
|
|
|
 |
|
|
Kamu turka ya da işte öyle bir şey
Yakında başı açık bir kadından umumi tuvalete girerken türban takması istenebilir. Ya da bir restoranda yemek yiyecek olan türbanlı kadına başını açması söylenebilir. Tuvalet işletmecisinin ya da restoran sahibinin kamusal alandan ne anladığına bağlı...
Bir romantik komedi var. Eski bir film. Angelina Jolie oynuyor. Ben izlerken eğlenmiştim. Türkçeye "Hayatın Hakkını Ver" diye çevrilmiş.
Direkt çevirisi "Hayat ya da Ona Benzer Bir Şey". Ben olsam "Hayat ya da İşte Öyle Bir Şey" diye çevirirdim.
Neyse işte, filmdeki yakışıklı esas adam, Angelina'nın hayatta kendince tarifini yaptığı her şeyi delik deşik etmeye yeminli.
Angelina içinde "aşk" geçen bir cümle kuruyor mesela. Adam "Aşkı tanımla" diyor. Angelina "Mutlusundur inşallah" diyor. Adam "Mutluluğu tanımla" diyor. Ne zamanki aynı kelimelere aynı anlamları yüklüyorlar; evlenip sonsuza dek mutlu oluyorlar.
Tanımlar yani, mühim hakikaten.
Aynı kelimeyi aynı şeyi kastederek ya da en azından benzeri bir şeyi kastederek söylemek... Bilirsiniz işte, sağlıklı iletişimin gereği.
Ki yerinizde olsam, şöyle derdim şıppadanak:
"Sağlıklı iletişimi tanımla."
Tanımlamayacağım.
Hem biz o kadar sağlıklı iletişmesek de olur bu köşede. Kasmayalım!
Hoop değiş tonton, kamusal alan ol
Ama birileri de azıcık kassınlar mümkünse. Ne bileyim; şurada şöyle, burada böyle giyinmek, davranmak, konuşmak, oturmak zorundasın diyenler, bunu diyebilecek yetkilerle belli mevkilerde oturanlar, sağlıklı iletişim mevzuunda azıcık kassınlar ki, önce birbirlerini anlasınlar, sonra biz onları anlayalım.
Anlamıyoruz.
Misal, "Kamusal alanı tanımla!"
Cumhurbaşkanına göre Çankaya'daki resepsiyonlar kamusal alan mesela. Bu yüzden oraya türbanla girilemiyor.
Çankırı Vali Yardımcısı İsmet Bayhan'a göre ise vali yardımcılığı makamı kamusal alan. Bu yüzden oraya da askılı elbise ile girilemiyor.
YÖK Başkanı'na göre kamusal alan belli bir yer değil, her yer. Yeri geldiğinde park bile, eğer bir polis orada size kimlik sorarsa, hoop değiş tonton, kamusal alan olabiliyor.
Meclis Başkanı'na göre ise kamusal alan diye bir yer yok. "Anayasada kamusal alan diye bir şey görenlerin" ona da göstermesini rica ediyor.
Başbakan Erdoğan kamusal alanı özgürlükler alanı diye tarif ediyor, "Oralarda (nerelerde?) özgürlükler yok edilmemeli" diyor. Ama bir yandan da, perşembe günü Mehmet Y. Yılmaz da yazdı, belediye başkanı olduğu dönemde "kamusal alan" diye tanımladığı yerlerde içki servisini kaldırmıştı ve bu yasaklar hâlâ devam ediyor.
Bu umumi tuvalette türban takmak mecburi
Herkes kamusal alanı işine geldiği gibi tarif edip kamusal alandaki davranışlarımızı kendi arzusuna göre ayarlamamızı istiyor.
Oysa kamusal alan halka açık alan demek. Ve dünyanın diğer ülkelerinde de "halka açık alan" anlamında kullanılıyor bu terim. Yani yollar, caddeler, meydanlar, kahveler, umumi tuvaletler... Yasaları çiğnemedikçe paşa gönlümüz nasıl isterse öyle dolaşabileceğimiz yerler.
Ama Türkiye'de pek yakında başı açık bir kadından umumi tuvalete girerken türban takması istenebilir.
Ya da bir restoranda yemek yiyecek olan türbanlı kadına başını açması söylenebilir. Tuvalet işletmecisinin ya da restoran sahibinin kamusal alandan ne anladığına bağlı olarak...
Ya da sokaklarda, o sokağın hangi belediyenin sınırları içinde kaldığına ve o belediye başkanının keyfine göre giyinmemiz mecburi tutulabilir.
* * *
Mehmet Y. Yılmaz "Kamusal alan" yerine "kamu yönetimiyle ilgili alanlar" denmesini önermiş.
Çok uzun, değil mi?
Mesela...
"Kamu turka" desek. Türk usulü kamusal alan manasında. Kesmez mi?
"Artık sokaklar benim / Duyuyorsun değil mi?"
Birkaç ay İngiltere'de kaldıktan sonra Türkiye'ye dönen bir arkadaşım, Yiğiter Uluğ'un Vatan gazetesindeki yazısını gösterdi. "Doğru söylüyor" diye. Uluğ, Avrupa toprağı ile Türkiye arasındaki farkı sormuş. Ve "Sokaklar" demiş. "Her şey sokaklarda başlayıp bitiyor aslında." Sonra işte Barcelona sokaklarındaki özgürlüğü anlatmış, sokakların nasıl cıvıl cıvıl olduğunu...
Kamusal alanların özgürlük alanları olması gerektiğini söyleyen Tayyip Erdoğan, bunca kavram kargaşasına rağmen asıl kamusal alanların sokaklar olduğunu biliyordur herhalde.
Ve sokaklarda sadece türbana değil; askılı elbiseler giymiş kadınların sevgilileriyle el ele kol kola dolaşmasına, gay'lerin öpüşüp koklaşmasına, Ramazan'da rakı içmek isteyenlere de özgürlük istiyordur.
İstiyor mudur?
Meme açmak out, popo açmak in
Ben tatil köyü tatilcisi tipinde bir insanım. Nitekim bu tatilde de tatil köyündeydim. Ama tatil köylerinin bi acayip yerler olduğunu da söylemeyecek değilim.
Girişte insanın eline bir kağıt tutuşturuyorlar. Bilmem kaçla kaç arası şurada dondurma, bilmem kaçla kaç arası şurada patates kızartması, bilmem kaçla kaç arası da şurada gözleme yiyebilirsiniz gibi şeyler yazıyor kağıtta.
Her şey dahil demek, belli saatlerde belli yerlerde olmanız gerekiyor demek. Yani benim gibi uzandığınız şezlongdan kalkıp bara kadar yürümeyi bile gözünüz kesmeyecek kadar tembelseniz tatil boyu aç susuz kalabilirsiniz.
Bir de bu kağıtta "Yemeklere uygun kıyafetle geliniz. Mayoyla, şortla, atletle yemek salonuna girmeyiniz" gibi bir şey yazıyor.
Yuh! Hadi akşam yemeğini anladık ama öğle yemeğine de şık şıkıdım mı gideceğiz? Nasıl yani? Restoran, tatil köyü sahibinin kendi borusunu öttürmek istediği bir kamu turka ise, havuzbaşı ne peki? Anlamadık ki!
Elbette kimse yemeğe saçından, başından, mayosundan su damlayarak gitmiyor. Üstsüz yemek yiyen de yok. Zaten üstsüz sayısı her geçen yaz azalıyor. Artık popo açmak moda. Her 1 üstsüz güneşlenen kadına karşılık 10 g-string'le ya da bikininin arkasını kıvırıp poposunu açarak güneşlenen kadın saydım ben. Ama onlar da yemek masasına çıplak popo üstü oturmuyorlar. Herkes yemeğe mayonun üstüne şort geçirip gidiyor. "Şortla gelmeyin" kuralına rağmen.
Ha bir de hamam, sauna bölümünde keseci-masajcı olarak çalışan Zeynep, kendisine bu köşeden selam etmemi bilhassa rica etti. Selam ederim.
Bu tatilin sonu!
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|
|