Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Temmuz 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Daha ilk 'merhaba'da aramızdaki duvar yıkıldı"

Kendini kameraların önüne fırlatmadan, her uzatılan mikrofona saçma sapan konuşmadan da ünlü olunabileceğini kanıtlayan iki isim: Bülent Ortaçgil ve Zuhal Olcay. 4 Ağustos'ta aynı sahneyi paylaşacak olan ikili, "Başucu Şarkıları" albümünün ikincisi için de çalışmaya başladı

TUBA AKYOL


"Başucu Şarkıları" albümü yaklaşık dört yıl önce çıktı. Konser niye bu kadar gecikti?
Zuhal Olcay: İşlerimiz yüzünden. Bülent'in işleri vardı. Benim tiyatro çalışmalarım vardı. Çok yoğunduk.

Birlikte çalışmaktan memnun musunuz?
Zuhal O.: Ben çok mutluyum. Medeni, yaratıcı, sanatçı insanların içinde olmaktan çok memnunum. Burada "sanatçı" lafını da çok seçerek kullandığımı söylemek zorundayım. Herkes kişisel meselelerini, komplekslerini ya da şusunu busunu kapının önünde bırakıp işe başladığı zaman çok güzel şeyler çıkıyor ortaya. Tabii kapıda bırakılacak bir şeyiniz varsa. Belki de yoktur yani.
Bülent Ortaçgil: Erkan uçurdu bugün seni, değil mi?
Zuhal O.: Çook. Muhteşemdi. Düşünsenize Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur gibi sanatçılarla aynı sahnede olacağım.

Onlar gibi az sanatçı var galiba Türkiye'de.
Zuhal O.: Var olanlar daha geride durmayı yeğliyorlar herhalde. Ya da öyle olmak zorunda kalıyorlar.
Bülent O.: Ben Zuhal Olcay'ı yıllardan beri izleyen bir adamım. Hem de, herhalde bunu söylemekte hiçbir sakınca yok, hafif fanatiğiydim. Ama birlikte çalıştıktan sonra fark ettim ki Zuhal benim tahminimden, bildiğimden çok daha iyi bir şarkıcı. Ama şeyi var ya... O da geride durmayı tercih ediyor. Geride olmak ortak bir duygu bizim için.

Bunun size maddi-manevi bir şeyler kaybettirdiğini düşünüyor musunuz ara sıra? Özellikle maddi...
Bülent O.: Maddiyat dediğiniz nedir ki? Biz de bir evde oturuyoruz. Karnımızı da doyuruyoruz.

Bazen keşke diğerleri gibi şöyle bir parlayıp...
Zuhal O.: Biz zaten parlıyoruz. Ne kadar uzun ve ne kadar güzel parlayacağınız önemli. Sizin neyi sormak istediğinizi anlıyorum. İçimde böyle bir hicran yarası yok çok şükür. Bülent'in bu konudaki tavrını zaten biliyorsunuz.
Bülent O.: Ben bu konularda daha katıyım. Yaşım ilerledikçe o çıkıntılarım törpüleniyor bazen ama.

Bu soru haince ama... Nasıl oldu da "Benimle Oynar mısın?"ın bir reklamda kullanılmasını kabul ettiniz?
Bülent O.: Bu düzen şöyle çalışan bir düzen açıkçası: Herkes bu düzene bir şekilde dahil olsun istiyor. Ben o tür piyasanın hep dışında durdum. Buna izin vermemin iki nedeni var. Şarkının sözlerinin kullanılmasını reddettim. Ve haddinden çok fazla para istedim. Onu verdiler.

"Başucu Şarkıları"nın ikincisini hazırlıyormuşsunuz.
Bülent O.: Evet. Hoşumuza gitti bu proje açıkçası.
Bülent Ortaçgil: Yeni tanıdığım insanlarla arama duvar koyarım
Zuhal Olcay: Aynen. Aynı cümleyi kurduğumu varsayabilirsiniz

Zuhal hanım, eksisozluk.com'da sizin için "huzur abidesi" diye yazmışlar.
Zuhal O.: Huzur... Allah Allah! Baş edilmesi en zor şey önyargı. Neyse ki güzel şeyler yazmışlar. Huzurluymuşum. Öyle görünüyorsam ne güzel. Tamam, buna sözüm yok.

Sizin için de "kuştüyü yastık gibi" demişler Bülent bey. Açıkçası yaptığınız müzik kuştüyü gibi olabilir ama ben ikinizin de aslında zor insanlar olduğunuzu düşünüyorum.
Bülent O.: Yeni tanıdığım insanlarla arama bir duvar koymak benim kişiliğimde var. O duvarı aşıp da yanıma gelenler benim ne kadar sıcak olduğumu fark ederler. Sevimsiz bir adam değilimdir. Hatta kolay bir adamımdır. Ama o duvarın dışındakiler için son derece zor bir adamım.
Zuhal O.: Aynen. Aynı cümleyi kurduğumu varsayın.

Peki birbirinizle o duvarı yıktınız mı?
Zuhal O.: Ben yıktım.
Bülent O.: İlk merhabadan sonra yıkıldı o duvar.
Zuhal O.: Şimdi Bülent benim için yan yana oturup kitap okuyabileceğim, hiç konuşmadan durduğumuzda da rahat edebileceğim bir insan. Çok önemlidir bu.
Bülent O.: Dışarıdan bakarak Zuhal Olcay için soğuk, hüzünlü falan derler. Ki aslında güzel bir şey bu. Kötü değil.
Zuhal O.: Evet evet, güzel bir resim.

Ama doğru değil, öyle mi?
Zuhal O. Ee doğru değil. Ya da doğru. Çok fazla deşifre olmak da gerekmiyor.

Şuna ne diyeceksiniz: "Ne düşündüğümü asla bilemezsin bakışına sahip kadın."
Zuhal O.: O kadar yanlış ki aslında bunlar. Ama güzel.

Bir de "Bakıp bakıp şiir yazılası insan" demişler Zuhal hanım için. Siz ona şarkı yazmayı düşünmez misiniz?
Bülent O.: Şarkı yazılacak bir suratı var Zuhal'in. Yıllardan beridir de öyleydi zaten. O yüzden "Zuhal Olcay fanatiğiyim. Takıntım var" diyorum. Ama suratlar filan falan, öyle çok fazla şey ifade etmiyor. Ona bakıyorsunuz, geçiyor.
Zuhal O.: En güzel yüzün gizemi 15 dakika. İçinde bir şey yoksa...

Bülent Ortaçgil: "Teoman'la aynı kökten geliyoruz ama son kat cilamız farklı"
Müslüm Gürses, "Neredesin Firuze"de sizin "Sensiz Olmaz" şarkınızı yorumladı Nasıl buldunuz?
B.O.: Yabancı.

Gürses'e şarkı vermeyi nasıl kabul ettiniz?
B.O.: Ben ona vermedim. Filmin yönetmeni Ezel Akay benim çok yakın bir arkadaşım. Ona destek olmak için verdim şarkıyı. Kimin söyleyeceğini bilmiyordum.

Bir de siz Teoman'la konserler verdiniz. O konserleri izleyebildiniz mi Zuhal hanım?
Z.O.: Maalesef burada değildim, izleyemedim.
B.O.: Ben izledim, hiç fena değildi.

Teoman'la çalışmak nasıl?
B.O.: Teoman'la biz köken olarak üç aşağı beş yukarı aynı yerlerden geliyoruz. Çocukken beğendiğimiz şeyler, dinlediğimiz müzikler... Son kat cilamız farklı sadece. O son kat cilada rock'çı. Atletle dolaşıyor. Ben öyle değilim. Teoman son zamanlarda Türkiye'de duyduğum iyi şarkı yazarlarından biri.

O da sözlere çok önem veriyor.
B.O.: Bana sorarsanız müzisyen tarafından kat kat üstün bir şair. Müzisyenliği kısıtlı. Ama ilişkilerle ilgili şeyleri çok güzel söylüyor.

Farklı bir kuşaktan Teoman. Onunla çalışmak da Zuhal Olcay'la çalışmak kadar kolay mı?
B.O.: Vallahi Teoman'la da gayet iyi çalıştık açıkçası. Provalarımızı hiç aksatmadı. Ki nefret edermiş provadan falan. Yani üç-dört ay falan şarkı söyledik birlikte. Zuhal'le o kadar çok çalışmamıştık açıkçası.

Zuhal Olcay: "Kostüm o kadar önemli değil. Gazino sahnesine çıkmıyoruz ki"
Bir konsere hazırlanmak provalarla sınırlı değil. "Şöyle çok hazırlandım, bu kadar çok kostüm diktirdim" falan gibi açıklamalar dinliyoruz hep. Siz ne giyeceksiniz konserde?
Z.O.: Ümit Ünal diye çok sevdiğim bir modacı var. Çok şeker bir insan. Kafaca da çok uyduk biz. Bu kış onunla tanıştım. Bu konser için de o bana bir kostüm hazırladı, sağ olsun.

Ya siz Bülent bey?
B.O.: Benim de var tabii kendime göre hazırlığım. Salı Pazarı, Bozburun Pazarı...

Ooo, alışveriş yapılmış bitmiş o zaman. Konser kostümünüz hazır yani.
B.O.: (Gülüyor) Tabii tabii... Ben şimdiye kadarki müzikal hayatımda sahne ile şu oturduğumuz yeri birbirinden farklı görmedim. O anlamda tiyatrocu ekolünden de biraz ayrılıyorum. Benim için orası hayatın ta kendisi. Özel giyinmeye gerek yok, temiz giyinmek yeterli.
Z.O.: Çok önemli değil bunlar. Gazinoya çıkmıyoruz ki. "Hem göze hem kulağa hitap etmek" diye bir şey var ya... Öyle diyorlar. Bir terzim vardı, senelerce birlikte çalıştık onunla. Otururduk; onu mu yapalım, bunu mu yapalım? Sonunda "Her zamanki gibi düz bir elbise dikelim" derdim. Yıllarca hep aynı tarz elbiseler giydim.

Sizi hep uzun, siyah bir elbiseyle hatırlıyorum.
Z.O.: Uzun yıllar boyunca giysi konusunda yaptığım tek devrim, işte o siyah elbisenin kırmızısını yeşilini, mavisini falan da diktirmekti. Ümit Ünal'ın tasarımları biraz daha değişik ama tarzımın çok dışında değil.


CUMARTESİ
"Daha ilk 'merhaba'da aramızdaki duvar yıkıldı"
Yaz gitmeden modaya kış geldi
"Pako evimizin büyük oğluydu"
Eminönü'nde işportacıların yerini şimdi sanatçılar aldı
Artık güzelliğiyle değil binbir yüzüyle her rolde
Kuşbakışı İstanbul
Köşkteki lüks kebapçı
Türkçe müziğe ve dansa doyacağız
Gant Cup Bodrum'da
Kahvaltıda caza devam
Sıcaklıklarda düşüş görülecek





Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet