|
 |
|
|
Olaylar mı, kişiler mi?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Sosyal demokratik örgütler ve partilerin, yeterli hazırlık içinde olmadıkları kanısındayım. Yani sorunları yeterli ölçüde tartışmıyoruz.
Tabii çok politik bir ortamda tartışınca da kısa popülist sloganlar, ciddi tartışmanın bazen önünü tıkıyor. Dolayısıyla bunu hakikaten tartışıp, sivil toplumda da tartışıp, çözüm yollarını ayrıntısıyla aramamız gerekir. Sosyal demokrasinin iki önemli tabanı bulunuyor. Bir tanesi aydınlar.
Dünyanın hiçbir yerinde, aydınların önemli bir kısmının desteklemediği sosyal demokrasi başarılı olamıyor. Dolayısıyla aydın tabanı küçümsemiyorum.
Diğer taban tabii daha dar gelirli kitleler. Örneğin 1970'li yıllarda CHP'ye oy vermiş, özellikle kentli dar gelirli kesimin önemli kısmı AKP'ye kaymış durumda. Şimdi orada sosyal demokrasinin ne yapmak istediğini çok iyi tanımlaması gerekiyor."
* * *
Bu sözlerin sahibi son günlerde en fazla tartışılan isimlerden biri olan Kemal Derviş.
Elinizi vicdanınıza koyun ve şu cümleleri yeniden okuyarak bir yorum yapın.
Derviş'in söyledikleri doğru mu?
Doğru...
Bugün AKP dışında herhangi bir örgütün yeterli hazırlık içinde olduğuna inanıyor musunuz?
Ben inanmıyorum...
Hatta şunu söyleyebilirim, dedikodudan başka bir şey yapılmıyor.
Türk seçmeninin beklentileri hızla değişiyor; seçmene gerçekleri anlatıp, aynı zamanda yeni şeyler de söylemek gerekir.
Bu da bir program ve öncelikle strateji gerektirir.
Birey olarak kaçımız hayatımızla ilgili bir takvim yapıyoruz ve en önemlisi buna uyuyoruz?
Bu takvime uygun hareket alanları, kabiliyetleri yaratabiliyor muyuz?
Geçen gün bir soru ortaya atmıştım.
Türkiye'deki sivil toplum örgütleri ve üniversiteler demokrasi kültürümüzün gelişmesinde gerçek katkılarını koyabiliyorlar mı, diye...
* * *
Çoğu zaman faturayı siyasilere çıkarıyoruz; doğrudur son 25 yılda Türkiye'nin iyi yönetildiğini kimse iddia edemez.
Peki ama aynı konu sivil toplum kuruluşlarımız için de geçerli değil mi?
Üniversitelerimizin toplumun önüne koyduğu araştırmaları, incelemeleri, yorumları, yol gösterici bilgileri yeterli buluyor musunuz?
Bu soruya da ne yazık ki evet diyemiyorum.
Siyasetin tepesini değiştirebilmek için, işe sivil toplum örgütlerine el atarak başlamak bana göre daha doğru.
Baskı vazifesini yapamayan, insanlarımızın beklentilerini aktaramayan, gönüllü kuruluşlarda bile yönetim baskısını uygulamaktan çekinmeyen bir anlayış, Türkiye'ye ne katabilir ki...
Ben Türkiye'de insanlarımızın çok kısa sürede tüketildiğine, harcandığına inanıyorum. Bu ortam bazı insanların moralini çok bozuyor. Zaten zorlaşan hayatta, siyasi ve toplumsal riskleri alabilecek insanları cesaretlendireceğimize aksine bir tutum içine giriyoruz.
* * *
Bir süredir Kemal Derviş'i örnek gösteriyorum. Derviş'in şu söyledikleri aslında Türkiye'nin fotoğrafını göstermiyor mu?
Biz bu sözleri tartışacağımıza ve hayatımızdaki boşlukları dolduracağımıza; siyasi çıkarlar uğruna linç mekanizmasını başlatmaktan çekinmiyoruz.
Geçmişi bir düşünün, kimlere haksızlıklar yaptığımıza, kimlere meydan okuduğumuza... Hangi yıldızları bir anda kaybettiğimize...
Her seferinde, kendimi, hatırlatmak mecburiyetinde hissediyorum. Kemal Derviş'i sadece bir sembol olarak kabul edin.
Yanlışlarıyla, sevaplarıyla... Bir başka gerçek daha var. O da Derviş'ten başka bu sözleri cesaret edip söyleyen de yok ki...
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|