|
 |
|
|
Nereye gidiyoruz?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Nietzsche diyor ki... "Derisini değiştirmeyen yılan ölür..."
İzmir'de olan da budur; "Küçük olsun, benim olsun" mantığıyla hareket eden birçok işletme küreselleşen dünyanın gerçeklerini ve rekabet koşullarını iyi okuyamadılar.
Değişim rüzgarının gün gelip kendi mekanlarının üzerinden geçeceğini tahmin edemediler.
Her şeyin eskisi gibi gidemeyeceğini, ürettikleri her malı satamayacaklarını, İstanbul'a gitmenin yeterli olmayacağını düşünemediler.
Hemen hemen her yıl değişen kadroların yerine sokaktaki on binlerce işsizle doldurabileceklerini, iyi yetişen kadroların mutlaka alternatifleri olduğunu söylediler ama bu insanların yerlerine doğru insanları koyamadılar.
* * *
Kentin varoşları yirmi yıl gibi bir sürede dolarken; kaçan beyin göçünün bugün Türkiye'nin en önemli kuruluşlarını yöneten kadrolar olduğunu farkedemediler.
Birkaç yılda bir gelen krizleri iyi yönetemediler; her seferinde gayrimenkul satarak takviye ettikleri sermayelerinin günün birinde tükeneceğini göremediler.
"Şirketlerinizin hedefleri olmalı, hedefe giderken uygun stratejileri olmalı, bunun için de sağlıklı organizasyonlar kurulmalı" diyen danışmanların aldıkları bin dolar göze batarken kaçan milyon dolarları hesap edemediler.
Marka olmayı bir logo yaratarak yapabileceklerini zannettiler; reklamı boşa giden para, sosyal sorumluluk projelerini "Devlet yapsın, belediyeler yapsın" diyerek büyük bir fırsatın kaçıp gittiğini bilemediler.
* * *
Finans kaynakları olan veya bulabilen bir girişimcinin; aynı zamanda planlama, fizibilite, proje yönetiminden de haberdar olması gerektiğini anlayamadılar.
Büyük bir başarı öyküsü için belki de finans gücü ve iyi bir proje kadar cesaret, kararlı adımlar atılması gerektiğini hissedemediler.
Birleşen sermayenin ortak akılla nasıl bir dev olacağını görmelerine rağmen bunu yanlış yöneterek, belki de uzun bir süre böyle çok ortaklı şirketlerin doğmasına engel olabileceklerini öngöremediler.
Elektronik ticaretle Brezilya'dan, Meksika'dan, Avustralya'dan mal sipariş edilen bir dünyaya gidildiğini, bunun için üretimden çok güçlü ve yalın organizasyona ihtiyaç olduğunu farkedemediler.
Şirketlerin yönetimi babadan oğula geçerken kurumsallaşmayı tamamlayamadılar; ne yetkiyi, ne de sorumluluğu paylaşmak istediler.
Daha doğrusu aile bireylerinin sadece sermayeyi yönetmesi gerektiğini; ilk yüze giren birçok şirketin yola aile şirketi olarak çıkıp büyürken bu yolu seçtiklerini anlayamadılar.
* * *
Sonuç...
Bir döneme damgasını vuran, ilkleri yapan firmalar ya kapandı ya da el değiştirmek zorunda kaldı. Böyle olunca da, İzmir gibi Türkiye'nin en önemli ticaret şehri kan kaybetti, her gösterge daha da fazla üzülmemize neden oldu.
Peki önümüzde bizi bekleyen fırsatlar yok mu? Elbette var...
Yeter ki; dünyayı iyi okuyalım, kendimizi iyi tanıyalım. Gelişmelere kapımızı kapatmayalım, yanlışlarımızı tekrarlamayalım.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|