|
 |
|
|
Birlik mi, ayrılık mı?
Gülü-yorum / Çağlayan Bilgen
YILLARDIR söylenen, ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen "solda birlik" adına İzmir'de son günlerde bir takım girişimler var.
Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde "İzmir Deklarasyonu" adı altındaki girişim. Girişimin öncülüğünü bir zamanlar CHP Lideri Deniz Baykal'a ekonomi danışmanlığı yapan, raporlar hazırlayan ekonomist Dr. Ali Nail Kubalı yapıyor. İsmail Cem ile olan arkadaşlığı nedeniyle YTP'de Parti Meclis üyeliği yapan, ancak bu görevinden ayrılan Kubalı, kuşkusuz İzmir'in yetiştirdiği nitelikli ve birikimli ender isimlerden biridir.
Kubalı, CHP'nin etkisiz muhalefeti ile gelecekte AKP'nin alternatifinin yine sağ partiler olabileceğine dikkat çekiyor ve sosyal demokrat siyasi partilerin tek çatı altında birleşmelerini, CHP'nin buna önderlik yapmasını istiyor. Nitekim Kubalı'nın da aralarında bulunduğu bir grup, 7 Temmuz günü açıkladıkları İzmir Deklarasyonu'nda özetle şu görüşlere yer verilmişti:
"Türkiye'de refahın artırılması ve belli bir zümrenin hakkı olmaktan çıkarılarak, halk katmanlarına yaygınlaştırılmasından yana olan tüm partileri, ülkenin çağdaş, birikimli, vatansever, idealist insanlarını da kapsayacak biçimde 'Aydınlık Bir Türkiye İçin Güçbirliği' oluşturacak tek bir parti çatısı altında birleşme ve bütünleşmeye çağırıyoruz.
Birleşmenin gerçekleşmesi için bu günkü parti genel başkanları, genel başkanlık görevini bırakmak da dahil, her türlü özveride bulunmalıdırlar.
Artık daha da geç kalınmamalıdır! Çünkü geç kalmak mücadele gücünü yok edecektir!
Tüm duyarlı bireyleri, demokratik kitle örgütlerini ve laik cumhuriyetçi unsurları destek vermeleri için saflarımıza katılmaya çağırırız!"
Gerçekten de çok iyi niyetli görünen bu açıklamanın bir benzeri de yaklaşık üç ay önce yapılmıştı.
14 Nisan 2004 tarihinde yine aralarında İzmirli çok sayıda seçkin aydının bulunduğu "29 Ekim Platformu" kurulmuştu. Bu platformu kuranların da amacı solda birliği sağlamaktı.
Nitekim ilk etapta 100'ün üzerinde önemli şahsiyetin altına imza attığı bildirgede özetle şöyle denilmişti:
"Temel ilke ve değerler bileşkesinde, ülkemizi esenliğe çıkarmak; çağdaş bir eğitim sistemi ve uygulamalarıyla ülkemizde bir bilim toplumu oluşturmak.
Sosyal demokrat güçleri içinde bulunduğu bu dağınıklık ve sürekli eriyişten kurtaracak düşünsel ve eylemsel çözümler, geniş halk kitlelerini kucaklayacak popülizmden uzak yeni sosyo ekonomik politikalar üretmek. Halkımızın dilini ve sorunlarını iyi tahlil eden, bugüne kadar bilinen kişi ve grupların oluşturduğu hizip ve fraksiyonlarla ilişkili olmaksızın, bir araya gelmeyi ulusal ve kaçınılmaz bir sorumluluk olarak kabul eden biz aşağıda imzası bulunanlar `29 Ekim Platformu'nda buluştuk."
Şimdi her iki girişiminde nihai hedefi "solda birlik" olduğuna göre, birlik adına yapılan bu ayrılık gayrılık niye?...
Neden ortak hareket edilmiyor, beraber olunmuyor, birlikte açıklama yapılmıyor?
Oysa hedefler aynı değil mi?
O zaman bu girişimlere öncülük yapanların koltuklarını bırakmayan genel başkanlardan ne farkı kalır.
"Solda birlik" adına kurulan siyasi partiler nedeniyle sol bölük pörçük hale geldiyse, şimdi de ayrı ayrı kurulan bu platformlar nedeniyle birlik umudu hayalden öteye gitmez.
Bu nedenle "birlik" adına yola çıkanlar, "ayrılık" olmadığını ve "hep birlikte" olduklarını mutlaka kamuoyuna açıklamalıdır.
Çünkü yarın eğer "solda birlik" için yapılan bu hareketleri birleştirmek adına yeni bir girişim ortaya çıkarsa, sakın şaşırmayın.
Benden söylemesi.
ÖZLÜ SÖZ
Yaratıcılıktan yoksun kişi, yanlış cevapları farkedebilir. Ama, yanlış soruları anlayabilmek için, yaratıcı bir kafaya sahip olmak gerekir. A.JAY
OKUDUK
Korkak tavuklar...
DYP İzmir İl Başkanı Turan Arınç, yeni yönetim oluştururken bazı işadamları ile görüşerek yönetimde yer almalarını istemiş. Ancak bazıları"Maliye baskısı" korkusuyla yönetime girmeyi kabul etmemiş.
İl Başkanı Arınç da yönetime girenleri "cesuryürek" olarak nitelendirirken, girmeye korkanlar için ise her hangi bir tanımlamada bulunmuyor. Oysa onlara pekala "korkak tavuk" diyebilirdi.
Ama sayın Başkan Arınç kibarlık yapmış.
Sözüm Maliye baskısından korktuklarını söyleyip, DYP il yönetimine girmek istemeyen işadamlarına; eğer bir açığınız yoksa neden çekiniyorsunuz?Kaçak işçi çalıştırmıyorsanız, naylon fatura kesmiyorsanız, hayali ihracat yapmıyorsanız neden Maliye'den korkacaksınız?
Yok eğer eski partinizden umudunuzu kestiyseniz, o zaman bir diyeceğim yok.
Size bu teklifi yapan il başkanına pekala "Başkan bu partiden artık umudumuz yok. İktidar olamazsınız. Biz iktidarda olan partiye destek veririz" demelisiniz.
Ama yönetime adam bulmaya çalışan ANAP ve DYP il başkanları, hiç merak etmesin. Bugün yönetime girmeye korkanlar, yarın partiniz biraz eski gücüne kavuşmaya başlasın, hemen etrafınızda "fır" dönerler.
İnşallah o zaman siz de gerekeni söylersiniz ve "Bizim korkak tavuklarla işimiz yok" dersiniz.
cbilgen@milliyet.com.tr
|
|
|

|