|
Rezalet ve ötesi...
3 hafta önce İstanbul - Ankara arasındaki hızlandırılmış tren seferi, Başbakan Tayyip Bey'in at binme gösterisine dönmüş; hızlandırılmış tren, Pamukova yöresinden geçerken, vagonlar sağa sola savrulmuş, 38 kişi ölmüş, 100'e yakın kişi yaralanmıştı.
Bu arada hızlandırılmış trenin, raylar üstünden geçmeye alışık inek sürülerini biçip miçip herhangi bir sakatlığa neden olmaması için de; demiryollarının kıyılarına "inek nöbetçileri" konmuştu...
Hızlandırılmış trenin 3 hafta önce sağa sola savrulan vagonlarından sonra da; tren seferlerinin 2 hafta boyunca durdurulmuş olmasına rağmen, büyük bir azim ve özveriyle görevlerini sürdürdüler "inek nöbetçileri"...
***
Önceki gün de yine 2 tren kazası birden oldu. Çarşamba sabahı saat 8 sularında Eskişehir'de bir yük treni yoldan çıktı. Öğleden sonra saat 16 sularında da, Ankara'dan gelen Başkent Ekspresi, banliyö seferini yapan ve ters taraftan gelen Adapazarı Ekspresi ile Gebze Tavşancıl'da burun buruna geldi ve çarpıştı. Şimdilik 9 ölü, 60'ı hafif, 86 yaralı...
Gerek teknik, gerek politik açıklamalar ve bir miktarı münasip de tartışmalar sürüp gidiyor...
***
İkinci tren kazasının tüm Türkiye'yi ayağa kaldırdığı sırada, Elazığ'da da 5.5 şiddetinde bir deprem oldu. Merkez üssü Sivrice olan depremde, köylerdeki kerpiç evler yıkıldı, 1 kişi öldü, 12 kişi yaralandı. İlçe Emniyet Müdürlüğü, PTT gibi resmi binalar ve resmi lojmanlar çatladı, hasar gördü...
***
Yine aynı süre içinde İstanbul'da yağan yağmurlarla da, 1275 yeri sular basmış; 6 ay önce Silvan'dan gelmiş bir ailenin 3 çocuğu, yerleştikleri bodrum katında boğularak ölmüştü. Kentin trafiği ise alabildiğine aksamıştı.
***
Gerçi tren kazaları için Ulaştırma Bakanı, eski Mecelle'nin ünlü "makes misal olmaz - negatif örnek, örnek olmaz" ilkesine boş vererek, karayollarında da yılda 5 bin kaza olduğunu tekrarlaya tekrarlaya, tren kazalarında ölenlerle yaralananların sayısını küçümsemeye çalışıyor ama; Türkiye'nin durumu, iktidar edebiyatını çok aşan bir durum...
Yüzeysel makyajlar ve "Türk'e Türk propagandaları"yla, öz gerçekleri peçelenmiş olan Türkiye'nin, artık gerçek yüzü çıkmakta ortaya...
Birleşmiş Milletler'in yaptığı açıklamalara göre, "insanların yaşam kalitesi" açısından Türkiye'nin, 177 ülke arasında 88'inci basamakta; yani efendim, 25. basamakta bulunan Yunanistan'dan da, 60 basamak aşağıda olmasının somut göstergeleri hepsi...
***
Türkiye kendi öz gerçekleriyle hiçbir zaman yüz yüze getirilmedi.
Örneğin, 1947'de ABD'nin Türkiye'de karayolları seferberliğini başlatmasından bu yana; demiryollarına kaç milyar dolar harcandı, silah alımlarına kaç milyar dolar harcandı?..
Aynı süre içinde parlamentodaki partilerle, politikacılardan kim kurcalamaya kalkmıştı ki, bütçe yasalarındaki bu akıl almaz dengesizlikleri?
***
Bu tür konuların gündeme getirilmediği ve kamuoyundan saklandığı ülkeler, Üçüncü Dünya ülkeleridir.
Ve içimize sinmese de, olup bitenlere bakarak itiraf etmek zorundayız ki; Türkiye de, o ülkelerden biridir...
Bunun bir kanıtı da, son yüzyıldaki iç darbeler, siyasal idamlar, siyasal hapisler, siyasal sürgünler ve yerinde infazlarla çeşit çeşit kitap yasakları...
Ne yazık ki Türkiye, 20. yüzyılı da, baştan sona ıskaladı.
***
Gerek doğal, gerek teknik olaylarla, küreselleşme süreci; politik propagandaların çalıp durduğu davullara kulak asmıyor...
Son tren kazalarında, 5 - 10 tane de Hazine'den geçinmeli makam sahibi ölseydi; görürdünüz Ulaştırma Bakanı'nın başına neler geleceğini.
Ama ölenler, sıradan insanlar...
Üçüncü Dünya ülkelerinde, sıradan insanların hiç mi hiç yoktur önemi...
Kopenhag kriterleri, gerçekte Türkiye'deki bu yamuklukla zıtlaşıyor.
***
Denize kıyıları da olan bir ülkede; "ulaşım ve taşımacılık", karayolları, demiryolları, deniz yolları arasında dengeli bir bölüşüme göre yapılır...
Türkiye'de ağırlık karayollarındadır; hem de petrol ithal eden bir ülke olduğumuz halde...
***
Sorun, ne bugünkü iktidar, ne de dünkü iktidar sorunu...
Sorun 1945'te Washington - Ankara kucaklaşmasıyla sarmaş dolaş olma politikalarından, içeride en çok kimlerin yararlanmış olduğu sorunu...
1971'de Cevdet Sunay Paşa ne diyordu:
- Donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor...
Bir süper güç, donunuza kadar her şeyinizi verdiğinde; donunuzun içindekine kadar, her şeyinizi de alabilir...
Ve siz, 1947'de motorlu tren seferlerini başlatsanız bile, gereken yatırımları yapamazsınız demiryollarına...
Bu tür konulara dikkati çekmek isteyen kalemlerin hayatlarına, bol bol kezzap dökmeye kalksanız bile...
c.altan@prizma.net.tr
|
|