Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Ağustos 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Çaresizliğin ticareti

Irak'la yapılan ticaret, ne UND'nin 'güvenlik yoksa taşıma da yok' kararıyla azalacağa, ne de TİM ve RO - DER'in 'Her şeye rağmen ticarete devam' cesaretiyle artacağa benziyor. Onlarca milyar dolarlık iş yapanların gözünde '1 - 2 milyar dolar' ne ifade ediyorsa, Türkiye de onu ifade ediyor. Bunca ticaret hacmi içinde 'küçük bir ayrıntı' gibi duruyoruz. Irak'la ticaret 'çaresizliğin ticareti' olarak adlandırılabilir. Çünkü Türkiye'nin o birkaç milyar dolara ihtiyacı var. Türkiye, bu haliyle başından vurulan Murat Yüce'ye benziyor. Onun da 1 milyar TL'ye ihtiyacı vardı

EYLEM TÜRK

Türkiye'nin kısa vadeli ticari hedefleri içinde 'yeniden yapılanan...' diye başlayan pek çok cümle duyduk. Bu cümleyle ilk kez Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra tanışmıştık. 'Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan...' diye uzanan bir ülke listesi vardı elimizde. Onlar yeniden yapılandılar gerçekten. Ama biz değil, başkaları yapılandırdı. Şimdilerde oraya bir 'tren' göndereceğiz. İpekyolu, kardeşlik filan diyeceğiz. Daha çok ticaret yapmak için. Umudumuz hâlâ güçlü.
Savaş sonrası yeniden yapılanan Balkanlar'a geldi sıra. Ama, müteahhitlerimiz uzun süren iç savaştan sonra 'huzur' getirilen bu topraklardan iş filan alamadılar. Yani dünyanın 'büyük oyuncuları'ndan sıra Türkiye'ye gelmedi.

Komşu hakkına küçük pay düştü
Sıra Afganistan'a gelince, 'Yeniden yapılanan Afganistan diye...' başlayan büyük cümleler kuruldu yine. Ama ABD önderliğinde oluşturulan konsorsiyumdan Türk firmalarına doğrudan iş verilmedi. Bu zor coğrafyada konsorsiyumların küçük ortağı olabildi Türk firmaları. Yani Türkiye'ye biçilen görev 'taşeronluk'tu. TV'lerden 'canlı kanlı' seyretmedik ama, 'ticaret uğruna' burada da şehit verdik.
Sıraya Irak girdi. Irak'ın yeniden yapılanmasında 'komşu hakkı' istedik. Irak'ta onlarca milyar dolarlık iş hacminden bizim payımıza yine 'küçük bir pay' düşebildi. Üstelik, bu küçük miktar için 'canımızı' da aldılar. Aynı Afganistan'da olduğu gibi.
Milyarlarca dolarlık işler alanların canı acımıyor da bizim niye acıyor? Acaba ABD oraya mal taşıyan Türk TIR'larını mal teslim edilinceye kadar koruyor da, TIR'lar boş dönerken neden korumaktan vazgeçiyor? İşte yanıtlanması gereken bir soru. Irak'la olan ticaret bir yığın yanıt bekleyen sorudan oluşuyor.

Firmalar riski seviyor
Irak'ta öldürülen teknisyen Murat Yüce'den kısa bir süre önce ABD'li askerler, bir Türk şoförünü öldürmüştü. UND, o zaman mal taşımasını durdurmadı da şimdi durdurdu! Irak'ta Amerikalılar'a 'güvenliğimizi neden sağlayamıyorsunuz?' değil de 'Neden sağlamıyorsunuz' gibi nüanstan öte bir fark taşıyan soru neden sorulmuyor.
Yeniden yapılanma lafı her zaman 'risk' anlamına geliyor. Risk de bol kazanç demek. Son 25 - 30 yıldır yeniden yapılanan riskli ülkelerin hepsi burnumuzun dibindeydi.
Geçtiğimiz aylarda Aon Corporation ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun birlikte düzenlediği 'Sınır Ötesi Yatırımlarda Risk Yönetimi' seminerinde tam da bu konu tartışılmış, Türk firmalarının riskli ülkelerde yoğunlaşan yatırımlarında, karşılaşabilecekleri riskler ve riskleri azaltma yöntemleri değerlendirilmişti.

Avrasya'da 45 ülkede yatırım var
Aon Türkiye Ülke Yöneticisi Nejat Tolunay, şunları söylemişti:
"Türkiye Müteahhitler Birliği verilerine göre Türk işadamlarının, Avrasya coğrafyasında yaklaşık 45 ülkede yatırımı bulunuyor. Bu ülkelerden altısında Türk yatırımlarının toplam tutarı 500 milyon doları aşıyor. Yaptığımız araştırma, bu ülkelerin aynı zamanda Avrasya coğrafyasındaki en riskli ülkeleri oluşturduğunu gösteriyor. Rusya, Türkmenistan, Kazakistan, Suudi Arabistan, Libya ve Bulgaristan'daki risk oranı, politik risk açısından ortalamanın yüzde 25, genel risk ortalamasında ise yüzde 15 üzerinde bulunuyor. Türk işadamlarının Avrasya coğrafyasındaki ülkelerin ortalamasına göre daha riskli ülkelerde aktiviteleri var. Daha riskli ülkelere yatırım yapıyoruz. Bu nedenle daha fazla korumaya ihtiyaçları var."
Tolunay, pazar kapma gayretiyle riskli ülkelere yönelmek zorunda kalan Türk işadamlarının yatırım yaptıkları ülkeleri, taşıdıkları riskler açısından çok iyi analiz ederek hareket etmeleri gerektiğini de belirtmişti.

Pazar kapma gayreti
Toplantıya Aon Corporation'ın İngiltere Politik Riskler ve Karşı Terör Bölümü Direktörleri Rob Preston ve Martin Stone da konuşmacı olarak katılmış, Türkiye'nin uluslararası alanda kendisini daha iyi anlatarak küresel sermayeden daha fazla pay alabileceğini söylemişti.
Irak'la yapılan ticaret, ne UND'nin 'Güvenlik yoksa taşıma da yok' kararıyla azalacağa, ne de TİM ve RO - DER'in 'Her şeye rağmen ticarete devam' cesaretiyle artacağa benziyor.
Onlarca milyar dolarlık iş yapanların gözünde '1 - 2 milyar dolar' ne ifade ediyorsa, Türkiye de onu ifade ediyor. Bunca ticaret hacmi içinde 'küçük bir ayrıntı' gibi duruyoruz. Ama Türkiye'nin o birkaç milyar dolara ihtiyacı var. Türkiye bu haliyle başından vurulan Murat Yüce'ye benziyor. Onun da 1 milyar TL'ye ihtiyacı vardı.
Irak'la ticaret 'çaresizliğin ticareti' olarak adlandırılabilir. Bu çaresizlik içinde Türk firmaları da Türk çalışanları da kendi kaderleriyle baş başa.

Bir kriz

İKİ PORTRE
Batılı bir kavram olan Sivil Toplum Kuruluşları Türkiye'de karakter değiştiriyor. Aynı amaç ve çıkar için kavga etmesi gereken STK'lardan birinin "ak" dediğine öteki "kara" diyor. UND ile RO - DER'in (ve başkanlarının) arasındaki mücadelenin öyküsü aslında tek örnek değil. Türkiye'de STK'lar da uzlaşamıyor.
Bülent Ecevit, siyaset sahnesinden ayrılırken, bir zamanlar bizlerden saklanan ama artık bilmemiz gerektiğini düşündüğü, artık 'anı' olmuş bilgileri birer birer anlattı. Ancak şimdi öğrenebildik; Bülent Ecevit, 12 Eylül miladının öncesinde ortalık kan gölüne bulanmışken, Demirel'e uzlaşma teklif etmiş. Yine Bülent Ecevit'in anlattığına göre, Süleyman Demirel "Seninle ancak savaş durumunda el sıkışırım" demiş!
El sıkışmadılar. Olanları zaten hepimiz biliyoruz.
Geçtiğimiz haftaya dönelim. Irak'ta silahın genç bir Türk teknisyenine yönelmesi, Türkiye'de yıllar geçse de 'yönetim anlayışının' değişmediğini ortaya koydu. Görüldü ki, savaşta olsa kan da aksa Türkler için 'el sıkışmak' zor.
Bu vahşetin içini sızlatmadığı hiç kimse yoktur kuşkusuz. Ama, yaptığı bir açıklama nedeniyle, RO - DER Başkanı Saffet Ulusoy'un 'canının yanmadığı' gibi bir izlenim doğdu. Ulusoy açıkça suçlandı bile... (RO - DER, TIR'larını RO - RO'ya bindiren nakliyecilerin, yani deyim yerindeyse 'deniz görmüş TIR'ların derneği.')
Uluslararası Nakliyeciler Derneği'nin (UND) Başkanı Çetin Nuhoğlu "Mevcut gelişmeler sonucu Irak'taki ABD yüklerini taşımayı durdurduk" dedi. Yani aynı sektörü temsil eden liderlerden biri 'şövalye' diğeri ise 'duyarsız işadamı' imajı çizdi.
(Oysa, Saffet Ulusoy'un yakın çevresi, onun değil ölüm, basit bir yaralanmada bile göz yaşı dökecek kadar duygusal olduğunu söylüyor.)

Eski ve yeni tartışması
Ulusoy ve Nuhoğlu arasındaki ilişki Türkiye'deki klasik lider ilişkilerini anımsatıyor. Özel sektörde de 'savaş halinde bile el sıkışılmıyor.' Türkiye, şu 'el sıkışmama' meselesi yüzünden yine kaybediyor. Sektör iki dernekle birlikte tam ortasından bölünmüş durumda. Hikaye şöyle:
UND, 1974'te kuruluyor. 1976'da başına Saffet Ulusoy seçiliyor. Ulusoy, tam 25 yıl derneğin başkanı olarak kalıyor. Öyle ki kara nakliye, 'Saffet Ulusoy'un sektörü' olarak anılıyor. Karşısına zaman zaman başba başkan adayları çıkıyor. Ama hiçbiri tutunamıyor.
Ta ki Çetin Nuhoğlu çıkıncaya kadar. Ulusoy, Nuhoğlu'nun 'kısa pantolonlu' halini biliyor. Onun için Nuhoğlu 'dünkü uşak.' 'Uşak' çünkü o da kendisi gibi Karadenizli.
Hatta uzaktan da olsa akrabalar. Bu nedenle sorun önce 'duygusal' nedenlerle alevleniyor. Başkanlığı bırakacağını açıklamadan Nuhoğlu aday oluyor. Oysaki Karadenizli terbiyesi 'çocukların sırasını beklemesini' öngörüyor.
Çetin Nuhoğlu, 2001'de karşısına rakip olarak çıktığında Ulusoy'u 'onursal başkan' olarak ilan ettikten sonra sektörde duyulmamış şeyler söylüyor. 'Misyon' diyor, 'vizyon' diyor, 'şeffaflık, büyüme, teknoloji, eğitim, rekabet, uluslararası işbirlikleri' diye devam ediyor... Sonunda kimsenin ihtimal vermediği bir şey oluyor. Çetin Nuhoğlu sürpriz şekilde başkan seçiliyor. İşte o noktada Saffet Ulusoy 'küsüyor.' UND'ye, Çetin Nuhoğlu'na hatta ona oy verenlere... Küsmekle de kalmıyor. Gidip RO - DER adlı bir dernek kuruyor. Ve sektör bir anda iki dernekle karşı karşıya kalıyor.

Pazarlık gücü yitiriliyor
Başlangıçta nakliyecileri keyiflendiren bir durum oluyor bu. Hangi dernek onlara daha çok avantaj sağlarsa ona gitme gibi bir seçenekleri oluyor. Ama hesaplanamayan bir durum ortaya çıkıyor. Sektör 'pazarlık' gücünü yitiriyor. Muhatapları karşılarında aynı konuda çalışan iki dernek görünce, 'nabza göre şerbet'le işleri idare ediyorlar.
Aile içi kavga, tüm aile bireylerini hırpalamaya devam ediyor. Bu kez de kamuoyu bunu unutacak. Ama sektör yerine 'zararla' oturacak. Uzlaşamamak ne yazık ki, bir 'Türkiye klasiği olarak Türkiye'ye zarar' vermeye devam edecek.

BUSINESS
 En büyük 100 lira başka büyük yok!
 Editörden
 Irak'ta etik sorumluluk maddi ve manevi sorumluluğun önünde
 Bürokratlar Mülkiye, bakanlar İstanbul Üniversitesi ağırlıklı
 Deco'da üretim, beş yeni fabrika... Beyaz eşya ise şimdilik beklemede
 Atatürk'ün bin liralık banknotu 125 bin dolar
 İnternetten hergün 4 bin reklam filmi indiriliyor
 'fotoport.com, günde 2 bin kart baskı yapıyor
 Namaz kılmaya elverişli bacak protezi üretiyor
 VERGİ BARIŞI'NDA DEĞİŞİKLİK:
 Yabancılar ona 'Aga Ugu' diyor
 Türkiye'ye borcunu kitap yazarak ödedi
 Terör
 Romantizm yüklü bir 'şirket' hikâyesi
 Olimpiyatlarda tasarımlar da yarışacak





© 2004 Milliyet