
|
|
|
 |
|
|
Bosna'ya dönüş
Bazı ülkeler, tarihi büyük ıstırap ve yoğun fazilet imtihanlarıyla yaşamak zorunda kalmıştır. Bosna bunların başında gelir
Fax: (0312) 427 20 64
Saraybosna'da Avusturya-Macaristan veliahtı Franz Ferdinand'ı 1972 Haziran'ında katleden ünlü suikastçı Prinkipo'nun adını taşıyan köprüde durmuş ve şehri uzun uzun seyretmiştim. Dört asırlık Bosna, Fatih Sultan Mehmet'ten II. Abdülhamid Han'a, Berlin Kongresi'nden I. Dünya Savaşı'na renkli ve olaylı Bosna tarihi gözümün önünden geçmişti. Yugoslav tarihçiliği Tito devrini tarihin sonu, mutluluk noktası diye yorumluyordu. Ama öyle olmadığı açıktı. Çarşı, pazar ve camileri gezerken bir şeylerin kaynadığı görülüyordu.
Osmanlı İmparatorluğu'nun en renkli ama aynı zamanda da en Osmanlı eyaletiydi Bosna... Merkezi şehir Saraybosna, Bursa'nın ikiz kardeşi gibidir. Geçen asırlarda da yaşadıkları değişikliklere rağmen ikizlerin hayat yolculuğu gibi bu benzerlik bozulmadan sürdü. Şehrin merkezindeki camiler, çarşıdaki dükkan ve kahvehaneler, tepelerdeki konaklar ve mezarlıklar, Bosna halkının bugün bile devam ettiği dergahlar, özellikle bunlardan Halvetiye tekkesinde halen Fatih Sultan Mehmet Han'ın portresi asılıdır. Düzlükteki, Avusturya idaresinden kalma Bizantino-Mor denen şark üslubundaki idare binaları, okul ve imalathaneler; evet, bu 19'uncu asır manzarası dahi Bursa'nın aynı yüzyıldaki profiline çok benzer. Ve nihayet, Türkiye'nin de dahil olduğu bütün Balkanlar gibi II. Dünya Savaşı sonrası dönemin iğrenç binaları bu güzelliklerin üstüne kabus gibi çöker.
Evliya Çelebi, "Seyahatname"sinde Bosna halkının nitelik ve güzelliklerini anlata anlata bitiremez. Bosna'nın doğası kadar insanlarının boyu bosu, yüz güzellikleri de dünyayı gezen seyyahı büyülemiştir. Bosna halkının kaç-göçten uzak yaşamı yanında tutucu adetlerini de tasvir eder. Mesela, evlenen gençler bekar arkadaşlarıyla ilişkiyi kesmek zorundaymış. Geçen asırlarda konuşulan ve Arap harfleriyle yazılan dil o kadar Türkçe ve o vesileyle Arapça, Farsça deyim kazanmış ki adeta Boşnakça denilecek bir yapılanma başlamış ama dil Hırvatlarla Sırpların konuştuğunun aynısıdır. Ne var ki, aynı dil (lisan) aynı dil (gönül) demek değildir. Hele yaşama hükmeden zevk ve adetler, Bosna'ya damgasını vuran mimari öbürkülerden çok farklıdır.
Çok marifetli adamlar yetiştirdi
Bosna'da hakim din 15'inci asırdan beri İslam. Tabii, her Bosnalı bu dini kabul etmiş değil. İdareci ve mülk sahibi zümreden başlayarak yavaş yavaş yayılmış. Ama doğrusu Türkiye İslamının en pekin ortağı Bosna. Bu ülke fetihten hemen sonra en ünlü Müslüman alim ve fakihleri yani hukukçuları yetiştirmiş. Mevlevilik ve Halvetilik gibi tarikatlarla Türk-Arap ve Fars diline de vakıf zümreler çıkmış. 16'ncı asrın en önemli ve hala da önemini koruyan hafız şerhi Bosnalı Sudi Efendi'nindir. Malum, İran şairi Hafız'ı şerhetmek zor iş; bütün Şark edebiyatını, tarih ve felsefesini, ayrıca Arapça ve Farsçayı çok iyi bilmek lazım. Bosna bir asır içinde böyle marifetli adamları yetiştirmiş. Bosna uleması İstanbul'un çok etkisindeydi ve doğrusu İstanbul'un medreselerini de doldurmuşlardı. Avusturya'nın ilhak etmesinden sonra da Bosna'nın reis'ul uleması yani baş müftü ve vekilini İstanbul'da şeyhülislamlık tayin ederdi. Bosna, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun ortak eyaletiydi. Bu yüzden de Avusturya ve Macar memurlarının birbirleriyle çekiştikleri bir alandı. Galiba Macarlar Müslümanları daha çok tutuyordu. Doğrusu 17'nci yüzyıldan beri, kendi adamları tarafından idare edilen, hatta imparatorluğu bile o adamların idare ettiği Bosnalılar için hoş bir dönem değildi. Daha sorunlu dönemler de geldi. Bazı ülkeler, tarihi büyük ıstırap ve yoğun fazilet imtihanlarıyla yaşamak zorunda kalmıştır. Bosna bunların başında gelir. Dört yıl evvel yıkıntılar içinde bir ülke vardı; bugün daha ümitli ama değişik sorunlar da var. Gelecek yazıda devam edeceğiz.
|
|
|

|
|