Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Temmuz 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kemiksiz evet!


Almanya Başbakanı Schröder, AB ile üyelik müzakereleri konusunda Türkiye'ye şartlı evet diye bir şey söylemediğini açıkladı. AB dönem başkanı ve Hollanda Başbakanı Balkenen de Berlin'de Schröder'le buluştuktan sonra dedi ki:
"Şartlı evet söz konusu değildir. Kopenhag kriterlerini yerine getiren Türkiye'yle müzakere başlar."
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac da Başbakan Erdoğan'la görüşmesinde yine aynı noktayı belirtti, daha önceki tutumunu tekrarladı:
"Komisyon kararına bakacağız."
Demek ki neymiş?
AB Komisyonu, Türkiye'yle müzakerelerin başlamasına dönük çağrı yaparsa, yıl sonunda AB zirvesinden tarih konusunda evet kararı çıkacak.
Peki, Komisyon ne diyecek?
6 Ekim'de Türkiye raporu açıklanacak olan Komisyon'da hava olumlu esiyor. Erdoğan'ın Paris ziyareti dolayısıyla Le Figaro gazetesinde geçen gün çıkan haberin özeti şöyle:
"Brüksel Ankara'ya evet demeye hazırlanıyor. AB Komisyonu'nun 30 üyesinden 24'ü tam üyelik müzakerelerinin başlamasına evet diyecek. Oylamaya gidilirse, Türkiye'ye salt çoğunlukla yeşil ışık yakılacak."
İyi güzel.
Bir nokta kesin:
Türkiye'ye tarih konusunda hayır çıkmayacak. Şartlı bir 'evet'in de çıkmayacağı anlaşılıyor. Ama yine de kafalarda nasıl bir evet sorusu yok değil. Çünkü evetten evete fark var.
Berlin'de de, ama özellikle Paris'te bir süredir Türkiye'nin ağzı aranıyor. "Evet diyeceğiz ama..." diye söze giriliyor. 'Ama'nın arkasına hayır anlamı taşımayan, fakat müzakereleri daha ileri bir tarihe, örneğin 2006'ya atabilecek imalı deyişler eklenebiliyor.
Ağız arama böyle yapılıyor.
Bakalım Türkiye buna yatacak mı sorusunun karşılığı aranıyor. Başbakan Erdoğan'ın Paris'te yaptığı gibi Türkiye'nin bu saatten sonra şartlı şurtlu bir eveti kabul etmeyeceği, beklentinin 2005 Mart ayı için kemiksiz bir evet olduğu yanıtı alınınca da susuluyor.
Nedeni açık:
Türkiye, müzakerelerin açılması için ne gerekiyorsa yaptı. Bazı eksikleri de eylül ayının ilk yarısına kadar tamamlayacağı malum...
Ama buna rağmen, Kopenhag kriterlerini gerçekleştiren Türkiye'ye yine de ekstra birtakım şartlar koşulursa, bunun değil yalnız eşitliği öngören AB kurallarıyla, 'siyasal ahlak'la da bağdaşmayacağı sır değil.
Evet, dürüstlükle de bağdaşmaz.
Etik de olmaz!
Türkiye'nin ağzının arandığı bir gerçek. Ama bu saatten sonra, koyulmuş kuralların çiğneneceğine, anlaşmaya bağlanmış sözlerin yeneceğine ihtimal vermek gerçekten çok güç...
Bu açıdan, Le Figaro gazetesinde bir Fransız profesörün iki günlük yazısı yayımlandı. Türkiye'nin adaylığının AB'nin tarihi kadar eski olduğunu belirten Prof. Dr. Dominique Reynie, Türkiye'nin Avrupa'daki yerini savunurken özetle şu noktalara işaret etmiş:
(1) "Türkiye'de bir şeyler oluyor" diyen Profesör, üst üste gelen çarpıcı reformların bir geçmişi olduğunu, ancak yaşanan değişimde motor rolünü, Türkiye'nin AB hedefinin, AB perspektifinin oynadığını belirtiyor.
(2) Batı'nın önünde bir İslam sorunu olduğunu, bu sorun çözümsüz kalırsa 21. yüzyılın kaotik ve felaket olacağını, çözüm açısındansa Türkiye'nin temel taş niteliği taşıdığını söylüyor. "Avrupalılar, barışçı, istikrarlı ve ilerici bir dünyanın anahtarını Türkiye üzerinden ellerinde tutuyorlar" diye ekliyor.
(3) Şu sözler de, Paris'teki Siyasal İncelemeler Enstitüsü üyesi olan ve bu yıl Avrupalılar isimli son kitabını çıkaran Prof. Reynie'ye ait:
"Dün Türkiye'yle komünizme karşı mücadele ettik. Bugün de terörizme karşı birlikte mücadele etmek zorundayız. İslam'dan beslenen köktendinci ve Batı karşıtı küresel bir felaketle, Türkiye gibi Batı yanlısı, modern ve Müslüman bir ülkenin desteğinden yoksun olarak nasıl mücadele edebiliriz?"
(4) Yazı şöyle bağlanıyor;
"AB, Türkiye'yle müzakereleri açarak, farklı ama birbirine yakın tarih ve kültürleri ortak bir proje etrafında buluşturduğunu gösterecek. Türkiye'yle birlikte Avrupa çok daha güçlenecek, zenginleşecek. Türkiye'yle birlikte Filistin sorununda da, Ortadoğu'da da etkinlik ve ağırlığı artacak AB'nin ve ışıltısı Asya'ya kadar uzanacak."
Kısacası:
Tarih konusu olumlu rayda...
Başbakan Erdoğan'ın Paris ziyareti de bu çerçevede öyle, beklentilerin gerisinde değil.

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Çeşitli ketenpere yöntemleri...

Melih AŞIK
Teşekkür borcu...

Fikret BİLA
Kerkük'te değişim

Hasan CEMAL
Kemiksiz evet!

Yılmaz ÇETİNER
İktidar - muhalefet el ele!

Güneri CIVAOĞLU
Chirac'ı bekleten 3'lü

Can DÜNDAR
Kocatepe'deki asıl facia

Hurşit GÜNEŞ
Büyüme var, iş yok

Doğan HEPER
Erdoğan'ın aklı ve başı...

Mehmet Y. YILMAZ
AB üyeliğini satın almak

Derya SAZAK
Talay ve sit davası

Meral TAMER
Türkiye: Avrupa için yeni bir şirketler dünyası

Yaman TÖRÜNER
Yıl sonu tahminleri

Güngör URAS
Uçak, silah alacağız, KİT'leri, bankaları satacağız (böylece AB üyesi olacağız!)

Serpil YILMAZ
Türk yatırımcısı nereye koşuyor?

M. Ali BİRAND
"Biz şart şurt anlamayız"


© 2004 Milliyet