Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 08 Ağustos 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Altın aldım "kazıklandım"


Babaannem, "Sen bir garip Çingene'sin... Gümüşlü zurna senin neyine..." derdi. İşte o biçim... "İstanbul'da Kapalıçarşı'ya giderek, altın satın almak benim neyime?"
Uzun süredir kafama taktım. "Cumhuriyet altını satın alacağım... Benim de üç beş tane altınım olsun..." "Kapalıçarşı'ya git. Oradan al" dediler.
Kılıççılar Sokak'tan, Kılıççılar Kapısı'ndan Kapalıçarşı'ya girerken baktım, "Ayaklı Borsa" faal durumda. Sokakta dolar - altın fiyatlarını bağırarak alıp satıyorlar. "En doğru fiyat" Ayaklı Borsa'nın hemen karşısındaki kuyumcunun fiyatıdır" diye düşünerek, Kılıççılar Kapısı'nın hemen başında bulunan, "R" harfiyle başlayan ismi olan bir kuyumcu dükkanından içeri girdim. Cumhuriyet altınının tekini 126 milyon liraya sattılar.
Altınlar cebimde, Kapalıçarşı'nın içine doğru yürüdüm... Aa... O da nesi? Bir başka kuyumcu vitrinine fiyat listesi asmışlar. "Cumhuriyet altını 125 milyon lira..." Geri döndüm. "N'olur beni kazıklamayın?" diyerek ricada bulundum... "Kazık ne demek efendim... Bugün altın 127 milyon lira. Biz size 126 milyon liradan verdik. Kimse 125 milyon liraya altın satamaz" diyerek itiraz ettiler. Satıcılardan birini üç dükkan öteye götürdüm. Vitrindeki fiyata inanmadı. İçeri girdik, fiyat sorduk... Dükkana geri döndük. Özür dileyecekler sandım... "Beyim, biz sana fiyatı baştan söyledik. Fiyatı beğenmiyorsan almasaydın" dediler...
Bir altında milyon lira fark için üzülmeye, dert etmeye değer mi, diye sual eylemeyiniz... Bir milyon lira bazıları için önemli olmayabilir ama... İnsanın kendini cin sanırken, cinler tarafından çarpılması sonucu uğradığı moral çöküntü var ya... İşte o duygu çok kötü. Ama ne yapabilirdim ki? Kavga mı çıkarsaydım? Silah mı çekseydim? Dükkanı mı dağıtsaydım?
Hiçbirini yapamadığım için "kazık yemiş bir vatandaş olarak" kös kös dükkandan çıktım. Kendi kendime söylendim. "Sen bir garip Çingene'sin... Gümüşlü zurna senin neyine... Altın alacaksın da ne yapacaksın... Müstahak sana kazıklanmak..."
Kapalıçarşı'ya kadar gelmişken Cevahir Bedesteni'ni dolaşayım dedim.
Cevahir Bedesteni'nin başında Diran Özçulcu'nun vitrinindeki Ermeni işi savatlı ve üzeri Van damgalı eski sigara tabakasına hayran oldum. Daha içerilerdeki, 221 numaralı dükkandaki, Tayland'dan ithal edilmiş, hasır örgülü gümüş kadın çantalarının hem biçimi hem fiyatı cazipti. İlerledim.

"Dün dündür, bugün bugündür"
Şerifağa Sokak'ta Yusuf Erin'in vitrininde altı ay önce gördüğüm, 300 milyon lirayı kıyarak satın alamadığım üzeri ay yıldızlı eski gümüş tabaka duruyordu. Ama fiyatı yükselmişti. Süleyman Demirel bile "Dün dündür... Bugün bugündür" diyor... "Dün alsaydın fiyat öyleydi, bugün böyle..." dediler. Ne yapayım. "Kader utansın!"
Sahaflar Bedesteni Kapısı'nda duvarın dibine dizilen renkli bezler dikkatimi çekti. Hakan Çırpıcı, "Hoca Efendi, bu ipek şalları Bursa'da dokutuyoruz. 15 milyon lira. Sudan ucuz" dedi.
Halıcılar Caddesi'nde dostum Metin Tosun'un "Abdulla" isimli dükkanında yeni gelmiş Anadolu dokumalarına baktım. Metin Tosun, özellikle Doğu Anadolu'da yerel tezgahlarda ipek, yün ve pamukla değişik ürünler dokutuyor. Yeni ürün saf ipek şallarının hem doğal renkleri hem inceliği hoşuma gitti.
Abdulla'nın karşısındaki "Fes Cafe"de oturdum. Ben hariç, müşterilerin hemen tamamı yabancı turistti. Baget ekmeğiyle yapılmış kaşarlı bir sandviç yedim. Pek lezzetliydi.
Çayımı 61 numaradaki "kahveci"de içtim. Bu kahveci yüz elli yıllık bir kahveci. Erzincan'dan İstanbul'a gelen Bekir Efendi, çarşı esnafına çay kahve yapmak için burayı açmış. Onun oğlu, onun oğlu derken bugüne kadar bu kahve yaşamış. Tabelasında "Ethem Tezçakar" yazıyor. Ethem Tezçakar'ın oğlu Bekir mühendis olmuş. Ama kahveyi öksüz bırakmıyor.
Kahvenin önünde küçük hasır taburelerde "Ajda bardak"la çay, halkımıza ve turistlere 150 bin lira. Ama esnafa markayla (yaz tahtaya - al haftaya) ince belli küçük bardak çayı 50 bin liraya, kahveyi 250 bin liraya veriyorlar.
"Nasıl olsa bir daha altın satın alacak değilim ya... Bu kazık da bana ders olsun" diye kendi kendimi kandırarak Kapalıçarşı'dan ayrıldım... (Ama bir itirafta bulunayım... Kendi kendimi kandırmaya ne kadar çalışsam da, yediğim kazığı unutamıyorum!..)

guras@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Nerede o yeldeğirmenleri?..
TEMMUZUN sonunda Cenevre'de toplanan Dünya Ti...
Fikret BİLA
Yoğun ilgi
Ankara - İstanbul arasındaki tren seferleri d...
Can DÜNDAR
Uçuk mu dediniz?
"Ne uçuk çocuk" diye bahsediyorlardı ondan......
Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelerde yeni dönem
Rektörlerin dörtte biri değişti. Yeni rektörl...
Mehmet Y. YILMAZ
Kadınlar asla yaşlanmaz! Güzellikleri de!
Geçenlerde katıldığı bir film galasında Sharo...
Hasan PULUR
"Sulhi Hoca"yı anarak...
"12 Mart ara rejimi"nin günlerindendi; "Anarş...
Derya SAZAK
Süreyya şoku
Bin beş yüz metrenin 'Altın Kız'ı Süreyya Ayh...
Meral TAMER
ABD'de KOBİ'lerin yarısının sahibi kadınlar
Amerika'da Kadın Girişimciliği Araştırma Merk...
Osman ULAGAY
Petrol 50 dolara, Türkiye IMF'ye
Önceki gün öğleden sonra ilginç haberler birb...
Güngör URAS
Altın aldım "kazıklandım"
Babaannem, "Sen bir garip Çingene'sin... Gümü...

© 2004 Milliyet