|
 |
|
|
"Ciel de Paris"...
NECİP Fazıl'ın bir sözü vardı:
- Salaklık bulaşıcıdır, derdi.
Olduğundan fazla görünmeye çalışan, takoz kafa pozörlük modeli; özellikle Üçüncü Dünya'nın tek heykelli ülkelerinde, ne kadar da yaygın Allahım...
Ne esprili bir çağrışımdan bir kahkaha neşesi çiçeklenebiliyor onların yanında; ne coşkulu bir sohbet ırmağının şelalesi köpüklenebiliyor.
Telleri olmayan kemanlarla konser vermeye kalkma divaneliğinin orkestra şefleri çoğaldıkça da, salaklık epidemisi yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor.
Eski kuşaklar da, zaman zaman yakınırlardı bazı kişilerdeki algılama anteni bozukluğundan:
- Ben diyorum "bayram haftası", o anlıyor "mangal tahtası"...
***
Gelecek 20 yıl içinde kimbilir neler ve neler yaşanacak?
Bir başka soru da, nelerin yaşanmayacağı?
Cumhuriyet'in ilk yıllarında olduğu gibi, alçıdan iki karışlık Atatürk büstleri yapıp, onları köy muhtarlıklarına satmaya kalkma açıkgözlükleri yaşanmayacak...
Hazine'den geçinmelilere özgü ayrıcalıklar bir hayli azalacak.
Arapçada "medeniyet" kavramının, çöl bedevileriyle Medine kentinde yaşayanların hayat biçimlerini ayrıştırmak için kullanıldığı; değişik "inanç" geleneklerini, "çeşitli medeniyetler" olarak değerlendirmenin yanlış ve salt politik bir püfürdetme olduğu anlaşılacak...
***
Yılda 46 bini bulan trafik kazalarıyla, ondan da daha çok olan ev kazalarında ve orman yangınlarında bir azalma olacak mı?
Global sermaye yatırımlarının artmasıyla, "yaşam kalitesi"nde de bir gelişmenin, ne zaman somutlaşabileceğini kestirmek zor...
21. yüzyılın dinamikleriyle uyum sağlama sorununun, "muhtaç olduğumuz gücün damarlarımızdaki asil kanda mevcut olması" sayesinde ne kadar çözümlenebileceğini yaşayanlar görecek...
***
Başbakan Tayyip Bey'in Paris gezisi; Fransa için bereketli, Türkiye için de tazelenen umutlarla geçmiş görünüyor.
Gerçekten de Tayyip Bey, az çaba harcamıyor şu AB üyeliğine sağlıklı bir adım atmamız için...
Türkiye'deki oligarşinin parçası ve koruyucusu olmuş eski politikacılardan kaçı, gerçekten böylesine sarıldı AB üyeliğine?
***
Kopenhag kriterleri, Hazine'den geçinmeli üst düzey kadroların, halk kitlelerine servis vermekle görevli olmak yerine; kendilerini ayrıcalıklı bir kesim sayma geleneğine, karşı olan kriterler...
Zaten Türkiye'de "Devlet" kavramı da, "Padişah'la Saray'dan geçinenlerin, yani Kapıkulu'nun, 'Devlet' sayıldığı" tam bir ortaçağ mutlak monarşisinin benimsediği tanımı içermede...
***
Validen, karakol komiserine kadar Hazine'den geçinmeli kamu görevlilerinin her biri, kendini "Devlet"in temsilcisi olarak görmede...
Oysa demokratik cumhuriyetlerde, "Devlet", milletin daha rahat ve huzurlu yaşamak için, gerek "yasama erki", gerek "yürütme erki", gerek "yargı erki"yle biçimlendirdiği bir örgütlenmedir ki; dışarıdaki büyükelçilerle, cumhurbaşkanından başka bir kimse tarafından ne temsil edilebilir, ne de demagoglar tarafından fotoğrafı çekilebilir.
***
Ne diyordu Necip Fazıl:
- Salaklık bulaşıcıdır...
Soyut kavramların yazılı bir tanımlamasını yapmaya yanaşmadan; onları yerli yersiz, bol bol kullanma da; aynı bulaşıcı salgının bir parçası...
***
Şimdi "Tour Montparnasse"ın tepesindeki lokantada, Em. Büyükelçi Tanşu Blada ile birlikte olsaydık...
Salt oraya özgü "Ciel de Paris", portakallı şampanya kuplarını tokuştursaydık karşılıklı... Cennetmekan olmak için, düz su içme zorlanmasına uğramış dostlardan da bazıları, şayet bize katılırsa; onlara da, ayran bulamayacağımız için, maden suyu ikram ederdik...
Ve karşılıklı kimbilir neler anlatır ve kimbilir nasıl gülerdik...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|