Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Ağustos 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Putlar kırılınca

Popüler kültürümüz, hemen her alanda kahramanlar yaratıyor. Onları el yordamıyla, rastlantılarla buluyoruz. Emekle ya da şansla, eğrisini doğrusuna denk getirerek bulduğumuz kahramanları, insanüstü değerler yükleyip hayallerimizi de katarak canlı putlara dönüştürüyoruz.
Güce tapma ve tapınma illetimiz, onların da illetiyle birleşince ortaya dramatik, trajik sonuçlar çıkıyor.
Süreyya Ayhan da bu ülkenin putlarından biri haline getirildi.
Tıpkı deniz derinliklerine donanımsız dalma rekorlarını deneyerek - kırarak kendine özel bir gündem yaratan Yasemin Dalkılıç gibi...
Yasemin Dalkılıç, Kübalı antrenörü ve sevgilisiyle öylesine bir ihtiras ikilisi oluşturdu ki, ne kural tanıdı, ne yönetmelik, ne de sporcu disiplini... Yerel otoritelerle (Sualtı Sporları Federasyonu) çatıştı. Uluslararası otoritelerin rekorun tanınması için ortaya koyduğu koşullarla bire bir uyuşmayan işler yaptı. İhtirasına, emeğine ve çabasına saygı duyulmasını istedi. Kendinden beklenen saygıyı hep esirgeyerek...
Süreyya Ayhan - Yücel Kop da böyle bir ihtiras ikilisi oldu.

Yakışıyor mu?
Türkiye'nin önümüzdeki 50 yılda bile bulma şansı hayal olan en değerli atleti, görüyorsunuz işte, Atina Olimpiyatları'nın başlamasına sayılı günler kala şampiyon adaylığından şaibeli gündemin kahramanlığına düştüler.
Tapındığımız putlar birden bire kırılıp dağılıverdi.
Süreyya Ayhan - Yücel Kop da, popüler kültürümüzün zirvelerine oturduktan sonra kapılarını herkese kapattılar.
Antrenörlere, bilim adamlarına, kendilerini destekleyen insanlara, sponsorlara, federasyona, öteki sporculara ve medyaya en küçük iletişim fırsatları vermeden kendi içlerine döndüler.
Yücel Kop'un WADA (Dünya Antidoping Ajansı) temsilcilerine karşı takındığı tavır bu ülkeye yakışıyor mu ? Hayır, Yücel Kop neyin yakışıp yakışmadığını hiç düşünmüyor. Kimseyle işbirliği yapmıyor, kimseye yardımcı olmuyor. Kendi küçücük dünyasının maço ölçüleriyle davranıp Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyaya rezil ediyor.
Bu rezillikte elbet bizim payımız da var. O putları biz yaptık, biz taptık.
Mehmet Yurdadön de taptı o puta... Federasyon Başkanı olduğunu unuttu, hem uyudu hem de unuttu.
Hastalık, sakatlık derken, çok ciddi doping kuşkularıyla gündeme oturan Süreyya, acaba kimin kurbanı ?
Yeteneklerinin ve ihtirasının mı ? Çocukluk - genç kızlık ve kadınlık evrelerinde kendisini kuşatıp nefes almasına bile izin vermeyen hoca / koca baskısının mı ?
Yoksa bir madalya uğruna her türlü inisiyatifi, otoriteyi, kural ve yönetmelikleri o hoca / kocaya bırakan federasyon gafleti, ölçüyü kaçırmış devlet şefkatinin mi kurbanı Süreyya?

Beşiktaşlılar birleşin!

Yıldırım Demirören ve arkadaşları, bir yandan futbol takımını yeniden yapılandırmak, öte yandan masa üzerinde bekleyen yığınla projeyi hayata geçirmek için çaba gösteriyorlar.
Futbol takımında Del Bosque, yardımcıları ve çoğu yeni oyunculardan kurulmuş kadro, hep sistemi oturtmak, hem de başarmak zorunda. Gerçekten sabıra ve anlayışa ihtiyaçları var...
Demirören, acaba gerçekten 17 milyon dolarlık bir borçla mı aldı kulübü, yoksa daha finansal sorunlar mı var, bilemiyoruz... Performansın, başarının ötesinde bir temizliğe de gereksinimi var Beşiktaş'ın... Ciddi operasyonlar bekliyoruz.
Bunca zorluk ve beklenti içinde yapay gündem oluşturmak Sergen'in takımda oynayıp oynamayacağı üzerinde yoğunlaşarak Del Bosque'yi acımasızca eleştirmek, yönetimin transfer etkinliklerine borç batağı kampanaları çalarak bakmak, üçlü rekabette bazı kulüpler devletten yeni himayelerle korkunç avantajlar kazanırken içe dönük fesat kazanları kaynatmak, bazı Beşiktaşlılara hiç yakışmıyor.
Beşiktaş'ın öncelikle birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Bölünmüşlüğe değil. Hele seçim kaybetmiş bazı başkan adaylarını "muhalefet lideri" olarak nitelendirip gürültü çıkarmak, Beşiktaş'a yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Beşiktaşlı dostlar, irdeleyin, eleştirin ama asla yıpratmayın. Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan değerleri harcamayın...
Sabredin, bölünmeyin, birleşin!

'No hope No dope !'

Olimpizmin babası Baron Pierre de Couberten ile amatörlüğün inatçı savunucusu Avery Brundage'in kemikleri sızlıyordur şüphesiz... Spordaki başarı tutkusu, milyon dolarlara varan ödüller ve ücretler öylesine bir çark yarattı ki, spor spor olmaktan çıktı.
Dünya her geçen gün başarıya ve paraya ulaşmak için olmadık deneylerle adalelerini, akciğer kapasitelerini, güçlerini geliştirip yaşamını ölümcül tehlikelere atan sporcuları tartışıyor. Başarıya ulaşmak için başvurulan inanılmaz hileler gündeme geliyor.
İnsanın kapasitesini ve sınırlarını geliştirmek artık klasik antrenman metodolojisiyle mümkün görünmüyor. Amerikalıların dediği gibi "No dope, no hope!" Türkçesi şu: "Doping yoksa umut da yok!"
Bu milyon dolarlık kazançlar, sporcuyu pistleri hipodroma dönüştüren ödüller, kumar deyimi "Jackpot"u spora sokan zihniyet devam ederse,hiç kuşkunuz olmasın kıçına motor takan atletleri de görür bu dünya!

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
KIEV KAPLANI: 1-2
Ümraniye hareketlendi
Fatura çok ağır!
Aslan'a kötü haber!
Doğan sevinemedi
Bana komplo kurdular
Mutlu hedefe kilitlendi
Haber turu...
OLİMPİYAT'A DOĞRU
Maç içinde maç
Putlar kırılınca
İşte Trabzon
At yarışları
Avrupa Ligleri
Rüya gibi geçti: 68-80
Ufku genişledi!
Voleybolda milli mesai





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Bilgin GÖKBERK
Maç içinde maç
İkinci periyodun ortalarıydı, sahada yüzde yü...
Atilla GÖKÇE
Putlar kırılınca
Popüler kültürümüz, hemen her alanda kahraman...
Ercan GÜVEN
İşte Trabzon
Dinamo Kiev hakkındaki her türlü şehir efsane...



 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2004 Milliyet