Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Temmuz 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Ben de dehşet içindeyim

Daum'un açıklaması, eğer kendi evine pahalı bir takımla hava atmaya dönüp, eski takımını yenememenin siniriyle meydana gelmiş bir mızıma değilse ciddidir.
Açıklama, Jurgen Klinsmann'ın Frankfurt Havalimanı'na adım attığı günün ertesinde geldi. Holger Osieck ve Oliver Bierhoff'la birlikte Alman Milli Takımı'nın başına geçirilmesi düşünülen Klinsmann, 2006'da takımın başında olmak üzere kontrat imzalayacaktı. Bu Daum'un en büyük hayalinin yıkılışı demek. Bunu bir kenara yazalım.
Öte yandan, evet, Daum'un açıklamalarında küçük de olsa bir doğruluk payı var. Ama nasıl? Yönetim içinde, tıpkı camia ve Fenerbahçe basını içinde olduğu gibi onu istemeyenler değil de, onun hakkında kararsız olanların sayısı oldukça fazla. Yani isteyenler ve istemeyenler diye bir blok yok aslında. Büyük çoğunluğun beyninin, yüreğinin bir kısmı Daum konusunda şüpheli. Bunun sebebi de bizzat kendisi. Buna gireceğiz. Şimdi Herr Christoph'un ortaya koyduğu inanılması güç senaryoya bakalım.

Hoca arayışları
Aziz Yıldırım'ın en yakınındaki Murat Özaydınlı ve Mahmut Uslu'nun başkanlarından habersiz bir şey yapmalarının, hoca aramalarının mümkün olmayacağını o da bizler kadar iyi biliyor olmalı. Eğer Fenerbahçe, - hadi ismini de koyalım - eski Brezilya teknik direktörü ve yakın geçmişte Nobre ve Alex'in hocalığını yapan Luxembourgo (bu isim 90'larda Brezilya'da büyük skandallara karışmıştı) ile görüşmüşse bu Aziz Yıldırım'dan habersiz olamaz. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz, tabii Daum da. Bu isimle bağlantıya geçilmesine sebep olan sıkıntı, futbol dünyasında alttan alta dolaşan bir dolu dedikodudan, Daum'un ayrılacağı söylentilerinden kaynaklanıyordu. Bunun kaynağı da bizzat Daum'un en yakınlarıydı. Daum'un Fenerbahçe'den ayrılacağı, Koch'un, Murat Kuş'un başka takımlarla anlaştığı söylentileri bizim olduğu gibi Aziz Yıldırım'ın da kulağına geliyordu kuşkusuz. Bu durumda Yıldırım yönetiminin Daum'la konuşup kalıp kalmayacağını sormasından, ondan dosdoğru bir açıklama yapmasını istemesinden ve B planı için çalışma yapmasından daha doğal ne olabilir. Daum'un "Alman Milli Takımı'na şu anda gitmeyeceğim" açıklaması sonrası bile, Alman basınına yaptığı 'olabilir' açıklamaları da bunu körükledi. Ve evet bugün eğer Daum görevden ayrılırsa Fenerbahçe'nin yeni teknik direktörü büyük ihtimalle ertesi gün İstanbul'a iner. Bu isim Luxembourgo mu bilmiyorum, ama yabancı oyuncuların milletinden birisi olması muhtemel.

Yönetimin tavrı
Konu bu krizse, yönetimin hiç beklenmedik derecede sağduyulu davrandığını söylemeli. Daum - Alman Milli Takımı krizini gayet iyi yönettiler. En azından kendilerini kaybedip Daum'un Volkan için yaptığı "Dehşet içindeyim" benzeri bir saçmalığı yapmadılar. Türk Milli Takımı'nın ikinci kalecisi hakkında böyle konuşmak Daum'un haddi değildir. Hele de yerine hatalı goller profesörü, küme düşmüş bir takımın kalecisi Cavallero'yu ısrarla istemesine ne denir bilmiyorum? Daum, yönetimin kapalı bir toplantıda kendisi hakkında söylediklerine belli ki çok bozulmuş. Onunla empati kuruyor ve üzülüyorum. Ama belli ki, onda benzer özellikler yok. Yoksa 23 yaşında genç ve umut vaat eden bir kaleci olan Volkan hakkında böyle moral yıkıcı bir laf etmezdi. Bir büyük teknik direktör kendisini şampiyonluğa taşıyan gencecik bir kaleciye bunu yapmaz. Çünkü eğer burada bir sorun varsa Volkan'dan çok, yürümekte bile zorluk çeken, doğru dürüst antrenman yaptıramayan Ike Immel'dir.

Haddimizi bilelim

Türkiye'de her şeyi yönetme hakkını AKP'ye verdik. Hatta öyle ileri gittik ki, muhalefetin muhalefeti bile kafayı göstermek için bin bir duvarı aşmak zorunda. Haddimizi bizzat kendimiz sınırladık. Şimdi soru sorunca bile haddinizi bilin diyorlar, haksızlar mı?
Bütün bu düzeni kurarken, her şeyi teslim ederken, sesimizi bizzat kısarken, futbola Ak Parti'nin karışmasına son dakikada isyan etmek nedir? Bağımsız olması gereken organları bile iktidarın eline vermiş, iktidarın sesi yapmış, muhalefeti öldürmüşken, "Futbol özerktir nasıl karışırsınız?" demek ne kadar manalıdır? Her şeyi Ak Parti yönetecek ama futbola karışmayacak. Bu masala nasıl inanabiliyoruz? Sanki Haluk Ulusoy, özerkliğin bir meyvesi miydi? Siyasetin, yeraltı ağalarının desteğiyle oraya gelmiş ve orada kalmış değil miydi? Düzen zaten başka bir sisteme izin vermiyor ki!
Sorun aslında budur. Sorun olgun ve kendine yeter olamamaktır. Sorun kulüplerin kendilerine yetememeleridir. Kulüplere taraftarının sahip çıkamaması, onları finanse edecek yapıları kurmamasıdır. Bireyler olarak hâlâ devlet kaynaklarıyla geçinen bireyleriz. Kulüpler de onlara siyasetin sağladığı paralarla yaşıyor. Futbol özerk ama kendisini finanse edemiyor, kendisini denetleyemiyor, kendisini büyütemiyor. Devlet Malzeme Ofisi'nden ne farkı var? İşte sorun budur. Sıfatı özerk ama fiili olarak sonuna kadar bağımlı olmak.

Alex'le takım matematiği

Fenerbahçe camiası bir yıl boyunca çoğunluğun hiç bilmediği bir oyuncu için yanıp tutuştu. Dünya'nın en büyük futbol starı muamelesiyle Alex beklendi. Nihayet geliyor. Onunla ilgili seyrettiğim maçları ve sorup öğrendiklerim kadarıyla birçok yazı yazdım. Copa America finalinin ardından o gelmeden son bir kez daha yazmalı.
Alex, Parma'ya gelecek vaat eden bir yıldız adayı olarak gelmiş, bir sene dolmadan geri yollanmıştı. "Fizik ve oyun anlayışı olarak Avrupa liglerine uygun olmadığı" gerekçe olarak basına açıklanmış, bir sene sonra geri alınacağı söylenmişti. Aradan 5 sezon geçti. Alex değişmedi. Parma da onu hiç düşünmedi. Tıpkı diğer Avrupa kulüpleri gibi. Herkes dürüst olsun Alex'e Avrupa'da, Fenerbahçe dışında kimse talip olmadı. O, Fenerbahçe'nin olmak istediği seviyenin oyuncusu olarak görülmedi.

Uygun değil
Bu Copa America'da Parreira'nın oluşturduğu 2 numaralı takımın kaptanı olarak sahaya sürüldü. Maçları izledik. Alex dünya yüzündeki en yumuşak oyunculardan biri. Çok iyi bir pasör ve oyunda iki hamle sonrasını gören bir virtüöz. Wenger'in bu oyuncu tipine yaptığı tanımlamayla; "Maçı sanki sahadan değil tribünden görebiliyor". Ama açıkçası Sergen kadar bile mücadeleci değil. Önünde Adriano gibi bir dev arkasında, Edu gibi bir toparlayıcı ve mücadeleci oyuncuyla ekstra adam olabiliyor. Ama zaten Tuncay, Nobre, Van Hooijdonk gibi oyuncularla yumuşacık olan Fenerbahçe'ye hiç uygun değil. Oyuna girmekte, dönmekte çok tembel. Bu Fenerbahçe'yi, Lorant'ın takımı kadar sünger yapabilir.

Ortega gibi
Şu bir gerçek ki, Alex asla bir Avrupalı olamadı. Tıpkı Ortega gibi. Hatta ondan ve Felipe'den de, Yusuf Şimşek'ten de yumuşak. Daum'un onu bu takım yapısında ve bu taktik anlayışla oynatması takım matematiğinin baştan sona değişmesine yol açacak. Eğer bu oyun yapısında oynarsa Fenerbahçe'nin Avrupalı katılığına ulaşması çok ama çok zor. Bu kötümser bir tahlil gibi görünebilir. Ama göreceksiniz 6 yılda değişmeyen bir oyuncu, 1 ayda hem de hiç tatil yapmadan başlayacağı bir sezonda değişemez. Ve göreceksiniz, eğer kalırsa ona ilk isyan edecek olan Daum olacak.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
YUMRUK HAVAYA!
Bosque'nin listesi belli
Aslan'a hızlı fren!
'Rüştü'yü de geçerim'
İşi gırgıra vurmak yok
Yetki paylaşımı
Ada'da ikinci aşk skandalı
Haber turu...
Ben de dehşet içindeyim
At yarışları
Praskevicius'la yeniden
İmzaya uçuyor
Filede mutlu son





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Ben de dehşet içindeyim
Daum'un açıklaması, eğer kendi evine pahalı b...



 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2004 Milliyet