|
 |
|
|
Verimlilik refahı artırmıyor
Bu yılın ilk üç aylık döneminde reel ekonomiyle ilgili çeşitli göstergeler bu ayın başından itibaren belli oluyor. İmalat sanayiine ilişkin istihdam, verimlilik ve ücret göstergelerinde kaydedilen gelişmeler sürdürülebilirlik açısından iyi incelenmeli.
Aşağıdaki tabloda üçer aylık dönemler itibariyle 2002 sonundan başlayarak imalat sanayiindeki bazı yıllıklandırılmış göstergelerde kaydedilen gelişmeler yer alıyor.
| İMALAT SANAYİİ İSTİHDAM, VERİMLİLİK, ÜCRET (*) | | SB Reel Ücret | SB Verim | Birim Ücret $ | Üretimde Çalışanlar | | 2002-Q4 | 100,0 | 100,0 | 100,0 | 100,0 | | | Q1 | 99,8 | 101,2 | 99,0 | 98,3 | | | Q2 | 98,5 | 102,1 | 101,1 | 100,5 | | | Q3 | 97,5 | 104,3 | 109,2 | 102,3 | | | 2003-Q4 | 98,1 | 107,2 | 116,2 | 99,5 | | | Q1 | 98,2 | 109,4 | 124,3 | 98,9 | | |
(*) Yıllıklandırılmış seriler
2002 yılından bu yana saat başına reel ücretler son bir yılda sınırlı da olsa geriliyor. Yine bu dönemde üretimde çalışanların saat başına verimliliğinde oldukça hızlı bir artış kaydedilmiş. Normal olarak verimlilikteki artışların kısmen reel ücretlere yansıması gerekirken bu gerçekleşmemiş. Reel ücret ve verimlilikteki gelişmeler aslında Türk Lirası cinsinden bir birimlik üretim içinde işgücü maliyetinin ciddi ölçüde gerilediğini gösteriyor.
Bir birim mal üretmek için emeğe yapılan ödeme düşüyorsa ve üretim de artıyorsa, işgücü talebinde bir artış olmasını beklemek gerekir. Ancak rakamlar imalat sanayiinde üretimde çalışanların sayısında son altı ayda ciddi bir azalma olduğunu gösteriyor. Sonuçta geçtiğimiz dönemde kaydedilen yüksek verimlilik artışları bir yandan çalışan kesimin refah düzeyine yansımıyor, diğer yandan işsizlik artıyor.
Dolar cinsinden bir birimlik üretim için gerekli ücret maliyetine baktığımızda ise son bir buçuk yılda yüzde 24'lük bir artış olduğu dikkati çekiyor. Bu artışın önemli bölümü son dokuz ayda gerçekleşmiş. Yani verimlilik artmış, reel ücretler değişmemiş ama buna rağmen imalat sanayiinde bir birim mal üretmek için gerekli ücret harcaması hızla artmaya devam etmiş. Bu aynı zamanda uluslararası rakiplerimiz karşısında dolar cinsinden maliyetlerimizin de arttığını gösteriyor.
Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısında hızla değer kazanmasının imalat sanayiinde yarattığı rekabet baskısını ve bunun işgücü piyasası üzerindeki etkilerini bu gelişmeye bağlamak mümkün.
Bizim gibi ülkelerde kısa vadeli uluslararası sermaye hareketlerinin kontrol edilememesinin faturası ağırlıklı olarak çalışan kesimlere çıkıyor. Emek piyasalarının yapısal sorunları ve hükümetlerin asgari ücret gibi mekanizmalarla bu piyasalara müdahalesi bu faturayı daha da ağırlaştırıyor.
Günümüzde küreselleşmeye getirilen en önemli eleştirilerden biri, sermaye hareketlerinin yol açtığı dalgalanmaların ülkeler arası hareket kabiliyeti çok daha kısıtlı olan emek üzerindeki olumsuz etkileri. Bu konuda getirilebilecek uluslar üstü önlemler günümüzde tartışılan konular arsında yer alıyor. Ancak buna rağmen Çin başta olmak üzere 1997 krizini yaşayan Asya ülkelerinin önemli bir kısmı 1993'te başlayan sermaye girişinin etkilerine karşı aldıkları önlemlerle işgücü piyasalarını koruyabilmişler.
Dünyada verimlilik ve istihdam artışını birlikte gerçekleştirebilen ülkelerin sürdürülebilir yüksek büyüme hızlarına ulaşabildiği görülüyor. Bu konuda uluslararası piyasaların yapısal sorunlarının yol açtığı sıkıntıları yadsımak mümkün değil. Ancak bu etkiyi sınırlamak konusunda ülkelerin önemli bir oyun alanına sahip oldukları da görülüyor. Nisan ve mayıs aylarında yaşanan gelişmeler sorunun uluslararası sermayenin risk iştahından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Haziran sonunda FED'in yaptığı açıklamalar, risk iştahını yeniden artırıyor. Artık hem dış dengeyi bozan hem de emek piyasasında baskılara yol açan gelişmeler konusunda yapılabileceklere öncelik vermek gerekiyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|