Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 08 Ağustos 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Film gibi roman

Nihat Ziyalan "Menekşeli Konak" romanında öyle bir atmosfer yaratmış ki, kitabı okurken filmini seyreder gibi oldum


Neredeyse 50 yıla yaklaşıyor. Bir yaz günü Antep'te evimizin telefonu çaldı. Açtım. "Benim adım Nihat" dedi bir ses. "Nihat Ziyalan. Adana'dan geliyorum. Seninle tanışmak istiyorum."
Halkevi Bahçesi'nde buluştuk. Şiir yazıyormuş. Benim de yeni yeni yayımlanmaya başlamıştı şiirlerim. Yeni Ufuklar dergisinin son sayısını gösterdi. Bir şiiri çıkmış. Ne yalan söyleyeyim, işte o zaman önemsedim Nihat'ı. Yeni Ufuklar gibi seçkin bir dergide, üstelik her sayısında sadece bir-iki şiir yayımlanan bir dergide yer alabilmek için şiir yazmak yetmiyordu, şair olmak da gerekiyordu. Demek Vedat Günyol bu özelliği görmüştü onda.
Uzun uzun çene çaldık. Adana'ya dönmesi gerekiyordu o gün. Bir süre sonra ben de İstanbul'a gidecektim. Gününü sordu.
"Neyle gideceksin?" dedi.
"Neyle olacak, posta treniyle."
"Adana'da istasyona gelirim" dedi.
Geldi de. Yanında Yılmaz Pütün'le. Sonradan Yılmaz Güney olacak can dostuyla.
Peronda 45 dakika çene çaldık. Tanışıklığı arkadaşlığa çevirdik... O arkadaşlık yıllar içinde dostluğa dönüşecekti.

* * *

O yıl Yılmaz, İstanbul'a geldi. Neredeyse her gün birlikteydik. Nihat'la dostluğumuz ise yazışmalarla sürdü. Derlediği şiirlerini gönderdi, bir basımevi bulup bastırmamı istedi. Ona sormadan kitabının adını değiştirip "Asık Yüzlünün Biri" yaptım, bir haftada bastırıp Adana'ya yolladım. Keyifli şaşkınlığını unutamam.
Bir süre sonra o da İstanbul'a gelip "Yeşilçamlı" oldu. Birçok filmde oynadı. Ama yazmayı hiç bırakmadı.
Derken ansızın ortadan kayboldu. Avustralya'ya göç etmişti. Ancak yıllar sonra haber alabildim ondan. Milliyet Yayınları'nı yönetiyordum. Sanat Olayı dergimize bir öykü göndermişti. "Severim pazartesileri", okuduğum en güzel öykülerden biriydi. Hemen yayımladık.
Nihat daha sonra yazdığı öykülerle, düzyazılarla da şiirini hiç aratmadı. Yapıtları, bendeki sıcak ve özgün yerini hep korudu.
Bu arada İstanbul'a geldi birkaç kere. Hiçbirinde görüşemedik. Her keresinde ya bir sağlık sorunu ya da ertelenmesi olanaksız bir yolculuk engel oldu buna.
Ama dost olarak da bendeki aynı sıcak ve özgün yerini hep korudu.

* * *

Nihat'ın en belirgin özelliği, söyleyeceklerini çocuksu bir yalınlık içinde anlatması... Şiirlerinde de, öykülerinde de, romanlarında da bu yalınlığı başarıyla sürdürüyor. Bazı yazarlar gibi, basitlikle, sıradanlıkla karıştırmıyor bunu. Özgün sesini hiç yitirmiyor.
İkinci Yeni'nin en "azgın" dönemlerindeki o karmaşık gibi görünen şiirlerinde bile kendine özgü o yalınlık akıyordu.
"Kısa Pantolonlu Sevda" kitabındaki öykülerle "Güneşle Damgalı" romanını okuyunca bu kanım iyice pekişti.

* * *

"Menekşeli Konak" (Adam Yayınları) romanı yeni yayımlandı. Okuyup bitirince, Nihat'ın yazarlığı konusundaki görüşlerimin değişmediğini, daha da sağlamlaştığını gördüm.
Roman, Osmanlı döneminde Toros eteklerinde kurulmuş bir konak aracılığıyla, toplum olarak geçirdiğimiz değişiklikleri yansıtıyor.
Direnişçiler tarafından öldürülen bir vergi tahsildarının ikinci eşiyle ilk eşinden olan kızının yerleştiği konak, bir "fon" değil de, romanın baş kişisi. "Kondurulduğu" doğa parçasıyla birlikte (elbette Nihat'ın şairliğinden kaynaklanan anlatımla) öyküyü yönlendiriyor, imparatorluğun yıkılışına, cumhuriyetin kuruluşuna tanık olmakla yetinmiyor, olayları yorumluyor sanki.
Romanı okurken bir yandan da filmini seyreder gibi oldum.
Bunu "klasik senaryo kurgusu" anlamında söylemiyorum. Yaratılan atmosferden söz ediyorum. Usta bir yönetmenin yarattığı, neredeyse hareketsiz görüntülerden oluşan bir atmosferden... Ve olayların o atmosferle bütünleşerek, yine görselliğin egemen olduğu bir biçimde akışından.

* * *

Nihat'ın konağı uzun yıllar boyunca sapasağlam ayakta kalmış. Sanırım kitabı da kalacak.

PAZAR
"Röportaj basit bir ses kayıt işlemi değildir"
"En büyük hayalim Sünnetland kurmak"
"Terk edilmiş birine dövme yapmam"
"Ferrari almak isteyenler 2005'i bekleyecek"
Bahiste bira kaybetti, bowling şampiyonu oldu
Eşcinsellere özel hat
En iyi bilgisayar oyuncusu seçiliyor
Kadında annelik, doğurganlık ve astroloji
Kilo alamamak da dert
"Atinalılar en çok Ali Nazik'i ve babagannuşu sevdi"
Şampanyada kıtlık baş gösteriyor
Ürettiğimizi satıyoruz
Taş taşa değmeyince duvar olmaz...
Bozcaada'da festival günleri
Denizden ne çıkarsa bu kitapta
Hızlandırılmış tarih!
Zekeriyaköylülerin balık lokantası
Hemingway'in kahramanları
Potemkin panoları
"Tüfeğim dolu saçma / Kaçma sevdiğim kaçma"
Film gibi roman





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
MİNE G. KIRIKKANAT
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet