Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Temmuz 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Acı bir telefon haberi ve 30 yıl gerisi...


SICAKLAR da bastırdıkça bastırdı. Pazartesi akşamı, kapılar pencereler açık, "hafif müzik" denilen türden eski zaman şarkılarının, çoktan kayıp gitmiş ünlü seslerini dinliyordum.
Çalan cep telefonu...
"Haber Türk" kanalından genç bir arkadaş:
- Oğuz Aral vefat etti, diyordu.
***
Birden başım mı döndü, dünya mı dönmekten vazgeçti, pek anlayamadım. Oğuz benim için o kadar gençti ki...
30 yıl gerisi... Sağmalcılar'dan yeni çıktığım dönem... Çarşaf dergisinin kalabalık mutfağında benim de küçük bir masam var... Ayda 71 imzasız yazı yazdığım günler. Adımı basılı olarak sadece, haftada bir Çarşaf'ta yazdığım, sonradan "Bir Yumak İnsan" kitabını oluşturacak mizahi portre yazılarında görüyorum...
Oğuz Aral da aynı mutfakta ve benim için yeni bir kuşağın genç bir sanatçısı...
Ortamlarımız da, dünyalarımız da, hayatın içindeki mayalanma biçimlerimiz de, değer yargılarımız da, birbirinden o kadar uzak görünüyor ki o günlerde...
***
19. yüzyıldan uzantılı Türkiye'nin politik oligarşisi; zaten piyasası pek bulunmadığı için, ya oligarşinin merdivenlerine tutunmak, ya kendine değişik bir muhalefet merdiveni kurmak zorunda kalmış kalem sahiplerine, hep "benim borazanım olmayanlar, haindir" gözüyle bakagelmiştir.
"Yazı"ya layık olma özeni ise; bilinmeyen bir kriter, "yazı" geleneğinden yoksun şifahi toplumlarda...
***
Oligarşinin "hain" olarak görmeye başladığı kalem sahipleri, ezilir, bitirilir, yok edilir...
Nasıl mı?
Önce "Devlete hakaret, yahut sınıfı sınıfa düşürmek" iddialarıyla ağır ceza mahkemelerine verilir, tutuklanır, yazı yazmayı sürdürmesi giyotinle kesilir...
Uzun bir süre sonra cezaevinden çıktığında, adının tümden silinmesi için; kendisi, genellikle Adana, yahut İzmir basınına doğru kanalize edilmek istenir... Tıpkı Naci Sadullah'a yapıldığı gibi...
Ve mutlaka o kalem sahibinin, "gayri ciddi" olduğunun kanıtlanmasına gerek duyulur...
Yoksa vaktiyle Tan gazetesindeki politik yazılarıyla ünlü Aziz Nesin'den, şair Rıfat Ilgaz'a, Sabahattin Ali'ye kadar; mahkemelerle hapishanelerden geçmiş onca şair ve yazı adamının adının "mizahçıya" çıkmış olması, pek de bir rastlantı değildir...
***
30 yıl önce bendenizin de adı, bir mizah dergisi olan Çarşaf'ta çıkıyordu sadece... Bendeniz de, Ankara oligarşisinin rutinini bildiğim için, dış dünyalarda yayımlanmaya ağırlık vermeye başlamıştım.
Oğuz Aral'ı tam o cendereli günlerde tanımıştım. Ne kadar genç ve yeni bir kuşağın rüzgarlarıyla doluydu.
***
"Sanat sanat için midir?", "Sanat toplum için midir?" tartışmaları, kristalize olmamış bir biçimde, Türk karikatürünü de etkiliyordu.
Şiirde "Yeni" ve "İkinci Yeni" dalgası; yapay bir şiirsellikten arınarak, hafif mizahi bir minimalizme doğru kaymıştı...
Karikatürde de, Turhan Selçuk, Ferruh Doğan, Eflatun Nuri gibi imzalar, "yazısız" karikatürün, elitist bir peteğini geliştiriyorlardı...
Oğuz Aral, elitizme karşı genç bir kitle mizahı kahkahasının öncüsü oldu...
***
1950'li yılların başlarında, eski bir karikatürüst olan Sedat Simavi de; "Hürriyet" gazetesiyle, çok daha geniş kitlelerin algılama boyutlarına uzatmıştı elini...
O güne dek gazete başyazarları; ya Ankara'nın iç politikasıyla, ya dış politikasıyla çerçevelenmiş, değişik düşünce incileri döktürürlerken; Sedat Simavi, yeni kullanılmaya başlayan "düdüklü tencere" konusu benzeri, konularda yazıyordu kısa başyazılarını. Arka sayfalarda başlık ve haberlerine pek az bir yer ayrılan spor karşılaşmalarını da, ilk kez baş sayfaya taşıyordu.
Hürriyet'in tirajı, nasıl birden beklenmedik rekorlar kırmaya başladıysa, Oğuz Aral'ın genç kitlelere dönük mizahı da, öylesine kanatlandı ki, Gırgır'ın tirajı, hiç görülmemiş bir düzeye, 300 bine ulaştı...
***
Akşam saatlerinde çalan cep telefonu:
- Oğuz Aral vefat etti...
Birden başım mı döndü, dünya mı dönmekten vazgeçti, pek anlayamadım. Oğuz benim için o kadar gençti ki...
***
80'ine merdiven dayamış, yahut onu da azıcık aşmış, yazı çizi kuşağından, bilmiyorum kaç kişi kaldık?
Oktay Akbal, Yaşar Kemal, Turhan Selçuk, İlhan Selçuk, Bedri Koraman, Halit Kıvanç, Semih Balcıoğlu, Sami Kohen, Etem Çalışkan, Ara Güler... Hasan Pulur, henüz daha 80'ine merdiven dayamadı...
Oysa 60 yıl önce, hemen hemen bütün yazar çizerler, bendenizden ne kadar da yaşlıydı!
Oğuz'un arkasından yazı yazmak; hala daha aklım tam algılayamıyor.

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Acı bir telefon haberi ve 30 yıl gerisi...

Fikret BİLA
İktidar sorumluluğu

Yılmaz ÇETİNER
Y. mühendis değil, keşke odacı olsaydım!

Güneri CIVAOĞLU
Özsuyu bulanması

Can DÜNDAR
"Maymun Davası" Altemur Kılıç'ı işinden etti

Doğan HEPER
'Kamusal alan'ı beklerken

Sami KOHEN
Yarış başlarken...

Hasan PULUR
Hayır, giden Ecevit değildir

Derya SAZAK
Gensoru

Meral TAMER
Koç: Bürokrasi bu hükümeti de teslim aldı

Yaman TÖRÜNER
Eniştem beni neden öptü?

Güngör URAS
Bundan iyisi 'can sağlığı'

M. Ali BİRAND
Kriterler, bir Türk'ü Avrupalılaştırmaz...


© 2004 Milliyet