Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 02 Ağustos 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
'Savaş' kurultayı

Kurultay salonu, Amerikan psikolojisindeki derin değişimin aynasıydı bir bakıma.
Delegelerin havasından aldıkları kararlara, liderlerin konuşmalarından görsel malzeme ile sloganlara kadar herşey, yeni bir Amerika'yı yansıtıyordu.
Demokratik Partililer, Senatör John Kerry'i başkanlığa aday göstermek için toplandıkları Boston'da, tarihlerinde benzeri pek olmayan bir birlik havası içindeydiler. Demokratlar'ın gelmiş geçmiş en yetenekli ve popüler liderlerinden Bill Clinton'ın aday gösterildiği 1992 ve 1996 kurultaylarında da, Al Gore'un başkan yardımcılığından başkanlığa geçiş yapma çabasına destek veren 2000 kurultayında da, bu hava yoktu.
Demokratlar, iç çekişmelerini, aralarındaki sağ - sol - merkez ayrışmasını tümden bir yana bırakmışlardı sanki. 2000 seçimlerini bir haksızlık sonucu kaybettiklerine olan inançları ve Başkan George W. Bush'a duydukları öfke, Demokrat delegeleri — sohbet ettiğim Demokrat delegeleri bile şaşırtacak ölçüde — "tek vücut" hale getirmişti.

Başkomutanlık yarışı
Kurultayın yapıldığı büyük spor salonunun girişinde ve koridorlarında asılı yüzlerce fotoğrafın akılda bıraktığı imaj, üniformalıydı.
Dört gün boyunca Clinton'dan Gore'a, eşi Teresa Heinz Kerry'den başkan yardımcısı adayı Senatör John Edwards'a kadar bütün konuşmacılar, Kerry'nin bir "savaş kahramanı" olduğunu hatırlattılar bize. Kerry'nin Vietnam'da, Mekong Deltası'nda, nehir botu kaptanıyken gösterdiği gözüpeklik ve kazandığı beş madalya, başkan adayını tanıtan belgeselin ana temasıydı. Kerry, adaylığı kabul konuşmasını yapmak için sahneye geldiğinde, aynı botu paylaştığı ve içlerinden birinin hayatını kurtardığı silah arkadaşları ile Vietnam'da iki bacağını ve bir kolunu kaybeden eski senatör Max Cleland tarafından karşılandı; konuşmasına da, bütün bu havaya uygun biçimde asker selamıyla başladı. Aynı akşam, on iki emekli general ve amiral, sahneye çıkıp Kerry'nin başkanlığına açık destek verdiler.
Özetle, bir 'savaş' kurultayıydı bu.
Salonu tepeden çevreleyen elektronik panolardaki sabit slogan, "Daha güçlü bir Amerika," kurultayın ana teması seçilmişti. Kerry, bir saate yakın konuşmasında tam on yedi kez, "güçlü" olmaktan söz etti.
Demokrat başkan adayı, bence etkili bir hitabetle, epey zor bir işi başardı: Amerikan bayrağına, silahlı kuvvetlerine ve dinsel değerlerine kuvvetle sarılan bir lider olduğuna kamuoyunun geniş bölümünü ikna etti. Zor bir işti bu, zira yurtseverlik, dindarlık ve orduyu sahiplenme, ABD'de geleneksel olarak Cumhuriyetçi Parti'nin tekelinde algılanan nitelikler. Her üç konu da, Bush yönetiminin siyasi söylemine damgasını vurmuş durumda.
ABD ordusunda, her ne kadar, toplumun en alt iktisadi basamaklarından gelen erler büyük farkla Demokratlar'a oy verseler de, subay kadroları ve gazilerin tercihi, Cumhuriyetçi Parti. Anketler, ABD halkının, ulusal güvenlik ve savunma konularında Cumhuriyetçiler'e oldum olası daha fazla güvendiğini yansıtıyor. Esasen, Bush ve ekibinin seçim yarışında en fazla güvendiği şey de, "savaş ortasında komutan değiştirilmeyeceği" ve Demokratlar'ın teröre karşı "zayıf" görüleceği ön kabulü.
Kerry, gerek kendi kişisel hikayesi gerek kurultayın genel koreografisi ile, "başkomutanlığa hazır" olduğunu gösterebildiği ölçüde, Cumhuriyetçiler'in elinden önemli bir kozu alacağını biliyordu ve bunda da büyük ölçüde başarılı oldu.

Irak ayrışması
Demokratik Parti'nin, seçimlere doğru, bir şahin yuvası görünümüne bürünmüş olması sizi yanıltmasın.
Kurultay'daki bütün bu savaşkan mesajlar ve güçlülük teması, çıkış noktası kadar hedefini de terörle mücadelede buluyor. 11 Eylül'ün Amerikan psikolojisinde yarattığı asıl değişim, teröre, bir daha asla, o güneşli güz sabahındaki gibi "korunmasız yakalanmama" güdüsünün, diğer bütün ulusal hırsların ve heveslerin önüne geçmiş olması.
Demokrat delegelerin isteği, El Kaide'nin çökertildiğini görmek, yoksa yeni yeni cephelerde yeni yeni savaşlar açılması değil.
Esasen, delegelerin yansıttığı birlik havasının geri planında, Kerry ile aralarındaki büyük uçurum var; bu uçurumun adı da, Irak.
Her on Demokrat delegeden dokuzu, Irak Savaşı'na tümden karşı ve Amerikan askerlerinin derhal geri çekilmesinden yana.
Oysa ilk başta, Senato'da Bush'a savaş yetkisi verilmesi yönünde oy kullanan, daha sonra ön seçimler sırasında, delegelerin nabzına göre şerbet verip 87 milyar dolarlık ek savaş bütçesine "Hayır" diyen, şimdilerde ise, bu ikinci oy'unun mantığını, kamuoyu geneline açıklamakta zorlanan Kerry'nin (ve ABD toplumunun genelinin) Irak Savaşı'na bakışı, delegelerinkinden epey farklı.
Demokrat adayın, Bush yönetimine yönelik Irak eleştirisi, "Bu savaş hiç yapılmamalıydı" değil, "Bu savaş böyle yapılmamalıydı" noktasında.
Kerry, Bush'un BM denetçilerini beklemeden, müttefikleri ikna etmeden, elindeki istihbaratın güvenilirliğini yeterince sorgulamadan ve bazı bilgileri de abartılı yansıtarak Irak'a saldırmasını eleştiriyor. Aynı şekilde, işgalin, Irak halkınca nasıl karşılanacağı iyi hesaplanmadan, barışın nasıl kurulacağı planlanmadan ve komutanların önerdiği birlik sayısının çok altında kalınarak başlatılmasını hatalı buluyor. Irak'a ayrılan kaynakların, El Kaide'yle mücadeleyi güçleştirdiğini savunuyor.
Ancak bütün bu eleştiriler, Kerry'i, "Irak Savaşı, Vietnam benzeri bir hata; çekileceğiz" noktasına getirmedi, getirmeyecek. 1969'da, cepheden dönüşünde, Vietnam Savaşı'na karşı kampanyanın başını çekmiş olan Kerry, Irak konusunda, daha yoğun bir diplomatik çabanın ötesinde alternatif önermiyor.
Demokrat aday, başkan olursa, Irak'ta NATO'nun desteğini daha fazla almaya çalışacak. Beyaz Saray'a kendisinin yerleşmesi halinde, Bush'a öfkeli Avrupa ve Ortadoğu liderleri ile halklarının, Irak'ta işbirliğine daha yatkın bir çizgiye geleceklerini umuyor.
Esasen, Kerry'nin, kurultay konuşmasında Irak konusuna ayrıntılı girmemesinin bir nedeni, söyleyebileceği tek şeyin, delegelerin gönlünden geçen "Askerlerimiz dönecek" sözü değil, "Bush'un başlattığı işi, başkalarını daha fazla devreye sokmaya çalışarak bitireceğim. Ne kadar gerekirse, o kadar Irak'ta kalacağız" olması.
Ancak delegelerle Kerry arasındaki bu Irak ayrışması, partiyi bölmüyor. Tersine, başta anlattığım 'Bush'a karşı birleşik cephe' havası, delegelerin oybirliğiyle kabul ettiği Seçim Platformu'na da yansıdı.
"İyi niyetli insanlar, Amerika'nın Irak'ta savaşa gitmesi konusunda farklı düşünebilirler" diyen Platform, bu farklı görüşlerin ayrıntısına girmeksizin, olası bir Demokrat yönetimin bu işi yarım bırakmayacağını ilan ediyor:
"Irak'ın, teröristler için barınak ve Ortadoğu'da istikrarsızlaştırıcı bir güç oluşturmaya mahkum zayıf bir devlet olarak kalmasına izin veremeyiz."

ycongar@erols.com








Çetin ALTAN
İki küçük portre

Yasemin CONGAR
'Savaş' kurultayı

Faik ÖZTRAK
Nihayet IMF de cari açık dedi

Hasan PULUR
Doping ve ABD

Derya SAZAK
Kayyuma gitmesin

Osman ULAGAY
IMF ile devamı kim istiyor, kim istemiyor?

Güngör URAS
Yüzde 70 tenzilat 7 taksit


© 2004 Milliyet