|
 |
|
|
Uçak, silah alacağız, KİT'leri, bankaları satacağız (böylece AB üyesi olacağız!)
Satamıyoruz ama, satışa çıkardığımız bankaların sayısı giderek artıyor...
Pamukbank'ı satamadık. Halk Bankası'na kattık. İkisini birlikte satacağız. Vakıflar Bankası nedense satılamıyor. Biz Ziraat Bankası'nı bile satmayı düşünüyoruz. Daha önce Türkbank'ı satamadık. Banka "heba oldu"... Aslına bakarsanız o batan bankaların bazılarını satabilseydik, tasfiye etmeyecektik... Şimdi de bir yıl içinde Yapı Kredi'yi satacağız.
Bir yanda, BDDK ve TMSF yetkilileri "Çukurova grubu satamazsa,biz hemen satarız. Yapı Kredi'nin talibi çok" diyerek beyanat veriyor. Aynı gün Garanti Bankası'na talip olan İtalyanlarla üç yıldır süren görüşmelerin netice vermediği açıklanıyor.
Türkiye'nin önde gelen kamu ve özel sektör bankalarını yabancılar gelsin de, alsın diye bekliyoruz.
Sadece bankaları mı? Ya KİT'ler ne olacak? Yabancılar gelse de, şu Tekel'in sigara tesislerini satsak... Yabancılar gelse de, Petkim'i alsa... Mahkemeler sonuçlansa da, Tüpraş'ı yabancılara teslim ederek paraları tahsil edebilsek...
Bunlar büyük balıklar. Yabancılara satmak için pazara çıkardığımız küçük balıklarımız da var. Plastik şişede, plastik bidonda su satan firmaları, sütü karton kutuya koyarak satan firmaları, sabun yapan, yoğurt yapan firmaları, çorba yapan firmaları, hatta bakkaliye ve hırdavatçı dükkanlarını... Açıkçası varımızı yoğumuzu yabancılar gelsin de alsın diyerek perişan oluyoruz.
"Yabancılar gelip de bir an önce, yok pahasına varımızı yoğumuzu almıyor" diye telaşlanarak kanunları değiştiriyoruz, yabancıların peşine düşerek yalvar yakar oluyoruz.
Anlaşılamayan bir şey var... Biz bunları neden satıyoruz? Bunları satınca gelen parayı ne yapıyoruz?
Bu ülkenin kalkınması daha çok yatırım yapılmasına, daha çok yatırım yapılması ise, daha çok ve güçlü bankaların olmasına bağlı. Biz yıllar boyu zar zor üç beş kamu yatırımı, üç beş özel sektör yatırımı yapabildik. Üç beş büyük banka kurabildik. Yaptığımız yatırımların, kurduğumuz bankaların ancak yarısını yaşatabildik. Şimdi o zar zor ayakta kalanları da satınca ne olacak ?
Biz bu sorulara cevap aramayı bir yana bıraktık, Türkiye'nin Türk halkının geleceğini Avrupa Birliği (AB) üyeliğinde arıyoruz. AB'ye üyelik çok güzel bir şey de... Elindeki üç beş tesisi ve bankayı da yabancılara satmış, yabancıların mevcutları alıp yeni bir şey yapmadıkları, taş üstüne taş koymadıkları bu ülkede biz ne yapacağız?
KİT'leri ve bankaları satarak toparladığımız (veya toplamayı hayal ettiğimiz) paraları da Fransızlara "rüşvet" olarak teslim edersek, bize yazık olmayacak mı?
Rahmetli babaannemin bir sözü vardı: "Ayranı yok içmeye, faytonla gider s... (aptes etmeye)" derdi. İşte o biçim. IMF denetiminde yemeden içmeden günümüzü geçiriyoruz. İşsizlik, fakirlik azalmıyor, artıyor. Cari açığımız (12 aylık döviz açığımız) 10 milyar doları aşmış durumda. Başbakanımız, "AB üyeliğimize evet desinler" diye Fransızlara rüşvet teklif ediyor. "12 milyar dolarlık silah, helikopter ihalemiz var. Tanesi 5 milyar dolardan 2 - 3 nükleer santral yaptıracağız. Fransız firmalarına 1.5 milyar dolar ödeyerek İstanbul'a ray döşeteceğiz. Airbus'tan 1.5 milyar dolara 36 uçak alacağız..."
Affedersiniz ama "saf ve bakir bir Anadolu çocuğu olarak" benim aklım ermiyor... Böyle bir tabloda, Türkiye'yi AB'ye neden ve nasıl tam üye yaparlar? Onlar bizi üye yapsa bile, biz n'aparız?
guras@milliyet.com.tr
|
|
|

|