Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Ağustos 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Normal olmak istiyorum!

Hemen her yerde erkeğin aldatmasının "normal" olduğunda mutabıkız. Peki "normal" nedir?


Şimdi 'benim' kocam beni aldatsa ne yaparım?" sorusu kanımı beynime vurduruyor. Lunaparklardaki "güç ölçer" gibi.
Ne yaparım?
Ondan tiksinirim! Sadece etinden değil, salaklığından, kendini bulma arayışını başka bedenlerde sürdürmesinden, tabii dolayısıyla cehaletinden tiksinirim. Ya da belki bunu bana acı çektirmek için yapmış olabileceği için, böyle bir yöntemin sadece dımdızlak ortada kalmasıyla sonuç bulacağını hesaplayamayacak kadar salak olmasından tiksinirim. E, bu adamla işim ne ki artık! Noktayı koyarım. Ondan önce hayatımı nasıl sürdürüyorsam, sonra da sürdürürüm!
Ama konu el alemin hayatıysa, o zaman "Normal nedir?" diye düşünmek lazım.
Normal: Kurala uyan, alışılagelene uyan. (TDK Türkçe Sözlük)
E, sadece ülkemizde değil, hemen her yerde erkeğin aldatmasının "normal" olduğunda mutabıkız. İçimiz kan ağlasa da, kanayan yaraya merhem misali normalleşme sürecine hızlı bir giriş şart oluveriyor işte.
O zaman milletin aldatıp aldatmaması mevzuuna bu çiklet muamelesi niye?
Bu da basit, hepimiz hayat dersleri çıkarmak için ağzımızı açmış bekliyoruz; "Bakalım kadın ne yapacak, neme lazım başıma gelebilir, normal olduğuna göre!" Kurulu robot hayatlarımızda ekstra tepkiler ne de lüzumsuz, değil mi?
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
İnsanın kendini bulmak için en fazla uğraştığı dönem, üniversiteye başladığı zamanlara denk gelir diye düşünüyorum. Okuduklarımızı anlamaya, onları yorumlayıp hayatımıza entegre etmeye çalıştığımız bir dönemdir. Ben fena halde uyumsuz bir tiptim. Yaşıtlarımla seks ve sevgili geyiği yapmadığım zaman konuşacak hiçbir konu yoktu. Giysiler ve markalar zaten birer ucuz maskeden ibaret olduğu için, hiç mi hiç ilgimi çekmedi. Yani okuyup öğrendiklerinizin hayatta pek karşılığı yok gibi, tabii hazır popüler paketler dışında. Filmler, kitaplar, en çok dinlenen müzikler... Ezbere cümle kalıpları...
Sonra acı çektiğimi fark ettim. "Kafam acıyor" derdim anneme. Tabii bir psikiyatr levhası o sırada tek yöne dönüşüyor.
Psikiyatrın adı hiç unutmadığım isimlerden biri olacak hayatımda; Süha Özaşkınlı. Onu anmazsam olmaz. Hayatımın dönüm noktasında durdu ve ben ona ilk cümlem olarak "Normal olmak istiyorum!" derken gülümsedi, "Normal nedir?" dedi. "Herkes gibi işte..." dedim. "Normal olan sensin belki, bunu düşündün mü hiç?" dedi.
Düşündüm. Hep düşündüm sonra. Her "normal" olarak dayatılan şeyden sonra bunu düşündüm.
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Bir haftadır biraz rahatsız olduğum için bu süre boyunca mail'lerime bakamadım ama baktığımda gelen mail'lere de, çokluğuna da inanamadım. Tamamı neredeyse Tamer Karadağlı ve karısı hakkında fikrimi soruyor. Herkes kendi derdini unuttu mu ne?
Fikrim şu: Evet, onlar "normal" ama sizi onların normalliği ilgilendirmemeli, siz normal misiniz ona bakın.
İyi oyunlar herkese...

Kılavuz karga oyunu!

Erkek: Normal bir hayatımız olsun istiyorum...
Kadın: Nasıl yani?

Bir kadın aldatıldığında neler yapar?

Kocası aldatmış bir kadın bunu bilse de açık açık öğrenmek istemez, erkeğin "Seni seviyorum ve asla aldatmam" demesini bekler.
Eğer durum tamamen ortaya çıkmışsa "Bir daha asla yapmayacağım" demesini bekler.
Bir daha yapmışsa ve bu da ortaya çıkmışsa "Benim suçum değil, kafam iyiydi, kendimi onunla buluverdim, ne şeytan kadın" demesini bekler.
Yine olmuşsa ve ortaya çıkmışsa "Hataydı" demesini ister.
Hatalar artarsa "Erkek adam yapar" demesini ister ve çevresindeki her şey bunu desteklediği için bir normalleşme süreci yaşadığını düşünen kadın durumu kabul eder. Hatta bu durumun en büyük savunucusu olur.
Toplum nezdinde kabul görmek için, arada annesinin evine kaçar ve erkeğin kendini hâlâ sevdiğini kanıtlaması için gelip kendisini almasını bekler.
Gelip alırsa, arada rutin tekrarlara dönüşür bu ve kadın erkekten değil, diğer kadınlardan nefret eder.
Gelip almalar kesilirse, kadın kendi döner erkeğine ve çevresine "onu yalnız bırakmayacağını, yoksa nice kurt tarafından tuzağa düşürülecek bir av olarak göründüğü"nü söyler.
Çevre, "mağdur" olarak kabul gören kadını her zaman erkeğinin yanında görmek ister ve "öteki" kadını dışlar. Ta ki, erkek "öteki" kadınla evlenene kadar...
("Kadınları Kullanma Kılavuzu")

Öptüm sizi

Boxer'ı biliyorsunuz, yeni erkek dergisi. Dergiye lafım yok ama bir erkek arkadaşım dün hararetle anlatıyordu: "Radyoda Boxer reklamında konuşan kadının sesini duydun mu, inanılmaz! Türk filmlerinde yuva yıkan güzel ancak şeytani kadınların sesine benziyor. Diksiyon biraz bozuk ama özel bir bozukluk hali... Sanki ağzında nefis bir şeker varmış da, konuşurken bir yandan da onun tadını çıkarmaktan kendini alıkoyamıyormuş gibi. Ses 'ıslak', evet tek kelime ile bu ıslak bir ses. Ve bu ıslaklık kesinlikle çok seksi. Ama klasik bir şekilde seksi... Hani pavyon ya da bar kızlarının sesleri aslında böyle çıkmalıdır da, bazen çıkmayabiliyordur... Bu ses aynı zamanda görünüşte masum ama ustaca seçilmiş kelimelerle bilinçaltına da vuruyor... Söyledikleri aşağı yukarı şöyle: Erkek kimdir? Neyi ister? Nasıl ister? Öyle bir dergi çıkardık ki, Adem bile dokunsa elleri yanar, vs..." Evet, ben de merak edip radyoda duymak için bekledim. Daha iyi tarif edilemezmiş bu ses. Arkadaşımı da, Boxer'ı da, cıngılı seslendireni de öptüm.

www.ilhanuckan.com

CUMARTESİ
"Bana 'Yapamazsın' diyen hocaya inat sörfçü oldum"
"Bu filmde 20 başrol var, insanların kafası karışacak"
Yeni Bond için 10 aday
Zamane kovboyları
Kadında annelik, doğurganlık ve astroloji
Gus Deluxe partisi ikinci kez İstanbul'da
Virajlar
Sıcaklık cephesinde yeni bir şey yok
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet