
|
|
|
 |
|
|
Türkiye'ye borcunu kitap yazarak ödedi
Türkiye'de üç yıl süreyle Japonya Büyükelçisi olarak görev yapan ve şu anda Japonya hükümetinde Eğitim ve Bilim Bakanı olarak çalışan Bayan Atsuko Toyama, ülkesine döndükten sonra, Türkiye'yi tanıtan ve yaşadığı üç yıl içindeki anılarına yer verdiği bir kitap yazdı. 'Yüzyılın Dönemecinde Türkiye' adındaki kitap geçtiğimiz günlerde Türkiye'de de Türk - Japon Vakfı tarafından yayımlandı. Toyama, "Japonya'ya döndükten sonra Türkiye'nin Japonya'da pek bilinmediğini anladım ve elimden geldiği kadarıyla kendi deneyimlerimden yararlanarak biraz olsun tanıtımını yapmakla, edinilmesi güç deneyimlere sahip olmamı sağlayan bu ülkeye olan borcumu ödeyebileceğimi düşündüm" diyor
SERKAN ARMAN
"Üç yıldan uzun süren Türkiye günlerimi bitirmiş, Japonya'ya dönerken, dolu dolu anılarım yüreğimde göğe yükseldik. İstanbul'u geçip Bulgaristan sınırını aştığımızı düşündüğüm an, hem bedenimi hem yüreğimi bir rahatlık duygusu kapladı ve 'artık özgürüm' düşüncesi tüm vücudumu sardı."
Bu sözler Ağustos 1996 ve Ekim 1999 yılları arasında Türkiye'de Japonya Büyükelçisi olarak görev almış Atsuko Toyama'ya ait. Yalnız Toyama bu hisse Türkiye'den ayrılmanın sevinci nedeniyle kapılmamış. "Ülkemi temsil ettiğim büyükelçilik görevinin, bilinç altımda gerçekten ağır bir sorumluluk olarak sırtıma yüklenmiş olduğunu farkettim" diyor. Tokyo Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu 1938 doğumlu Toyama 'iki yüzyılın dönemeç noktasında' olarak tanımladığı Türkiye'yi, bir büyükelçi olarak gerçek yüzü ile tanıma fırsatı bulmuş. Toyama, yaşadığı bir çok güzel anının yanı sıra Kocaeli deprem felaketinin üzüntüsüne de ortak olmuş.
'Borcumu ödedim'
Şu an Japonya Eğitim ve Bilim Bakanı olarak görev yapan Toyama, "Japonya'ya döndükten sonra Türkiye'nin Japonya'da pek bilinmediğini anladım ve elimden geldiği kadarıyla kendi deneyimlerimden yararlanarak biraz olsun tanıtımını yapmakla, edinilmesi güç deneyimlere sahip olmamı sağlayan bu ülkeye olan borcumu ödeyebileceğimi düşündüm" diyor.
'Yüzyılın Dönemecinde Türkiye' adlı bir kitap yazan Toyama siyasetten, turizme, sosyal yaşamdan ekonomiye izlenimlerini Japon halkına aktarmayı amaçlamış. Türkiye ekonomisini uzun zaman yakından takip eden Toyama, bu konuda ilginç gözlemlerde bulunuyor.
Japon bakan, Türkiye ekonomisiyle ilgili iyimser olduğunu şu sözlerle dile getiriyor:
"Türkiye'nin liderleri de halkı da Türk ekonomisinin istikrarı ve etkinleştirilmesinin toplumsal gelişmenin ilk koşulu olduğunu düşünüyorlar. Türk ekonomisine ilişkin iki görüş vardır. Birincisi, devasa mali açıklar gibi, makro açıdan bakıldığında sorunların dağ gibi yığıldığı ve bundan sonraki gelişmelerin de zor olacağı görüşüdür. Diğeri ise; öyle de olsa bunun üstesinden gelmek için hükümetlerin çabalarının sürdüğü ve özel sektörün gelişmiş ekonomik faaliyetleri, kayıt dışı ekonominin varlığı ve Türkiye'nin sahip olduğu büyük potansiyel açısından gelişmelerden ümitli olunacağı görüşüdür. Ben ikinci fikri benimsiyorum."
Japonya'dan ithalat çok fazla
Toyama, dost ülke olmasına rağmen, Japonya'dan yapılan ithalatın aşırı derecede fazla olduğunu, fakat Türk ürünlerinin ihraç edilmediğini ve bunun Türkiye'de hoşnutsuzluk yarattığının farkında olduğunu belirtiyor. İstanbul'da ofisi bulunan Jetro'nun (Japon Dış Ticaret Teşkilatı) gayretlerine rağmen, Japonya'nın ihracatının artmamasını ise üzücü buluyor. Toyama, "Japon tüketicilerin ürün kalitesi 'takıntısını' düşünerek, cevap vermekte genelde zorlandıysam da, herşeyden çok Türkiye'nin ürün çeşitlerinden Japon tüketicilerin haberdar olmaması sorun olsa gerek" diyor.
Türkiye'nin döviz kaynağı olarak turizmin çok önemli bir sektör olduğunu vurgulayan Toyama, ülkenin turizm kaynaklarını ise 'sıra dışı' olarak tanımlıyor. Türkiye'ye yılda 100 binin altında Japon turist geldiğini ve bu rakamı az bulduğunu belirten Toyama, "Ancak Türkiye'de yaşayınca ünlü turistik yerlerin tümünde çok sayıda Japon turist görebildim. Yani, benim izlenimlerim istatistiklerden çok farklıydı" diyor.
Bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: "Japonların çokmuş gibi görünmeleri, kısa program içerisinde birçok turistik yeri var güçleriyle dolaşarak, ilgiyle gezmeleri, fotoğraf çekmeleri, not almaları ve canlı bir şekilde zamanlarını geçiriyor olmaları."
Mavi Zümrüdü Anka Operasyonu
Atsuko Toyama, Türkiye ile Japonya'nın benzer yanlarının çok olduğunu, ancak iki ülkenin dünyanın başta gelen deprem ülkeleri olduğunu yaşayarak öğrenmenin şoke edici bir deneyim olduğunu belirtiyor.
Türkiye'ye gelmeden bir Japon deprem araştırmacısının Türkiye'nin etkin fay hatlarını kendisine gösterdiğini söyleyen Toyama, "Haritanın Türkiye topraklarını her yönde kateden etkin fay hatlarıyla kıpkırmızı boyanmış" olduğunu dile getiriyor.
Toyama, görevinin bitimine 50 gün kala gerçekleşen ve 'Kuzeybatı Türkiye Depremi' olarak adlandırdığı Kocaeli Depremi'nde Japonya adına olabildiğince destek olabilmek için didinmiş. Japonya'dan sağlanan parasal yardımın yanı sıra Japon Milli Savunma Teşkilatı'na ait gemilerle Kobe depreminden sonra depremzedelerin kullandığı prefabrik evlerin Türkiye'ye getirilmesinde önemli rol oynamış.
Ertuğrul'dan bir yüzyıl sonra
Toyama, 1890 yılında Japonya açıklarında batan Türk savaş gemisi Ertuğrul'un mürettebatının kurtarılıp geri gönderilmesi olayının Japonya ile Türkiye arasındaki dostluğun başlangıcı olarak anıldığını ve bu olaydan bir yüzyıl sonra Japon savunma gemileriyle Türkiye'ye yardım eli uzatılmasının muhteşem bir olay olacağını düşündüklerini hatırlıyor. Birçok girişim sonrası Toyama'nın düşü gerçekleşince Japon sancak gemisi Bungo, sevkiyat gemisi Osumi ve ikmal gemisi Tokiwa'nın taşıdığı 500 prefabrik ev 19 Ekim 1999'da Türkiye'ye ulaştırılmış.
Bu yardım çalışmasına Blue Phoenix (Mavi Zümrüdü Anka) Operasyonu adının verildiğini belirten Toyama şunları söylüyor:
"Bu ad, Kobe depreminden sonra, şehrin yeniden yapılanmasına, yaratıcı ve ölümsüz bir şehrin kurulması için Phoenix (Zümrüdü Anka) Operasyonu adı verilmesinden ve mavi denizi geçerek konutların yerine ulaştırılmasından esinlenerek verilmişti."
Serçe gibi sevinçli bir adam
Toyama, Türkiye'de bulunduğu süre içinde çok sayıda yer gezmiş. Unutamadığı anılarından birisini şöyle anlatıyor: "Bodrum'un kuzeydoğusundaki dağlar arasındaki kutsal Labranda'yı ziyaret ediyorduk. Yolun kötü olması nedeniyle, araba dağın ortasında kaldı. Yakında, dağın eteklerine yapışıkmış gibi duran bir sürü ev görünüyordu. Sanki eski Japonya'da Genji ailesiyle giriştiği savaşta yenilerek, dağlara saklanan Heiki askerlerinin evlerine benziyordu. Bu arada bir yaşlı, dağ yolundan inerek geldi. Şaşkın bir şekilde, 'Japon musunuz?' diye sordu. 'Evet' deyince birden zıplayıp ellerini çırparak 'Japon, Japon' diye sanki büyük bir kahramanlıkla karşılaşmış gibi sevindi. Japonca'da 'sevinçten serçe gibi sıçramak' deyimi vardır ve yaşlı adamın tam öyle bir hali vardı. Kalbinin derinliğinde Japonlar'a yönelik iyi duygular taşıdığı için olsa gerek. Hâlâ o kırışmış, ama iyi niyet akan güler yüzünü unutamıyorum."
|
|
|

|
|