|
 |
|
|
Eski bekaret kemerleri ve koşullanmalardaki sarsıntılar...
SALT insana özgü koşullanmalardaki değişimlerin hızı, henüz daha yeterince netleşmedi. 1330'lu yıllarda Fransa ile İngiltere arasında başlayıp, değişik aralıklarla 1450'lere kadar sürmüş olan "Yüz Yıl Savaşları"nda; dövüşe giden şövalyelerin, kontların, düklerin, baronların evde bıraktıkları eşlerine taktıkları "bekaret kemeri" sayısı, kaç bini buluyordu ve ne kadar engelliyebiliyordu, kocalarının yokluğunda evlilik dışı ilişkileri?
Bu konuda dünya üniversitelerinde kaç doktora tezi yapılmış olduğu da, meçhul...
***
Geçenlerde Zülfü Livaneli anlattı; üst düzey bir ortaçağ komutanı, karısına taktığı bekaret kemerine; kilidi açılmadan, önündeki idrar deliğinden zorlanması halinde, kendiliğinden harekete geçecek minüskül bir ustura koydurmuş.
Ve soylu komutan, şatosuna geri döndüğünde; tüm erkek personeli sıraya dizip, pantolonlarıyla donlarını indirtmiş aşağı...
O da nesi?..
Biri hariç, hepsinin erkeklik organı ortasından kesikmiş...
Soylu komutan, sakatlanmamış tek kişi olan uşağın elini sıkmış:
- Sadakatine güvenilecek tek uşak, meğer senmişsin, demiş.
Uşak, teşekkür etmeye çalışırken garip sesler çıkarmaya başlamış.
Meğer onun da, organı değil ama,dili kesilmiş.
***
Ortaçağ koşullanmalarındaki değişimler, nasıl bir süreç izledi de, savaşa giderken eşlere takılan bekaret kemerleri, yavaş yavaş kayboldu?
Ya peki, Kilise'ye bağlı "engizisyon" mahkemeleri nasıl kayboldu?
Forsaların kürek çekip durduğu, yelkenli kadırgalar nasıl kayboldu?
İmparatorların, kralların ve bizim padişahların, mutlak monarşileri nasıl kayboldu?
Günümüzün üstünde durulmayan asıl sorusu da şu:
- Koşullanmaların değişim hızı, ne kadar arttı, neler değişmede ve daha neler değişecek?
***
Eski dost Tınaz Titiz'den bir faks mektubu aldım. Şöyle başlıyordu:
"Yıllardır düşünen kesimlerin şu önerilerini hep gözlemişimdir: 'Filan kesim toparlanıp aklını başına alsa bütün bu olumsuz gidişat değişmeye başlar'.
Buna gerçekten de inanırım. Eğer herhangi bir kesim - sanayiciler, bilim adamları, siyasetçiler, ya da seçmen - akılcı yönde toplu bir tutum değişikliği gerçekleştirebilse, gerçekten de bir çığ etkisi oluşabilir. Nitekim çok nadir ortaya çıkabilen büyük liderler bu mucizeyi gerçekleştirebiliyorlar."
***
Çağ dışı kalmış yerel toplumların nasıl değişebileceği konusu; Tınaz Titiz'in de özetlediği gibi, çok konuşulmuştur ama; gerek teknolojide, gerek ekonomide, gerek evrensel değerde kadrolar yaratmakta pek bir sonuç sağlanamamıştır.
"Aklını başına alma", "akılcı yönde toplu bir tutum değişikliği" özlemleri; "akılcılık" kavramının içeriği, kişiden kişiye değiştiği ve Türkiye'nin iç dinamiklerini oluşturan "veriler" de, bilimsel bir tabloya oturtulup, toplumsal bilince nakşedilmemiş olduğu için; bir türlü çağdaşlık rayında somutlaşamadı.
***
Yük. elektrik mühendisi olan sevgili Tınaz Titiz de, sanırım hak verir ki, Edison'un elektriği keşfi; tüm siyasal büyük liderlerin yapmaya çalıştıkları yerel değişimlerle, kıyaslanmayacak bir boyutta değiştirdi dünyayı...
İletişim ve ulaşımın hızlanmasıyla, "ulus - devlet" modelinin yarattığı hamasi ve mistik koşullanmalarda da bir ırgalanma olmuyor mu acaba?
Ortaçağdaki bekaret kemerlerinin ortadan kalkmasından sonra, beyinlerdeki çeşit çeşit kasık bağlarında da, kimbilir ne kadar parçalanmalar oldu.
"Statüko"dan kendilerine büyük olanaklar sağlayanlar, hiç isterler mi evrensel değişimlerin rüzgarlarıyla "statüko"nun deprenlenmesini?
***
Bir de "işin iç yüzü - dış yüzü" ayırımı var...
Politikacılar, diplomatlar, basın sözcüleri; verdikleri demeçlerde, yaptıkları açıklamalarda, yanıtladıkları sorularda "işin iç yüzünü" hep pas geçiyorlar...
"İşin iç yüzü"nde neler oluyor ve "işin dış yüzü"yle kimler oyalanmak isteniyor?..
Tepelerdeki yöneticilerin ne gibi çıkarları var, böylesi bir "iki yüzlü"lükte?
***
Örneğin Washington'un, Almanya'dan bizim İncirlik Askeri Hava Üssü'ne, kendi özerkliği içinde nakletmek istediği 46 F - 16 askeri uçak konusu ne oldu?
Mesafeli baktık, sıcak bakmadık, görüşmeler sürmekte... Falan filan festekiz...
Bir de Türkiye'nin iç ve dış borç toplamıyla faizlerine bakıldığında...
***
Türkiye'nin iç dinamikleri, kendini çağdaşlaştırmaya yetse yeterdi...
İte kaka, küreselleşme sürecinin dinamikleri, değiştirmeye çalışıyor Türkiye'yi...
Yılda 20 milyar dolarlık bir global sermaye yatırımı da başladığı zaman, çok değişik bir ortamda yaşayacak genç kuşaklar...
Patlamalar, çatlamalar, bombalar, füzeler ve ölmelerle öldürmeler; 50 yıla varmadan, eski zamanların bekaret kemerlerine dönecek, alay konusu olacak.
Enseyi karartmayın. İnsanlık kötüye gitmez, Türkiye de gitmez.
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|