
|
|
|
 |
|
|
AB yeşil ışığa hazırlanıyor
İlerleme raporu, büyük olasılıkla Türkiye lehinde çıkacak. Avusturya, Hollanda ve danimarka dışında Türkiye'ye açık karşı tavır alan yok. Türkiye bu arada önemli bir hata yapmazsa Komisyon'da çoğunluk kesin görünüyor. Bu arada 'ticaret kozu' da abartılırsa ters tepebilir
GÜVEN ÖZALP
Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle (AB) tam üyelik müzakerelerine başlamak için herkesin gözünü çevirdiği, Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu'nun olumlu çıkacağı neredeyse kesin gibi. Son dönemde Türkiye'nin attığı hızlı ve radikal adımlar Brüksel'in elini kolunu bağlıyor. Müzake için nihai kararı verecek AB liderleri arasında kamplaşma netleşiyor. En çatlak ses Avusturya'dan gelirken, tutumu merak edilen Fransa, kamuoyu önünde topu İlerleme Raporu'na atsa da tavrının olumlu olacağının sinyallerini de veriyor. Bu aşamada Türkiye'nin eylüle kadar Brüksel'in eksik olarak algıladığı unsurları yerine getirmesi ve iyiden iyiye benimsediği 'nabza göre diplomasi'nin dozunu abartmaması gerekiyor.
Türkiye, son dönemde Avrupa perspektifi açısından önünde en büyük engel olarak gösterilen her konuda "Artık bunu da yapamazlar herhalde" diyenleri şaşkınlığa düşürecek manevralarla önemli adımlar attı. Kıbrıs'la başlayan şaşırtma selini DEP milletvekilleri karar izledi. Tabii buna DGM'lerin kapatılmasını, idam cezasının yasalardan silinmesi gibi Avrupa yolunda çıkardığı 261 yasayı da eklemek gerekir. Bu adımların ilk meyvesi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Türkiye'ye yönelik denetim sürecini sona erdirmesi oldu. Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini büyük ölçüde karşıladığının tescili anlamını taşıyan bu karar İlerleme Raporu'nu hazırlayacak olan Komisyon'un bahane olarak kullanabileceği en önemli kozlardan birini daha çökertmiş oldu.
Komisyonda rüzgâr Türkiye lehine
Komisyon'un elindeki argümanların birer birer ortadan kalkması Ankara açısından çok önemli. Varılan nokta, Komisyon'da rüzgârın Türkiye lehine estiğini ortaya koyuyor. Şu günlerde Brüksel'de konuştuğumuz her Komisyon yetkilisi ağız birliği etmişcesine şu yorumda bulunuyor: "Komisyon olarak müzakerelerin başlamasının önünde bir engel görmüyoruz. Türkiye üzerine düşenlerin büyük bölümünü yerine getirdi. Bazı eksikler olduğu gerçek ama ortada görmezden gelinemeyecek bir başarı var. Ekimde açıklayacağımız rapor olumlu olacak, tabii ki o zamana kadar Türkiye kendine zarar verecek önemli bir hata yapmazsa..."
Bu yoruma iliştirilen bir ek yorum ise müzakerelerin gecikmeli başlatılmasının gereksizliği üzerinde yoğunlaşıyor. Buna gerekçe olarak ise Türkiye'de yakalanan reform ruhunun olası bir geciktirmeyle tamamen ortadan kalkma riskinin büyüklüğü gösteriliyor. AB süreciyle Türkiye'deki demokratikleşme sürecini ayırmanın imkansız hale gelmesi ve geciktirme halinde iki sürecin de çökme olasılığının güçlü olması bu gerekçeyi haklı kılıyor. Komisyon'daki olumlu hava üst düzeyde de hissediliyor. Genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen'in son açıklamaları Ankara'nın Brüksel'deki havayı nasıl değiştirdiğinin kanıtı olarak algılanabilir. Verheugen, Türkiye'nin kritik eşiği aştığının altını ısrarla çiziyor. Türkiye'den Kopenhag kriterlerinin yüzde yüz oranda uygulanmasının beklenemeyeceği yönündeki açıklama da ekim ayındaki rapor açısından önemli bir ipucu niteliğinde.
Komisyon'un teknik çalışma olarak görülse de verdiği önemli bir mesaj da İlerleme Raporu'yla birlikte yayımlamayı düşündüğü 'etki raporu.' Türkiye'nin olası katılımının yaratacağı siyasi, ekonomik ve kültürel etkileri ortaya koyacak olan bu çalışma da olumlu bir gösterge olarak algılanıyor. Komisyon yetkilileri, olumsuz görüş verilecek bir ülke için bu tür bir çalışma içerisine girilmeyeceğine dikkat çekiyorlar.
Çoğunluk rahat görünüyor
Gelelim komiserler düzeyindeki duruma... Ekim ayındaki rapora onay verecek Komiserler arasında çoğunluk Türkiye'den yana. Başta Alman Komiser Günter Verheugen olmak üzere Türkiye büyük ülkelerin temsilcilerinin hemen hepsinin desteğini almış durumda. Türkiye aleyhine tavır içinde olduğu bilinen komiserler ise Hollanda'nın temsilcisi Frederik Bolkenstein, Avusturya temsilcisi Franz Fischler ve Danimarka temsilcisi Poul Nielson. Fransız üyeler renk vermemek için özel çaba sarfediyor. Türkiye'nin AB açısından son derece hassas bir konu olması ekimde rapora ilişkin Komisyon içerisinde bir oylama yapılması ihtimalini de beraberinde getiriyor. Bu oylamada kullanılacak yöntem ise basit çoğunluk olarak belirginleşiyor. Bu çerçevede Türkiye'nin çoğunluğu rahat sağlayacağını düşünmek mümkün.
En sert muhalif Avusturya
Ancak Komisyon'un benimseyeceği söyleme dikkat edilmesi gerekiyor. AB kurumları genelde bir konu hakkında net ve doğrudan ifadeler kullanmaktansa herkesi memnun edecek kelime cambazlıklarını tercih ediyor. Komisyon'un da raporda yapacağı tavsiye için benzer bir yaklaşım içerisine girerek herkes tarafından kendi lehine kullanılabilecek bir söylem benimseme ihtimali yüksek. Bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler Komisyon'un tavsiye paragrafını bir dantel inceliğinde işlemekte hiç zorlanmayacağını gösteriyor.
Komisyon dışında ve ülkeler bazında değerlendirme yaptığımızda ise şu ana kadar tek güçlü muhalefet sesinin Avusturya'dan geldiğini görüyoruz. Aslında Avusturya tavrını başından beri net bir şekilde ortaya koymakla Ankara'ya karşı tavır içinde olan bazı ülkelerin işini de kolaylaştırıyor. Bu çerçevede bazı ülkelerin Avusturya'nın arkasına saklanması beklenebilir. Başlangıçta Türkiye konusunda olumsuz görüş bildiren Hollanda'nın aralık ayında verilecek karar sırasında AB Dönem Başkanlığı'nı yürütüyor olacak olması olumlu bir gelişme çünkü dönem başkanı ülkelerin özellikleri tavırlarını öne çıkarmaktansa uzlaşı bulma rolüne soyunmaları olarak belirginleşiyor. Dikkat edilmesi gereken bir başka ülkeyi de Fransa oluşturuyor.
İç politika kaygıları nedeniyle kamuoyu önünde Türkiye'ye yönelik olumlu açıklamaların dozunu düşük tutmaya çalışan Fransa'nın tavrının aralık ayında verilecek karar sırasında olumlu olacağını tahmin ediyoruz. Türkiye'yi Avrupa sürecinde bugüne kadar getiren tüm kararların altında Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın da imzasının bulunduğunu ve Chirac'ın son dönemdeki kadim dostu Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Ankara'ya tam destek vermesinin Paris'in kararını olumlu yönde etkileyeceğini söyleyebiliriz.
Ticaret kozu riskli
Türkiye'nin son açılımlarının, ticareti dış politikanın önemli unsuru olarak kullanan Fransa üzerinde etkili olacağı açık. Ancak bu açılımların dozunun abartılması beraberinde sakıncaları da getirebilir. 'Nabza göre diplomasi' olarak adlandırabileceğimiz Airbus ihalesi, nükleer santral konusundaki açılım gibi konuların, amacı dışında ve yoğun biçimde kullanılmasının, Ankara aleyhine etki yaratma olasılığı yüksek. Zamanlama açısından bu kadar kapsamlı açılımların aynı anda ve Türkiye konusunda şüpheleri bulunan bir ülke için yapılmış olması Paris'i ticari anlamda memnun etse de siyasi anlamda sıkıntılı bir manzarayı da beraberinde getirme riski taşıyor. Chirac yönetimi, haklı olarak, aralıkta "Ankara kesenin ağzını açtı Paris'in oyunu kaptı" pozisyonuna düşmek istemeyecektir.
Türkiye konusu önümüzdeki birkaç ay daha Avrupa'nın en renkli ve hararetli konularından birini oluşturmaya devam edecek. Tüm tartışmalara ve zorluklara karşın Türkiye müzakereler konusunda son viraja kadar yoldan savrulmadan gelmeyi başardı. Eylül ayına kadar Brüksel'in işaret ettiği eksikleri giderme konusunda atacağı kararlı ve hızlı adımlar Türkiye'nin aralık ayında AB otoyoluna çıkışını kolaylaştıracaktır.
|
|
|

|
|