğu lisenin 100'üncü kuruluş yıldönümü için geçen hafta İsviçre'ye gitmiş Halil Bezmen. Ve beraber mezun olduğu arkadaşlarıyla karşılaşmış, neredeyse 50 yıl sonra. Ama bu buluşmadan pek memnun değil. Onların yaşlanmış halini "Ölümü gördüm" diye anlatıyor.
Bezmen ticari hayatının ölümünü göreli yıllar oldu. İSKİ skandalı, tarihi eser kaçakçılığı, vergi kaçırma davaları derken ABD'ye kaçtı; geri geldi, bu arada boşandı, "o benim aşkım" dediği annesini kaybetti... En önemlisi, Türkiye'de yolsuzluk denince adı akla ilk gelenlerden biri haline geldi.
Şimdi yeni bir kimlikle yeniden doğmaya çalışıyor. "Memo'nun Olağanüstü Maceraları" (İnkılap Kitabevi) adlı bir romanı çıktı. Söylediğine göre üç romanı, bir de otobiyografisi bilgisayarda hazır duruyor, basılacakları günü bekliyor.
Konuşmaya tutuk başladı, konuştukça açıldı... Kitabından bahsederken parlayan gözlerini, hatırlamak ve hatırlatmak istemediği günleri anlatırken görmek mümkün değildi.

Kitapta macera, ihanet, derin devlet, intikam, aşk, seks, sosyalist devrim, Amerikan Senatosu, cinayet... her şey var. Her şeyden olsun da çok satsın diye mi?
Hayır. Size nasıl yazdığımı anlatayım: Bilgisayarın başına oturuyorum ve başlıyorum. Adam yataktan kalktı, ayağı takıldı, kafa üstü çakıldı. Şimdi ne olacak? Nasıl biteceğini ve ne yazacağımı hiçbir zaman bilmiyorum, yazarken öğreniyorum. Bir olayı çözmeye çalışıyorum, oradan bir şey çıkıyor, birine bir şey söyletiyorum, beğeniyorum, ona cevap yetiştiriyorum... Böyle gidiyor. Bir plan yok. Plana inanan biri değilim. Kitabı bir plana göre kuranların, plana uygun bitirdiklerinden de emin değilim. "Allah'ı en çok güldüren, plan yapan adamlardır" derler.

Kitapta bir kadının kamburuna penislerini sürten adamlar; Memo'nun, sevgilisinin felçli kolunu erotik bulması gibi alışılmadık cinsel unsurlar var. Bunlar nasıl geldi aklınıza?
Bunu ben de çok düşünüyorum, evet, acayip, nereden geliyor aklıma? Bir yerden duymuş ya da okumuşum herhalde. Ama tuhaflıklar çıksın diye gayret ediyorum. Çünkü tuhaf bir şey yoksa kitabın önemi kalmaz, insanlar gazeteyle yetinir. Kıskançlık, sek, cinayet orada da var.

Bunun dışında; bir kabilenin tüm kadınlarıyla yatma, lezbiyen çifti sevişirken izleme, gece vakti uyurken güzel bir kadının pat diye yatağa girmesi gibi, pek çok erkeğin fantezilerini de eksik bırakmamışsınız. Bunlar aynı zamanda sizin de fantezileriniz mi?
Hayır demek zor. Bunlar muhakkak bir yerde içimde oluşmuş. Yoksa niye başka bir şey değil de bunlar çıksın? Yatağa güzel bir kadın geliyor, onunla konuşmaya bile gerek yok, iş bitiyor, kadın gidiyor. Her erkeğin hayali.

"Yaşlılık kabahat oldu. Ben 65 yaşındayım ama kendimi yaşlı hissetmiyorum, kabahatim yok"
Romanınızın adı "Memo'nun Olağanüstü Maceraları". Bu bir biyografik roman mı? Aslında Halil'in olağanüstü maceralarını mı okuyoruz?
Bunu düşündüm, yüzde beş civarında olduğuna karar verdim. Çok hafif yani. Ama düşünceler hep benim tabii. Aklımdakileri karakterlere söyletiyorum. Kimisini iyi adama, kimisini kötü adama... Benim içimde iyi insan da var, kötü insan da var, rezil herifler de var, temiz insanlar da var. Düşüncelerimi karakterlere dağıttım.

Peki, o zaman söylettiğiniz bazı laflar üzerine konuşalım: "Yaşlı olmak kabahattir". Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?
Dünya o kadar gençliğe gidiyor ki, bugün yaşlı olmak kabahat oldu. Herkes gençleşmeye çalışıyor. Şampuanları, elbiseleri, eğlence tarzları... Tamamen gençliğin estetiği ve güzelliği üzerine kurulu bir dünya.

Kaç yaşındasınız?
65.

Kendinizi yaşlı hissediyor musunuz?
Hayır. Bir kabahat işlemedim yani.

Kitabın bir yerinde "Güç, kötülük yapabilme ruhsatıdır, kötü olabilme iznidir" diyorsunuz. Kudretli olduğunuz dönemlerde hiç kötülük yaptınız mı birilerine?
İşin anahtarına değindiniz. Bu kitabın adı başlangıçta "Anahtar" olacaktı, sonradan değişti. Anahtar cümle de buydu. İşin özü şu: Kimin gücü varsa ancak o kötülük yapabilir. Bu düşünceye kitapta sık rastlarsınız.

Soruya dönersek: Hiç kötülük yaptınız mı?
Hayır. Hep bir şeyler yapmaya, üretmeye çalıştım. Başkalarının sırtına binerek bir şeyler yapmadım.

"Bir işçi yılda yaklaşık 2 bin saat çalışır, ben ilk kitabımı yazmak için tam 6 bin saat çalıştım"
Kadınların kontrol merakından söz ediyorsunuz bir yerde. Siz hep böyle kadınlar mı tanıdınız?
Sadece kadınlar değil, tüm insanlar böyledir, evlilik kontrolün kimde olduğunun savaşıdır. İster şirket olsun, ister futbol takımı olsun, iki kişi bir aradayken kontrol mücadelesi başlar.

Siz de iki kez evlendiniz. Mücadeleyi kim kazandı?
Hayatımı biliyorsunuz. Ben her şeyini kaybetmiş bir insanım. Kazanıyorsun kazanıyorsun, sonra bazen de tümünü kaybediyorsun.

Kitapta da "Hayatta çoğu zaman sonun zafer mi yoksa yenilgi mi olduğunu anlamak güçtür" diyorsunuz.
Bu bir zaman işi. Şu anda kaybettim gibi görünüyor. İki sene sonra bakıyorsun, kaybettiğini sandığın an, en büyük şansın olmuş... Uzun yıllardır dua ederken Allah'tan bir şey istemiyorum. Çünkü o anda istediğim şeyin çıkarıma uygun olup olmadığını anlayamıyorum.

Geriye baktığınızda, zaferleriniz mi daha fazla yenilgileriniz mi?
Kesinlikle yenilgilerim. Kıyas kabul etmez. Bakıyorum ki tüm zaferlerim Pirus zaferiymiş.

Siz artık bir yazar mısınız?
Ben 10 senedir yazarım. 10 senedir, günde ortalama sekiz saat yazıyorum. Bu sürede dört roman, bir de otobiyografi yazdım. Bunların ilkini de yeni yayımladım. Dolayısıyla artık işadamı değilim, artık bir yazarım.

Neden yazmaya karar verdiniz?
İş hayatım bitince kendime bir hayat kurmam gerekti. Bu arada hatıralarımı yazdım ve yazma işini çok sevdim. Entelektüel bir faaliyet, kafa işi, beni tatmin etti.

Anılar bitince kurguya mı geçtiniz?
Anıları yazarken sık sık "Yapmadığım şeyleri yapmışım gibi yazsam mı?" diye düşündüm.

Hakim olabildiniz mi bari kendinize?
Oldum fakat onlar birikti. Yapmadıklarımı da romanda başkasına yaptırdım, böylece yalan da söylememiş oldum.

Disiplinli mi çalışıyorsunuz yoksa ilham geldikçe mi bilgisayar başına oturuyorsunuz?
Aynen işe gider gibi çalışıyorum. İlham geldiğinde 12 saat, 16 saat yazdığım oluyor. Fakat böyle rekor saydığım günlerde bile 2,5-3 sayfa yazabiliyorum ancak.

Yazarlık zor bir iş mi?
En uygun tabir "ağır işçilik". Resmen yeraltındaki kömür madenlerinde çalışmak kadar ağır. Mahveder insanı. Fabrikadaki işçilerde görürdüm; düşünmeden çalıştıklarında yorulmazlardı. Mesela dikişçi kız bir yandan dikerken bir yandan çocuğunu, annesini, sevgilisini, kocasını düşünürdü ve yorulmazdı. Yaptığı işi düşününce çok yoruluyor insan, yazarlık da tam böyle. Bu kitabı 6 bin saatte yazdım. Bir işçi, hafta sonunu ve diğer tatilleri çıkarırsanız günde sekiz saatten yılda 2 bin saat çalışır. Yani üç yıl çalışmışım bu kitap için.

Bu kitap satmazsa ne olacak?
Satmazsa, daha doğrusu okunmazsa, üzüntü olur tabii. O zaman diğer dört kitabım bilgisayarda tozlanacak.

Ticari açıdan bakılırsa, ilk kitap olarak otobiyografiyi seçmek daha avantajlı olmaz mıydı?
Belki satış açısından dediğiniz doğru. Ama eski hayatımı, eski Halil'i hatırlatacağı için istemedim. Yeni bir Halil görülsün istiyorum.

Sivri dilli bir kitap mı?
Hayır, tam tersine çok yumuşak. Hatta gazeteci bir arkadaşıma okuttum, o da yumuşak buldu.

"Unutulmak mümkün ama iade-i itibar imkansız"

Hayatınızda yeni bir dönem başladı, yeni ilgi alanlarınız da var mı?
Dünyada ne varsa ilgileniyorum, vaktim var çünkü. Otobiyografiler, romanlar, tarih kitapları okuyorum.

Her şeyimi kaybettim dediniz. Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?
O kadar kaldı. Çocukları okutacak, beni de rahat yaşatacak kadar bir şeyler kaldı. Ama lüksüm yok.

Yeniden para kazanmak için girişimde bulunacak mısınız?
Hayır. Büyük salaklık olur bu. Son birkaç senedir şunu tespit ettim ki, para harcamak, para kazanmaktan zor benim için. Çok angarya. Ev alacaksın, otomobil alacaksın, pahalı sevgili tutacaksın, yatırımlarınla uğraşacaksın falan... Bir sürü iş...

Çok çalkantılı bir dönemi geride bıraktınız. İnsanların sizden hoşlanmadığı, hatta yolsuzluğun sembol isimlerinden biri olarak gördüğü günler geçirdiniz. Bu kitap ya da yazarlık, kaybettiğiniz sempatiyi geri getirebilir mi?
Zannetmiyorum. Ben her şeyimi kaybettim dediğim zaman, en önemlisi şerefimi kaybettim.
O bir daha geri gelmez. Bakkalda satılmıyor ki bu... Onunla yaşayacaksınız artık. Bu onu telafi etmez. Unutulmak mümkün ama iade-i itibar mümkün değil.

Pek ortalarda görünmüyordunuz. Bu kitapla medya ve kamuoyu yine sizinle ilgilenecek. Hazır mısınız?
Hazırım. Yeter ki beni tekrar işadamı, sanayici olarak değil, yazar olarak çıkarsınlar. "Şöyle kötü yazmış, şöyle iyi yazmış, amma palavra atmış" desinler... Tamam abi... Güzel...

Ama herhalde farkındasınız ki o tek başına gelmez. Eski Halil Bezmen'i de hatırlatır.
Maalesef bir çağrışım yapacaktır. Onun da çaresi yok, göze alacağım.

"Kendimi iyi bir işadamı sanıyordum, değilmişim"

Neşeli, hayatınızdan memnun bir haliniz var. İyi misiniz?
Hayatı çok seviyorum. Sen ne yaparsan hayatı, ona dönüşüyor. İşin yüzde 90'ı şans ama bunu nasıl kullandığın önemli.

Siz nasıl kullanıyorsunuz?
Kitap yazmadığım günler boş kaldım demektir. Ha babam yazıyorum.

Rahatlık insanlarla ilişkinize yansıdı mı? Daha çok sevilen biri oldunuz mu mesela?
İşadamı olarak bütün dünyayla devamlı mücadele halindesiniz. Kitapta ise kendinizle kavga ediyorsunuz. Dolayısıyla tahmin ediyorum ki, sevilmeme oranım büyük çapta düştü. Çünkü bir "yok" oldum. "Bir şey" idim, "bir şey değil" oldum.

Kendinizi iyi bir işadamı olarak görür müydünüz?
Görürdüm ama değilmişim, bu ortada. Sonunda iflas ettim.

Peki, iyi bir yazar olarak görüyor musunuz?
Kendim hakkında daha karar vermedim.

Özlüyor musunuz işadamı olduğunuz günleri?
Hayır. Ben zaten işadamlığı hayatımın mühendislik kısmını sevdim. İyi bir mühendistim. İşçilerle ve makinelerle çalışmayı severdim. Finans, ticaret gibi tarafların fazla bir çekiciliği olmadı.

Nasıl bir patrondunuz?
Prensipler konusunda son derece katıydım. Müştereken koyduğumuz prensiplere uymayanlara karşı son derece serttim ama insanlara, hata yapanlara karşı yumuşaktım. Eğiticiydim, çok insan yetiştirdiğimi düşünürüm. Bugün tekstil piyasasında "Ne öğrendiysek Halil beyden öğrendik" diyecek pek çok insan olduğuna inanıyorum.

Sokağa falan çıkıyor musunuz yoksa kapalı bir hayat mı sürdürüyorsunuz?
Çok kapalıyım artık. Dört tane arkadaşım var. Zaten hayatımın yarısını İstanbul'da, yarısını küçük
oğlumla beraber Paris'te tuttuğumuz apartmanda geçiriyorum.

Eski karılarınızla ve üç çocuğunuzla ilişkiniz nasıl?
Aramız iyi, herhangi bir kırgınlığımız yok.

Peki babanızla?
Ilık. Maalesef eski sıcaklığında değil. Ama ben babamı hâlâ çok seviyorum.

Onun öfkesi dindi mi?
Daha dinmedi. Ama o babadır, eşit değiliz. Ona ödeyeceğim borç asla bitmeyecek. O yüzden, "Ben onu affettim, o da beni affetsin" diye bir şey söyleyemem.

Hâlâ öfkeli olduğunu duyduğunuzda, gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?
Üzülüyorum, haksızlık ettiğine inanıyorum ama yapacak bir şey yok. Babam haksızlık yapma hakkına sahip. Baba çünkü.

igursoy@milliyet.com.tr

PAZAR
"Hayatımı yazdım ama eski Halil'i hatırlatır diye yayımlamıyorum"
"Smokinle beyaz yelek giymek çayla kahveyi karıştırmaktır"
Neden onlar göz önünde?
Pink, grubun komik ismini çok beğenmiş
Erkek şefli "bayanlar orkestrası"
At türküleri söyleyen veteriner
Çantamızı açıp bakabilirler mi?
Macera seven amatörler finalde
Nişantaşı bu bahçede toplanıyor
Simit ve hamburgere rakip geldi: Beniye
Şarapta yeni yıldızlar
Garibe dost Diyarbekir...
İstanbul'a sığınanlar
Boğaz'da Akdeniz esintisi
Bosna'ya dönüş
Mutsuzluk genetik bir hastalık mı?
"Bçfmfo ybsşb rbumbu cjs tjgsf" ya da Osman Hamdi şifresi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet