|
 |
|
|
Balık hafızasına sahip bir millet için 52 gün
Satır Arası / Deniz Sipahi
İzmir'de başlayıp İzmir'de biten bir yaşam öyküsü...
Geriye kalan binlerce anı; mutluluk, başarı ve hayal kırıklığı...
Arkadaşlıklar, dostluklar...
İşadamı olarak, profesyonel yönetici olarak, EBSO Başkanveli olarak, Büyükşehir Meclis üyesi olarak, KİPA gibi başarılı bir organizasyonun kurucusu olarak, milletvekili olarak ve son olarak Büyükşehir Belediye Başkanı olarak...
Zannediyorum bütün bu görevleri içinde en fazla zevk aldığı, isteyerek ve şevkle yaptığı belediye başkanlığı oldu.
"İzmir için ölürüm..." derken samimiydi.
Zaten İzmirliler de bu samimiyeti gördükleri ve hissettikleri için ikinci defa başkanlık koltuğunda Ahmet Piriştina'yı görmek istemişlerdi.
Oy veren her iki kişiden birinin onu tercih etmesinin bir başka açıklaması nasıl olabilirdi ki...
Hem icraatlarının devamı için verilen vize, hem de güvenin bir belirtisi...
İzmir gibi bir kenti yönetmek, bu şehre unutulan kimliğini yeniden hatırlatmak hiç de kolay değildi. İzmir'i iyi analiz etmek gerekir.
Türkiye'nin en batıdaki, en demokrat ama bir o kadar da tutucu, kendine özgü dengeleri olan bir kent...
Hele hele Piriştina gibi kentin yarısıyla arkadaşlığı olan birisi için böyle bir büyük şehri yönetmenin zorluğunu düşünün.
Kırılgan, gönül koyan, kardeş muamelesi yapan insanları idare etmek kolay mı?
* * *
Zirveye çıkmak, zirvede kalmak her babayiğidin harcı değildir. Bütün gözler sizin üzerinizde, bütün kulaklar sizi dinliyor, her hareketiniz dikkat çekiyor.
Ve yüz binler sizden icraat bekliyor, hizmet istiyor...
1999 - 2004...
Türkiye'nin en kritik sürecinde, krizlerin toplumsal dengeleri alt üst ettiği bir dönemde Türkiye'nin en başarılı belediye başkanlarından biri olmak...
Eleştirirsiniz eleştirmezsiniz, başarılı bulursunuz bulmazsınız; bu herkese göre değişebilir.
Ama bana göre Ahmet Piriştina, bir insanın gösterebileceği en fazla performansı göstermiş, yetişebildiği yere kadar hizmet götürmüş, insanları ve kurumları kırmadan dökmeden başkanlık yapmaya çalışmıştı.
* * *
Cenazenin muhteşemi olur mu? Olurmuş...
Konak Meydanı'ndaki o kalabalığı; Pier'den Narlıdere Mezarlığı'na kadar kilometrelerce süren insan zincirini unutmak mümkün mü?
Gözyaşlarını silenler, el sallayanlar, hıçkırıklara boğulanlar; büyük başkanlarını kimseye kolay kolay nasip olmayacak bir törenle uğurlamışlardı.
Bütün bir kentin kalbini durduran, hayatını felç eden ve derin bir üzüntüye boğan bu vedanın üzerinden tam 52 gün geçti.
Türkiye gibi balık hafızasına sahip bir ülkede 52 gün uzun bir süre galiba...
Hafızası 17 güne göre ayarlanmış bir milletin, 52 gün öncesinde nasıl bir ruh hali içinde olduğunu hatırlatmak istedim bugün...
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'yı değil, insan Ahmet Piriştina'yı çok özledim.
İnsan Ahmet Piriştina'nın içini bilenler, dışı kadar coşkulu, neşeli, hoş sohbet, entelektüel olduğunu bilir.
Ben insanların rütbesiz hallerine çok daha fazla değer veririm.
Piriştina da böyle biriydi; protokolden sıkılan, bunu da yüzünden belli eden...
Bizimkisi de rütbesiz bir ilişkiydi.
Rütbesiz ve dostluk adına...
* * *
52 gün önce İzmirliler bir büyük başkanını uğurladı.
Uğurlarken de, Konak Meydanı'nı dolduran on binler hep bir ağızdan şöyle seslendi.
"Hakkınızı helal eder misiniz?"
"Helal olsun..."
"Hakkınızı helal eder misiniz?"
"Helal olsun..."
"Hakkınızı helal eder misiniz?"
"Helal olsun..."
Helal olsun Ahmet Piriştina; onlarca, yüzlerce, binlerce kere helal olsun...
Nur içinde yat...
ALTINYOL'UN ASFALTI ÇÖKMÜŞ
Yetkililer ne yapıyor?
İzmir'i Karşıyaka'ya bağlayan Altınyol'dan Karayolları yetkilileri acaba geçiyorlar mı?
Kamyon ve tır trafiğinden asfaltı çökmüş, giderek de büyük bir tehlikeye neden olabilecek yolu onarmak için ne bekleniyor?
Üç milyonluk bir kentin kuzeyini güneye bağlayan yol tek olunca, bu sonuç kaçınılmaz.
Kaçınılmaz ama mevcut yolun iyileştirilmesi, asfaltın yenilenmesi de düşünülmez mi?
Turan'dan Girne girişine kadar olan bölüm tam bir felaket...
Yolun ortasıyla sağı solu arasında ciddi bir fark var. Bu ödeneklerle ve hükümetin ilgisiyle çevre yolunun daha uzun süre bitmeyeceği ortada...
Hem tek yola kal, hem de tehlikeleri önleyecek önlemleri alma...
Bir ikinci konu ise İzmir'in kuzey aksının trafiğiyle ilgili...
İş çıkış saatlerinde Çiğli Organize Sanayi Bölgesi'nden gelen araçlarla Aliağa tarafından gelen araçlar birleşince müthiş bir trafik oluyor.
Çiğli'den Karşıyaka'daki evlerine gitmek için bile insanlar yarım saat, kırk beş dakikalarını yollarda harcıyorlar.
Alternatif yolları düşünmeyen, çevre yollarını tamamlamayan bir İzmir; nasıl bir sanayi, turizm şehri kimliğine soyunacak.
Kimse "İzmir'in trafik problemi yok" demesin. İzmir'in trafiği sıkışıyor ve yolları bakım istiyor.
Deprem riski ve İzmir
Bodrum ve çevresinde üst üste meydana gelen depremler korku yarattı. Peki ama depremi, her sarsıntıdan sonra mı hatırlayacağız. 1999 yılında büyük bir deprem faciası yaşayan ve on binlerce vatandaşını kaybeden Türkiye, neden konuya daha fazla eğilmiyor...
İzmir de deprem kuşağı altında olan bir kentimiz...
Büyükşehir Belediyesi, ilgili odalar ve özel sektör firmaları en kısa sürede büyük bir kampanya başlatmalı.
Binaların depreme dayanıklı olup olmadığı süratle kontrol edilmeli, belediye de işin finansmanı konusunda liderlik yapmalıdır.
Uzmanlar her yüz ila yüz elli yıl arasında İzmir'de önemli yer sarsıntıları olduğunu söylüyor ve sürekli uyarıyorlar. Hatta bugüne kadar bildiğimiz bilgilerin ve yer altı haritalarının aksine İzmir'de deprem riski olan bölgeleri yeniden tarif ediyorlar.
Gerçekleri bilmenin ve konuşmanın gerçekten büyük faydası var.
Unutmayın deprem öldürmez.
Depreme dayanaklı olmayan binalar öldürür.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|