Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Temmuz 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
On üç kader haftası


ABD, artık sandık mevsilinde. Demokratik Parti, bugün Boston'da seçim kurultayını topluyor. Parti delegeleri, dört gün boyunca George W. Bush'un karşısına çıkaracakları Senatör John F. Kerry'i Amerikan seçmenine daha iyi tanıtma amaçlı bir programı izleyecek, ardından da Kerry'nin başkan adaylığını resmen onaylayacaklar.
Demokratlar'ın kurultayı, 2 Kasım'daki seçimlere uzanan 13 haftalık yoğun bir süreci de başlatıyor: Cumhuriyetçi Parti'nin kurultayı, ağustos sonu New York'ta. İki kurultay arasında ve sonrasında, Kerry ile Bush, ABD'yi baştan başa (özellikle de çekişmenin en fazla olduğu yaklaşık bir düzine eyalette yoğunlaşarak) dolaşacaklar.

Rekabet ve bölünme
Amerika'nın aklı, önümüzdeki 13 hafta boyunca, öncelikle kendisiyle meşgul olacak. Bu süreçte, dünyanın dikkati de ister istemez ABD'deki yarışa kilitlenecek.
Bir yandan, Bush ve Kerry arasındaki çekişme, iki rakipten birinin net biçimde favori görülmediği ve Amerikan seçmeninin tam ortadan bölünmüş izlenimi verdiği bir ortamda sürüyor.
Öte yandan, 2000 seçimlerini mahkemede bitiren, 2001'de tarihinin en büyük saldırısını yaşayınca teröre karşı global bir savaş başlatan ABD'nin, bu kez kimi başkan seçeceği, dünya kamuoyunun ilgisini her zamankinden daha çok çekiyor.
Irak Savaşı'na karşı çıkan ve Bush yönetimini, bazı müttefiklerine rağmen iş yaptığı için eleştiren milyonlar kadar, olası bir başkan değişiminin, ABD'nin Irak, Ortadoğu ve diğer bölgelerdeki politikalarını nasıl etkileyeceğinden tam emin olamayanlar da, dünyanın kaderi ile Beyaz Saray'ın sahibinin kim olacağı arasında güçlü bir bağlantı görüyorlar.
İşin ilginci, sandığa giderken genelde dünya meselelerine fazla kafasını yormayan Amerikan seçmeni de, bu kez, başta kendi ulusal güvenliği ve terörle savaşın başarısı olmak üzere, tam da bu konulara yoğunlaşmış durumda.
Irak'ta önümüzdeki haftaların nasıl geçeceği, Usame Bin Ladin'in yakalanıp yakalanmayacağı ya da ABD'ye yönelik yeni bir terör saldırısının olup olmayacağı, 2 Kasım başkanlık seçimlerine doğrudan etki yapabilecek 'bilinmeyenler.' Ancak seçimlere dek mevcut durumda radikal bir değişiklik yaratacak hiçbir olay gerçekleşmese bile, bugünün 'bilinenleri' ile de, 2 Kasım'ın sonucunu tahmin etmek kolay değil.

Kerry görücüye çıkıyor
Anketler, bir yandan, ABD halkının giderek artan biçimde Bush'un politikalarına, özelde de Irak Savaşı'na olumsuz baktığını, hatta net çoğunluğun başkan değiştirmekten yana olduğunu gösteriyor. Ancak bir yandan da, terörle mücadelenin başarısı ve ulusal güvenliğin sağlanması açısından, Bush'u Kerry'den "daha güvenilir" bulduğunu söyleyenler daha fazla.
Seçmenin geleneksel olarak daha çok önem verdiği ekonomi ve iç politika konularında, Bush ve Kerry arasındaki ayrımlar belki daha belirgin ama, bu farklı tutumların popülerlik düzeyi de, yarı yarıya bir bölünmüşlüğü yansıtıyor.
İşte bu kıyasıya rekabet ortamında, Demokratlar'ın Boston Kurultayı'nda yapmaya çalışacakları şey, muhalefetin sadece "Bush'a yönelik olumsuz bakışta birleşen" bir kuvvet olmakla kalmayıp "Kerry'i, Kerry olarak destekleyen" bir kitleye dönüşmesini sağlayabilmek. Zira Beyaz Saray'da 2005'ten itibaren kimin oturacağını belirleyecek olan, hangi tarafın oy vermekte daha istekli davranacağı. Anahtar kelime, "katılım."
Kerry'nin başkanlığı, Bush'a kızanların "negatif" bir güdüyle vereceği oyların yanında, kitleleri sandığa götürecek bir "pozitif" ivme yaratabilmesine bağlı. Demokratlar, muhalif seçmenleri oy kullanmaya teşvik edebilmek için, Bush'a yönelik artık alışılan,"Ekonomiyi mahvetti; Irak'ta bize yalan söyledi; eğitim ve sağlık alanında hiçbir şey yapmadı; aşırı muhafazakar politikalarla ülkeyi böldü" türü suçlamalara saplanmak yerine, Kerry'nin neyi, nasıl farklı yapacağını kamuoyuna anlatabilmek zorundalar. Demokratlar'ın bu görevin üstesinden gelip gelemeyeceklerinin ölçüsü, Amerikan halkının (ve dünya kamuoyunun) Kerry'e bakışında, "Bush olmasın da kim olursa olsun" sığlığının ötesine geçen bir sahiplenmenin başlayıp başlamayacağı olacak.

"Güvercin" sanmayın...
Kerry'nin dış politika danışmanlarının başında gelen ve olası bir Kerry yönetiminde dışişleri bakanlığını üstlenebileceği söylenen Büyükelçi Richard Holbrooke, seçimlerin her şeye rağmen, "Bush ve Irak konusunda bir referandum" olacağında ısrarlı. Holbrooke'a göre, Kerry'e verilen her oyda, Irak'taki hatalara duyulan tepkinin ve ABD'nin uluslararası arenada daha farklı hareket etmesi talebinin de payı olacak.
İyi de Kerry, neyi, nasıl farklı yapacak? Bu sorunun yanıtı, öncelikle Bush - Kerry rekabetini, bir "şahin - güvercin" rekabeti sanmamaktan geçiyor.
İdeolojik olarak Vietnam Savaşı'nı destekleyen, ancak savaşa gitmemek için de özel ilişkilerini kullanan Bush'un aksine ideolojik itirazlarına rağmen Vietnam'da savaşan, beş madalyalı bir gazi olarak ülkesine döndükten sonra ise savaş karşıtı hareketin başını çeken Kerry, askeri kuvvet kullanımına bakışı itibariyle asla bir "güvercin" değil.
Kerry ve yakın çevresi, Irak Savaşı'ndaki asıl "hatayı," aceleyle ve müttefiklerin tam desteği alınmadan başlatılmasında görüyorlar. Demokrat aday işbaşına gelirse, Bush yönetiminin belirlediği hedeflere ulaşıncaya dek Irak'tan çekilmeyeceğini ve Irak'ın "bir başka Vietnam" olmadığını açıkça söylüyor.
Daha önce Bosna ve Kosova müdahalelerini de savunan, bugün ABD'nin Darfur'daki soykırımı durdurmak için bir uluslararası kuvveti harekete geçirmesini isteyen Kerry'nin farkı, "savaşı, bütün diğer seçenekler tüketildikten sonra başvurulabilecek nihai çare" saymasında. Kerry, bu bakışla, Bush'un "önleyici savaş" doktrinine tümden karşı çıkmasa da, epey mesafeli.
Holbrooke ve diğer Kerry danışmanlarının iddiası o ki, uluslararası inanılırlığı örselenmiş olan Bush yönetimi işbaşından giderse, ABD'nin Irak'ta Avrupa ve bölge ülkeleriyle daha sıkı işbirliği yapması mümkün olacak. Dolayısıyla bu ekip, Kerry'nin uluslararası arenadaki asıl farkının, "taze bir imaj" olacağını ve Irak'ta olsun, Ortadoğu'da olsun yepyeni politikalardan ziyade, uluslararası işbirliğini kolaylaştıracak bir üslup ve kredibilite ile işe başlayacağını söylüyor.
Kerry ile Bush arasında, ABD'nin askeri kuvvet kullanımının yeri konusunda ideolojik nüanslar yok değil, ama asıl fark, bu kullanımın zamanı ve zemininin iyi hazırlanmasında.
Bu yazıyı, hafta boyunca Demokratlar'ın Boston kurultayını izledikten sonra, Kerry'nin siyasi mesajları üzerinde daha ayrıntılı duracak şekilde sürdürmek üzere...

ycongar@erols.com








Çetin ALTAN
'Doctus Cum Libro'

Fikret BİLA
Ecevit'e vefa

Yasemin CONGAR
On üç kader haftası

Faik ÖZTRAK
Mali uyumun kalitesi ve facialar

Hasan PULUR
Aziz Yıldırım cevap verdi

Derya SAZAK
Ecevit'e veda

Ece TEMELKURAN
Çocukları hangi tanrı öldürüyor?

Osman ULAGAY
Bush'un kozu Bin Ladin mi?

Güngör URAS
Trene hız veren lokomotif değil, 'ray'


© 2004 Milliyet